<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Mecelle-i Fürahnek</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur</link>
	<description>Beneath the Ground Alternatif Kültür Blogu</description>
	<pubDate>Sun, 30 Nov 2008 21:58:42 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Baran</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/30/baran/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/30/baran/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Nov 2008 21:50:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aynaimarzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<category><![CDATA[Dram]]></category>

		<category><![CDATA[macera]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[
Yönetmen &#38; Yazar: Majid Majidi
Oyuncular: Hossein Abedini (Latif), Zahra Bahrami (Baran), Mohammad Amir Naji (Memar).
&#8220;Şuna da ne oluyor, Farsî kanı mı vardır nedir? Her ay tanıtacak Farsî bir şeyler buluyor&#8221; diyenleri duyuyor gibiyim. Şimdi inceleyeceğim film de İran sinemasından zira.
Biraz itiraf gibi olacak, ama ben izlediğim filmlerin uyuşturuculu, katillik üzerine, daha doğrusu tam bir karanlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/baran.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-79" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/baran.jpg" alt="" width="270" height="401" /></a></p>
<p>Yönetmen &amp; Yazar: <a href="http://www.imdb.com/name/nm0006498/">Majid Majidi</a></p>
<p>Oyuncular: Hossein Abedini (Latif), Zahra Bahrami (Baran), Mohammad Amir Naji (Memar).</p>
<p>&#8220;Şuna da ne oluyor, Farsî kanı mı vardır nedir? Her ay tanıtacak Farsî bir şeyler buluyor&#8221; diyenleri duyuyor gibiyim. Şimdi inceleyeceğim film de İran sinemasından zira.</p>
<p>Biraz itiraf gibi olacak, ama ben izlediğim filmlerin uyuşturuculu, katillik üzerine, daha doğrusu tam bir karanlık atmosfer içerisinde olmasına dayanamıyorum pek fazla. Etkisinde uzun süre kaldığım içindir belki, ama izlesem de hakkında bir şeyler yazasım gelmez hiç. İzlediğim film, etkilemeli beni, derin düşüncelere sevketmeli, sarsmalı hatta; ama bunu ani bir etki ile değil, izledikten sonra düşündürerek; farklı sonuçlar çıkarmamı sağlayarak yapmalı. Şu ana kadar pek az izlemiş olduğum  İran filmleri tam aradığım etkiye sahip filmler oldu diyebilirim. Felsefi ve edebi yönü ağır basan kültürlerinin bir minyatürünü bulmak mümkün bu filmlerde. Sansürün etkisi ne derecedir tam bilemiyorum; ancak söyleyeceklerine imgelerle dokunup geçen (aslında iz bırakıp da geçen desek daha doğru olur), özetlediğinizde basit gibi duran bir hikayeyi bu imgelerle derinleştiren, etki bırakan filmlerdir bunlar. Baran adlı Majid Majidi&#8217;nin filmi de bunlardan biri.</p>
<p>Filmin çıkış konusunu İran&#8217;a göçmüş Afgan mülteciler oluşturuyor aslen; hiç bir sosyal güvenceleri olmaksızın kaçak olarak çalışan işçilere ilaveten Türk asıllı Latif&#8217;i de esas karakter olarak işliyor. Latif tam delikanlılık çağlarında, muzip, işine göz koyanları hiç de affetmeyen bir karakter. Filme, Latif&#8217;in olgunlaşma serüveni de diyebiliriz bir açıdan, başka bir açıdan genel olarak işçilere, özel olarak kadın ve aşka dair söyleyecekleri de var Majid Majidi&#8217;nin (imgelerle birleştirerek).</p>
<p>Biraz Spoiler gibi olacak belki, ama  pek bir gülümseten sahneyi söylemeden geçemeyeceğim; Türk kökenli olmaları sebebiyle bazı yerlerde şiveli bir Türkçe&#8217;ye rastlamaktayız Baran&#8217;da. Aslında Farsça konuşmalarına rağmen, nadiren (kızdıklarında mesela) Türkçe cümleler de kurmaktalar:</p>
<p>Mütahhit Memar ile işçiler arasında yevmiye konusunda tartışma geçer. (Türkmen asıllı sanırım) Memar dayanamaz artık ve  Farsça&#8217;yı bırakır kenara, sayıklanır:<br />
-Paba geş de, senin de halen hoş deeğel.</p>
<p>Tabi işçiler anlamaz, onlar da &#8220;Memar Farsça söyle de biz de anlayalım.&#8221; diye cevap verirler. Bir de onlara açıklama yapar tekrardan Memar.</p>
<p>&#8220;Cennetin Çocukları&#8221; adlı Oscar&#8217;a aday gösterilmiş filmin de yönetmeni olan Majid Majidi, bu filmle de Montreal Film Festivali dahil toplam pek çok da ödül almış. Etiketlere baktığınızda Dram yazıyor, ancak bu filmi Hollywoodvari bir dram olarak görmek çok yanlış olur, hatta sıradan dramları sevenlerin pek beğenebileceğini, hikayesini bir yerden okuduğunda (bu yüzden tam bir şekilde hikayeden bahsetmedim) burun kıvıracağını da belirteyim. Onlar da ön yargılarını yıkıp, filmin sanatsal ve şiirsel imgelerine, söyleyeceklerine kulak vererek farklı bir deneyim yaşyabilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/30/baran/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Master and Commander: The Far Side of the World (2003)</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/08/master-and-commander-the-far-side-of-the-world-2003/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/08/master-and-commander-the-far-side-of-the-world-2003/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2008 17:59:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>montezaus</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<category><![CDATA[denizcilik]]></category>

		<category><![CDATA[macera]]></category>

		<category><![CDATA[savaş filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[
İtiraf edeyim, ismini ilk duyduğumda filmle ilgili baya yanlış bir izlenim edilmiştim. Gerçekten de en aldatıcı isme sahip filmlerden bir tanesi Master and Commander. Filmin bu ismine bir de konusunun denizcilik, deniz savaşları oluşu eklenince habire savaşan, dört bir yanı dolaşan cesuryürekvari insanları anlatan bir film görmeyi beklemiştim şahsen. Onun yerine tarihi öğelerle bezenmiş, 1800lerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master_and_commander_the_far_side_of_the_world.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-74" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master_and_commander_the_far_side_of_the_world.jpg" alt="" width="280" /></a></p>
<p style="text-align: left">İtiraf edeyim, ismini ilk duyduğumda filmle ilgili baya yanlış bir izlenim edilmiştim. Gerçekten de en aldatıcı isme sahip filmlerden bir tanesi Master and Commander. Filmin bu ismine bir de konusunun denizcilik, deniz savaşları oluşu eklenince habire savaşan, dört bir yanı dolaşan cesuryürekvari insanları anlatan bir film görmeyi beklemiştim şahsen. Onun yerine tarihi öğelerle bezenmiş, 1800lerin başlarında gemiciliğin geldiği noktayı ve özellikle deniz yaşamını oldukça isabetli şekilde yansıtan, zamanını epik kahramanlardan, büyük dramalardan çok, geçtiği dönemde sıradan sayılabilecek insanları, olayları anlatmaya ayıran tarihi bir film bulmak oldukça hoş bir sürpriz olmuştu.</p>
<blockquote><p>Nisan - 1805<br />
Napoleon Avrupa&#8217;nın efendisi.<br />
Yalnıca Britanya donanması ona karşı durabiliyor.<br />
Okyanuslar artık savaşalanı.</p>
<p>HMS Surprise<br />
28 Top, 197 Mürettebat. Kuzey Brezilya Kıyıları</p>
<p>Amirallik Emirleri:<br />
<em>Kaptan J. Aubrey&#8217;e</em><br />
Savaşı Pasifik sularına taşıma amacındaki, Pasifik rotasındaki Fransız gemisi Acheron&#8217;u bul. Batır, yak, ya da ele geçir.</p></blockquote>
<p style="text-align: left">Bu satırlarla açılan film, yukarıda verilen bilgilerden de anlayabileceğiniz gibi Napoleon Savaşları döneminde, Şanslı Jack olarak da bilinen Kaptan Jack Audrey&#8217;nin (Russell Crowe) komutasındaki HMS Surprise fırkateyninde geçiyor. Russell Crowe&#8217;un Doktor Stephen Maturin rolündeki Paul Bettany ile başrolünü paylaştığı film; Patrick O&#8217;Brian&#8217;ın yazdığı 20 kitaplık serinin ilk ve onuncu kitapları olan <em>Master and Commander</em> ve <em>The Far Side of the World</em> &#8216;den, yönetmen Peter Weir&#8217;ın beş senelik önçalışmasının ardından uyarlanmış.</p>
<p style="text-align: left">Hazırlanırken tarihi tutarlılığa sahip olması için azami özenin gösterildiği filmde, gemiler olsun, askeri üniformalar, teşhizatlar, taktikler olsun, mürettebat seçiminde o dönem Kraliyet Donanması&#8217;nda görev alan denizcilerin etnik kökenlerini doğru bir biçimde yansıtılması olsun normalde bir filmin sadık kalmasını beklediğimiz detayların yanında, örneğin daha önce hiçbir deniz filminde görmediğim donanmada doktorların, ya da gemi kıyıya yanaştığında gerekli bakımları, tamirleri gerçekleştiren marangozlar, çeşitli başka işçilerin oynadığı rol gibi, çocuk yaştaki mürettebat bolluğu, İngiliz soyluların çocuklarının teğmenlik gibi görevlerde bulunmaları gibi gördüğümüzde şaşırtan, o döneme ait bir donanma gemisini, gemideki hayatı doğru biçimde yansıtmak için tarihi bakımdan gerekli olan beklenmedik ayrıntıların da sunulması film için ayrı bir zenginlik olmuş.</p>
<p style="text-align: left">Hikaye anlatımı kimi izleyicileri, macera ve savaş vaad eden bir Hollywood filmine göre oldukça farklı oluşuyla hayalkırıklığına uğratabilecek olsa da bu <em>Master and Commander</em> için kesinlikle artılar hanesine yazabileceğimiz bir farklılık olmuş. Filmde denizcileri aksiyon sahnelerinden çok, hiçbir şey yapmadıkları, ya bir şeyleri bekledikleri, ya sosyal bir şeyle yaparak birlikte zaman geçirdikleri, ya da sıradan başka şeylerle meşgul oldukları sahnelerde görüyoruz. Ancak bu durum yönetmenin pek çok uyarlama filminin aksine <em>Master and Commander</em> &#8216;da hikayeyi yalnızca en sinematografik en hareketli, aksiyon dolu bölümleriyle anlatmayı seçmeyişinden kaynaklanıyor. Kitabı okumamış olsam bile anladığım kadarıyla filmde kitaptaki hikaye, karakter anlatımı ve kimi yerlerde verilen döneme ait altmetinler mümkün olduğunca yansıtılmaya çalışılmış. Savaş konsepti de o dönemin tarihi olarak ilgi çekici nitelikteki ayrıntılarıyla, dönem koşullarının, teçhizatların, gemilerin mümkün olduğunca yaratıcı kullanımları ve zamane imkanların mümkün kıldığı dahiyane sayılabilecek taktikler önplana çıkarılarak malzeme edilmiş.</p>
<p style="text-align: left">Altmetin demişken ekleyelim, hikayede denizciliğin insanlığa olan etkilerinin ve açtığı ufukların da işlendiğini görüyoruz. Hatta &#8220;son yıllarda çekilmiş en iyi Star Trek filmi&#8221; şeklinde filmin bu yönünü vurgulayan bir yorumla da karşılaşmıştım. Özellikle Galapagos sahnelerinde, evrimsel düşünce üzerinden vurgulanan doğanın çok daha fazla durumunu, şekillendirdiği daha fazla gerçeklikleri gözlemleyip, sahip olduğumuz bilgileri ve doğa üzerine bilinen kabulleri bu gözlemlerle tekrar sorgulayabilme imkanıyla bilimin ve düşünce tarihinin nasıl zenginleştiğinin altı çizilmiş; bu anlamda özellikle Dr. Stephen Maturin karakteri üzerinden denizciliğin bilinen dünyanın sınırlarını genişletmesiyle önayak olduğu gelişim hikaye içerisinde vurgulanmış.</p>
<p style="text-align: left"><em>Master and Commander: The Far Side of the World</em> filmini herkese, özellikle tarih severlere tereddütsüz tavsiye ederim. Filmde dönemin dünyası ve gemi yaşamı o kadar güzel ve zengin biçimde aktarılmış ki zamanında filmi izledikten sonra 1700lerin sonu-1800lerin başında geçen bir masaüstü RP oyunu oynama fikri gelmişti aklıma. Filmde döneme dair bilgilerin yanında biraz da diğer kaynaklardan bilgi edinerek bu gayet tad alarak gerçekleştirilebilirdi de. Neyse, filme dönelim ve yazımızı şöyle bitirelim: İzleyin. İzleyin dedim =).</p>
<p style="text-align: left"><strong>Yönetmen:</strong> Peter Weir<br />
<strong>Oyuncular:</strong> Russell Crowe, Paul Bettany, James D&#8217;Arcy, Edward Woodall, Chris Larkin, Max Pirkis, Jack Randall</p>
<p style="text-align: left"><strong>Linkler:<br />
</strong><a href="http://www.masterandcommanderthefarsideoftheworld.com/">Filmin Websitesi</a><br />
<a href="http://www.imdb.com/title/tt0311113/">IMDb Sayfası</a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-75" style="vertical-align: middle" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master1-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-76" style="vertical-align: middle" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master2-300x171.jpg" alt="" width="300" height="171" /></a></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-77" style="vertical-align: middle" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/master3-300x150.jpg" alt="" width="300" height="150" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/08/master-and-commander-the-far-side-of-the-world-2003/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Dresden Dolls - No, Virginia (2008)</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/07/the-dresden-dolls-no-virginia-2008/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/07/the-dresden-dolls-no-virginia-2008/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2008 21:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>montezaus</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Albüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[alternative rock]]></category>

		<category><![CDATA[brechtian punk cabaret]]></category>

		<category><![CDATA[dark cabaret]]></category>

		<category><![CDATA[indie]]></category>

		<category><![CDATA[post-punk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[
Bildiğim grupları orjinalliklerine göre sıralayacak olsam The Dresden Dolls kesinlikle ilk sıralarda anacağım gruplardan olurdu. Kendilerine ait, böylesine ayırt edilebilir bir müzikal karaktere sahip olan çok az grup vardır gerçekten de. Brechtian punk cabaret olarak isimlendirdikleri tarzlarıyla pek çok insanın beğenisini kazanan, üç çok başarılı albüm çıkarmış olan grup, bu sene içerisinde çıkardığı No, Virginia [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/folder1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-72" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/folder1.jpg" alt="" width="280" height="280" /></a></p>
<p style="text-align: left">Bildiğim grupları orjinalliklerine göre sıralayacak olsam The Dresden Dolls kesinlikle ilk sıralarda anacağım gruplardan olurdu. Kendilerine ait, böylesine ayırt edilebilir bir müzikal karaktere sahip olan çok az grup vardır gerçekten de. Brechtian punk cabaret olarak isimlendirdikleri tarzlarıyla pek çok insanın beğenisini kazanan, üç çok başarılı albüm çıkarmış olan grup, bu sene içerisinde çıkardığı <em>No, Virginia</em> albümüyle yayınlanmamış çalışmalarını, yıllardır birikmiş B-sideslarını sevenleriyle paylaşmayı amaçlamış.</p>
<p style="text-align: left">Üç albümden bu kadar yayınlanmamış parça çıkmış olması olağandışı sayılabilecek olsa da grubun yeni bir müzikal tarzı olabildiğince iyi yansıtma kaygısı taşıdığını dikkate alırsak bu durumu normal karşılayabiliriz. Keza bu albümde yer alan parçalar da Amanda Palmer&#8217;ın (piyanist, vokal) dediğine göre pop tarzına fazla yakın oldukları için ayıklanmış, diğer albümlerde yayınlanmamış. Oturtmak istedikleri farklı bir tarz varken grubun en ufak bir sıradanlık hissinde gözünün yaşına bakmadan parçaları albüm dışında bırakmaları da anlaşılabilir olsa gerek.</p>
<p style="text-align: left">Ancak bu durum <em>No, Virginia</em> albümünün zayıf kalmasının da başlıca sebebi olmuş. Ne piyano alıştığımız The Dresden Dolls piyanosu, ne şarkı sözleri grubun sevdirdiği tadda, temalarda, aynı şekilde şarkıların yapılandırmaları, ritmler&#8230; Kısaca sayabileceğiniz her türlü müzikal öğe grubun güçlü, ilgi çekici yanlarını tam olarak yansıtamıyor. Hal böyleyken şarkıları iyileştirmekten vazgeçip zamanında onları bir kenara koymuş olan grup elemanları, tekrar üzerlerine eğildiklerinde de çok bir şey eklememişler. Lirikleri zayıf olan parçalar -Amanda Palmer bu konuda özellikle çok yaratıcı, çok üretken olmasına rağmen- öyle bırakılmışlar, pop denilen, müzikal anlamda zayıf kalan parçalar kaderlerine terkedilmiş, üzerlerinde çok uğraşılmamış, parçalar her yönüyle üvey evlat muamelesi görmüş gibi.</p>
<p style="text-align: left">Bir diğer hayalkırıklığı yaratan noktaysa kimi şarkılarda sözlerin, kimilerindeyse melodilerin yayınlanmış şarkıları fazlaca andırıyor oluşu. Belki yayınlanmamış parçalardaki sözlerin, temaların bazıları yayınlanan şarkılara ilham vermiş, belki gene bu albümdeki şarkıların yapılandırmaları kendilerinden sonra hazırlanmış, ancak grubun yayınladığı albümlerde yer almış olan şarkılar hazırlanırken de kullanılmış ama Dresden Dolls&#8217;un, sevenlerini iki yıl gibi uzun bir süre beklettikten sonra eskiyi bu kadar andıran, yeni şeyler sunmayan parçalarla onların karşılarına çıkmaları hiç de iyi durmamış. Grup bu sürede <em>No, Virginia</em>&#8216;da yayınlanan parçalar haricinde bir şeyler üzerinde çalışmamış, yakın zamanda yeni bir albüm çıkarmaya da hazırlanmıyorsa bu süreyi oldukça boş geçirmiş gibi görünüyorlar.</p>
<p style="text-align: left">Gene de eğlenceli parçalardan yoksun değil albüm, seveceğiniz şarkılar bulacaksınızdır mutlaka. Ancak bu fırsatı grubun önceki albümlerini (tekrar?) keşfetmek için kullanırsanız daha faydalı olabilir. The Dresden Dolls daha önce duymadığınız bir grupsa kendilerine bir kulak vermenizi tavsiye ederim.</p>
<p style="text-align: left"><strong>Grup Elemanları:<br />
</strong>Amanda Palmer - Vokal, Piyano<br />
Brian Viglione - Davul</p>
<p style="text-align: left"><strong>Önceki Albümleri:<br />
</strong>2003 - The Dresden Dolls<br />
2004 - A Is For Accident<br />
2006 - Yes, Virginia</p>
<p style="text-align: left"><strong>Linkler:<br />
</strong><a href="http://www.dresdendolls.com/">Websiteleri</a><br />
<a href="http://www.myspace.com/dresdendolls">MySpace Sayfaları</a><br />
Videoklipler: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=-Mlsg-QD6rI">Good Day</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=sO5APfKnR50">Girl Anachronism</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=YAnyYTjjhJ0">Coin-Operated Boy</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pl3P8xCOUeY">Sing (The Alternate Cut)</a>,  <a href="http://www.youtube.com/watch?v=CzkoKDCcQqs">Sing (Chapter II / Original)</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=K9zMizbLHYk">Backstabber</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=vY2WLMf0F_c">Backstabber: The Dresden Dolls vs. Panic! at the Disco</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=Awnjw36mNEs">Shores of California</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=9yC6xftLzrY">Night Reconnaissance</a></p>
<p style="text-align: left"><strong>Şarkı Listesi:</strong><br />
1. Dear Jenny<br />
2. Night Reconnaissance<br />
3. The Mouse and the Model<br />
4. Ultima Esperanza<br />
5. The Gardener<br />
6. Lonesome Organist Rapes Page-Turner<br />
7. Sorry Bunch<br />
8. Pretty in Pink<br />
9. The Kill<br />
10. The Sheep Song<br />
11. Boston</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/07/the-dresden-dolls-no-virginia-2008/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Lost Ones</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/05/the-last-ones/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/05/the-last-ones/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2008 19:34:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aynaimarzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çizgi Roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[
Bant dergisinin Eylül sayısında tanıştım The Lost Ones ile. Karakter tasarımları özellikle dikkatimi çekmişti, zaten sitesi üzerinden de pdf formatında indirilebildiği için, bir çırpıda bakıverdim (tabi İngilizcem çok az olduğu için epey yavaş okudum). Sonrasında sizlerle de paylaşayım istedim.
Hikaye, 30 gün 30 gece gibi sinemaya da uyarlanmış eserleri olan yazar Steve Niles tarafından yazılmış olup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones.jpg"><img class="size-full wp-image-70" style="vertical-align: middle" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones.jpg" alt="" width="400" height="500" /></a></p>
<p>Bant dergisinin Eylül sayısında tanıştım The Lost Ones ile. Karakter tasarımları özellikle dikkatimi çekmişti, zaten sitesi üzerinden de pdf formatında indirilebildiği için, bir çırpıda bakıverdim (tabi İngilizcem çok az olduğu için epey yavaş okudum). Sonrasında sizlerle de paylaşayım istedim.</p>
<p>Hikaye, 30 gün 30 gece gibi sinemaya da uyarlanmış eserleri olan yazar Steve Niles tarafından yazılmış olup Duncan, Roxy, Cynthia ve Rasheed&#8217;in zaman yolculuklarını anlatıyor,  tabi oldukça ilginç karakterlerle de karşılaşıyorlar yolculuklarında; uzaylı kovboylar gibi. Hikaye açısından çok beklentili bir yapım değil aslında; ama çizimler, daha doğrusu bu projede farklı bir yolun izlenmesi ilginç kılıyor The Lost Ones&#8217;ı:</p>
<p>4 bölümlük hikayenin her bir bölümü farklı çizerler tarafından tasarlanmış. Evvela 1. bölümü de çizen Dr. Revolt, tüm karakterlerin de eskizlerini oluşturmuş.  Diğer bölümler de sırasıyla, tasarım ve illüstratör, Morning Breath, Kime Buzzelli ve Gary Panter tarafından kendi teknikleriyle oluşturulmuş. Dr. Revolt ve Gary Panter kalemle çizip Photoshop&#8217;ta boyamasını yaparken, Morning Breath kolaj ve mürekkep çizimleriyle, Kime Buzzelli ise sulu boya tekniğiyle karşılıyor bizi ki, en güzel bölüm tasarımı da Morning Breath ve Kime Buzzelli&#8217;ninkiler diyebilirim. Özellikle Kime Buzzelli diyorum, zira bilgisayar kullanmadan tüm kareleri tek tek  boyamış.</p>
<p>The Lost Ones hikayesiyle olmasa bile, ilginç karakterleri ve tasarımıyla oldukça farklı ve güzel bir çizgi roman olmuş. <a href="http://www.zune-arts.net/" target="_blank">Sitesine</a> girip bir bakın derim.</p>
<p>Dr. Revolt:<br />
<a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones1-2.jpg"><img class="size-full wp-image-66" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones1-2.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p>Morning Breath:<br />
<a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-64" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones1.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones2.jpg"><img class="size-full wp-image-67" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones2.jpg" alt="" width="300" height="400" /></a></p>
<p><a href="http://kimebuzzelli.com/home.html" target="_blank">Kime Buzzelli:</a><br />
<a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones3.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-68" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones3.jpg" alt="" width="500" height="312" /></a></p>
<p><a href="http://www.garypanter.com/" target="_blank">Gary Panter</a>:<br />
<a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones4.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-69" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/the_last_ones4.jpg" alt="" width="500" height="312" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/05/the-last-ones/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kaiser Chiefs - Off With Their Heads (2008)</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/02/kaiser-chiefs-off-with-their-heads-2008/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/02/kaiser-chiefs-off-with-their-heads-2008/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2008 21:33:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>montezaus</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Albüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[britpop]]></category>

		<category><![CDATA[indie]]></category>

		<category><![CDATA[rock]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[
Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/folder.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-63" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/11/folder.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: left">Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o hevesle bir de &#8220;dinleyeyim de mecelleye yazayım ben bunu&#8221; diye düşünmüş bulunmamdandır.  Ya da Kaiser Chiefs&#8217;in zamanında şarkılarıyla kendini sevdirmiş bir grup olmasından da olabilir, ki bu gerçek Off With Their Heads&#8217;in başarısızlığını örtmekte yetersiz kalıp, ancak yarattığı hayalkırıklığını arttırıyor maalesef.</p>
<p style="text-align: left">Şarkılarına bakınca, grubun söyleyecek yeni bir sözünün, yapacak yeni bir şeyinin kaldığını söyleyebilenin oldukça zor olduğunu görüyoruz. Ortaya bir albüm çıkmış ama rafları doldursun diye çıkarılmış sanki. Üzerine düşünülmüş, kayda değer bir şeyler yapılmış gibi görünsün diye feci zekice olduğu sanılan bir ton ucuz laf, gözlem, slogan aralara serpiştirilip oldukça bayat ve boş olan şarkılar makyajlanmaya çalışılmış ama bunu yaparak pek de bir şey başarılamamış.</p>
<p style="text-align: left">Sorun albümde iyi-güzel hiçbir şeyin olmayışı değil aslında. Bir iki iyi, eğlencelik parça var mesela. Ya da son zamanlarda baya bir isim yapmış olan, kendine ait Versions adında oldukça keyifli bir albümü de bulunan Mark Ronson&#8217;ın prodüktörlüğünün albüme kattıklarından da bahsedebilirdik. Ama geri kalan her şeyin aptallık derecesinde tek düze, tahmin edilebilir ve fabrikasyon ürünü niteliğinde oluşu albümdeki iyi şeyleri anmadan önce elimizi bir kere daha vicdanımıza götürmemize neden oluyor. Yeni bir şey sunan, içeren parça olduğunu söylemeye gerçekten de bin şahit lazım. Şarkı isimlerinden tutun, şarkılarda söylenenlere, şarkıların yapılandırılmalarına kadar her şey orjinallikten, kaliteden olabildiğince uzak. Hızımı alamayıp, huzurunuzda Brezilya dizileri, hatta ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam ne kadar orjinalse bu albüm de anca o kadar orjinaldir diyiveriyorum hatta. Aman tanrım, ne yaptım ben böyle?</p>
<p style="text-align: left">Neyse, pek olumlu bir şey söylemeyi beceremediysek de en azından incelediğimiz her şeyin iyi olması gerekmediğini göstermiş olduk. Aylardır Oyunezer köşesini okuyor oluşunuz sizin de bir şeyler ezme güdünüzü harekete geçirdiyse Mecelle&#8217;de her zaman hoş karşılanacağınızı aklınızda bulundurabilirsiniz =). Ezmeyelim de besleyelim mi zaten, ne yapalım böylesini? Hakettiğini buldun Kaiser efendi, sızlanma hiç.</p>
<p style="text-align: left"><strong>Linkler:</strong><br />
<a href="http://www.kaiserchiefs.co.uk/">Grubun Websitesi</a><br />
<a href="http://www.myspace.com/kaiserchiefs">MySpace Sayfaları</a><br />
Klipler: <a href="http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&amp;videoid=42209347">Never Miss A Beat</a>, <a href="http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&amp;videoid=43575420">Spanish Metal</a><br />
Canlı Performanslar: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=lbLdahUPJw8">Never Miss A Beat</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=GQqS8K34hjM">Like It Too Much</a>,  <a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZR6fsSF6MFo">Can&#8217;t Say What I Mean</a></p>
<p><strong>Şarkı Listesi:</strong><br />
1. Spanish Metal<br />
2. Never Miss a Beat<br />
3. Like It Too Much<br />
4. You Want History<br />
5. Can&#8217;t Say What I Mean<br />
6. Good Days Bad Days<br />
7. Tomato in the Rain<br />
8. Half the Truth<br />
9. Always Happens Like That<br />
10. Addicted to Drugs<br />
11. Remember You&#8217;re a Girl</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/11/02/kaiser-chiefs-off-with-their-heads-2008/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Niyaz - Nine Heavens</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/29/niyaz-nine-heavens/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/29/niyaz-nine-heavens/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Oct 2008 18:11:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aynaimarzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Albüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[Dünya müziği]]></category>

		<category><![CDATA[Etnik]]></category>

		<category><![CDATA[Farisî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[
Doğuya olan merakımı hep sorgulamışımdır. Doğuyu özel kılan neydi? doğu dillerine, ülkelerine, kültürlerine olan merakımın sebebi gördüğüm eğitimden mi kaynaklanıyordu ki? Hayır, sebebini bulumadığım başka bir şeyler vardı. Ta ki bir gün Anıl, Azam Ali&#8217;den bahsedip o büyülü sesini dinletene kadar.
Azam Ali&#8217;nin sesi doğuyu anlatıyor, doğuya olan merakımın cevaplarını sunuyordu. Hüzünlü, acı, tatlı, en önemlisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/niyaz.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-57" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/niyaz-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Doğuya olan merakımı hep sorgulamışımdır. Doğuyu özel kılan neydi? doğu dillerine, ülkelerine, kültürlerine olan merakımın sebebi gördüğüm eğitimden mi kaynaklanıyordu ki? Hayır, sebebini bulumadığım başka bir şeyler vardı. Ta ki bir gün Anıl, Azam Ali&#8217;den bahsedip o büyülü sesini dinletene kadar.</p>
<p>Azam Ali&#8217;nin sesi doğuyu anlatıyor, doğuya olan merakımın cevaplarını sunuyordu. Hüzünlü, acı, tatlı, en önemlisi de hisli. O derece ki, şehrin monoton gündelik hayatında rutinleşmiş işlerin körelttiği, çeşitli etkenlerle taşlaşmış ruhuma &#8220;hissetmeyi&#8221; hatırlatıyordu, yani insan olduğumu. Tıpkı doğu gibi. Her dinleyişte buruk bir tat bırakmayı da başarıyordu. Nasıl da hissetmeyi unuttuğumu hatırlattığı için belki de.</p>
<p>Kim peki bu hisli hisli söyleyerek bizi büyüleyen kız?</p>
<p>Kendisi İran doğumlu; fakat daha ufakken annesi tarafından Hindistan&#8217;a gönderiliyor. Daha sonraları rejimin İran&#8217;a gelmesiyle birlikte hep beraber Amerika&#8217;ya göç ediyorlar. Azam Ali&#8217;nin solo çalışmaları olduğu gibi (Elysium for the Brave; Portals of Grace), Niyaz ve Vas gruplarında da vokal olarak çıkıyor karşımıza. Ayrıca Mercan Dede&#8217;nin Nefes adlı albümündeki Dem isimli şarkıyı seslendirdiğini de ekleyeyim. Nine Heavens ise Niyaz grubuyla birlikte çıkardığı son albümü. Fakat belirtmem lazım ki Azam Ali&#8217;yi ilk defa dinleyecekseniz Portals of Grace albümünü dinlemelisiniz, zira ilk dinlemede Niyaz grubuyla çıkardığı albümler biraz farklı gelebilir.</p>
<p>Gelelim Niyaz&#8217;a. Azam Ali tarafından kurulmuş bir grup Niyaz (ayrıca Niyaz kelimesi bektaşilikte de saygı duruşunu ifade için kullanılıyor). Grubun adı olan Niyaz isimli bir albüm çıkarmışlardı 2005 yılında. Zaten Nine Heavens da tarz olarak evvelki albümden çok farklı değil, dinlediğinizde aynı havayı alıyorsunuz yeni albümden de. Loga Ramin Torkian (Azam Ali&#8217;nin kocası, 2003 yılında evlenmişler); Carmen Rizzo müzik ve şarkıların oluşumunda Azam Ali ile ortaklaşa çalışırken, Ulaş Özdemir bağlama, Ömer Avcı davul ve bendir, Pandit Radha Prasad ise bansuri gibi çeşitli çalgılarla eşlik etmişler.</p>
<p>Albüm&#8217;de ilk göze çarpan parça Aşık Dertli&#8217;nin yazmış olduğu &#8220;Beni Beni&#8221; adlı türkü ki Azam Ali bu şarkıyı çok içli bir şekilde söylemiş (Türkçe olarak hem de). Yazdığı eserlerle Urdu diline büyük katkılar sağlamış Emir Hüsrev Dehlevi&#8217;nin iki şiirini de bestelemişler (Molk-E-Divan, Sadrang). Geri kalan parçalar da gerek Urduca yazılmış şiirler (Tamana, Ishq - Love And The Veil) gerekse de Farsça geleneksel halk şarkılarından oluşuyor (Allah Mazare ve Feraghi). Tabi asıl güzel ve bizi sevindiren albümün bir de akustik versiyonunun olması ki asıl bu versiyonunu beğendim ben. Özellikle Beni Beni ve Allah Mazera akustik versiyonunda defalarca dinlenesidir, bıkmadan usanmadan dinlettiriyor.</p>
<p><a href="http://www.niyazmusic.com/">Web</a> sayfasından da bahsetmek istiyorum biraz. Tezhip ve hat ile yazılmış harflerden/kelimelerden oluşan çok hoş bir tasarımı var, özellikle reviews (hat örnekleri) ve news (tezhip örnekleri) bölümündeki tasarımda gözüm kaldı diyebilirim. Zaten siteye ilk girdiğinizde Beni Beni türküsü karşılıyor sizi.</p>
<p>Hazır Beni Beni demişken söyleyeceklerime Aşık Dertli&#8217;nin şu sözleriyle son vereyim bari:</p>
<p>Dertliye tükenmez nice dert verdin, ala dert verdin,<br />
ne çekmeğe sabır; ne gayret verdin,<br />
ne saltanat verdin; ne devlet verdin,<br />
ya niçin getirdin dost dost,<br />
dünyaya beni beni; dost beni beni&#8230;</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/niyaz2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-58" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/niyaz2-300x178.jpg" alt="" width="300" height="178" /> </a></p>
<p>1- Beni Beni <br />
2- Tamana <br />
3- Feraghi: Song of Exile <br />
4- Ishq: Love and the Vei <br />
5- Allah Mazare <br />
6- Iman <br />
7- Molk-e-Divan <br />
8- Hejran <br />
9- Sadrang. </p>
<p>Akustik versiyon:<br />
1- Allah Mazare <br />
2- Beni Beni <br />
3- Sadrang <br />
4- Tamana <br />
5- Feraghi: Song of Exile <br />
6- Hejran <br />
7- Ishq: Love and the Vei <br />
8-  Molk-e-Divan (acoustic)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/29/niyaz-nine-heavens/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bloc Party - Intimacy (2008)</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/28/bloc-party-intimacy-2008/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/28/bloc-party-intimacy-2008/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 11:44:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>montezaus</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Albüm]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[indie]]></category>

		<category><![CDATA[rock]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[
Aralık sayısıyla 2008&#8242;e veda ederken bu sene çıkan albümlerden atladıklarıma da tekrar bir bakayım, mecellemize kazandırayım dedim. Tabii bu haylazlar da kabahatlerini biliyorlar, &#8216;biz ilk olalım, bi kere hızını aldı mı yemediğimiz laf kalmaz monte dededen&#8217; diyip bir heves öne çıktılar ama yanıldıklarını da pek bir geç anladılar. Şşt kime diyorum Kele -hasbinallah nası isimmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/folder.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-60" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/10/folder.jpg" alt="" width="240" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: left">Aralık sayısıyla 2008&#8242;e veda ederken bu sene çıkan albümlerden atladıklarıma da tekrar bir bakayım, mecellemize kazandırayım dedim. Tabii bu haylazlar da kabahatlerini biliyorlar, &#8216;biz ilk olalım, bi kere hızını aldı mı yemediğimiz laf kalmaz monte dededen&#8217; diyip bir heves öne çıktılar ama yanıldıklarını da pek bir geç anladılar. Şşt kime diyorum Kele -hasbinallah nası isimmiş bu da-, inmeyecek o ayak, tek ayak havada, hadi canım. Uyarmayacağım bir daha.</p>
<p style="text-align: left">Öncelikle Bloc Party ile daha önce tanışmamış olanlara diğer albümlere öncelik vermelerini tavsiye edeyim. Grubun albümlerini kronolojik olarak; Silent Alarm, A Weekend In The City, Intimacy sırasıyla dinlemenizde grubu daha iyi tanımanız bakımından fayda var. Gerçekten çok da iyi çalışmalar bulunmakta saydığım albümlerde. Hem grubun karakterini daha iyi anlamaya, hem de grubun bu albümü çıkarırken bir yere kadar sadık kalma kaygısı güttüğü geçmişini görebilmeye katkısı olacağını düşünüyorum ilk olarak önceki albümlerini dinlemenin.</p>
<p style="text-align: left">Neyse efenim; başarılı bir geçmişi olan, sevgimizi de kazanmış bulunan grubumuzun yeni albüm çıkardığını duyduğumuzda da heyecanlandık dolayısıyla. Önceki albümlere damgasını vurmuş Helicopter, Banquet, Like Eating Glass, Song For Clay, Hunting For Witches gibi şarkıları aklımızda, geri kalan diğer birçok iyi parçayı da unutmadan açtık albümü, başladık dinlemeye vakit kaybetmeden. Neler buldun neler gördün derseniz, öncelikle karşımda müzik çizgisini önemli ölçüde değiştirmiş bir Bloc Party&#8217;yi bulduğumu söyleyebilirim. Kele Okereke&#8217;nin (vokal) ağzından dökülen ilk sözün &#8216;I want to declare a war&#8217; olmasıyla da grubun cephanesini hazırlamış,  bu değişimi gerçekleştirmeye hazır ve istekli olduğunun işaretini de alıyoruz zaten bir yerde.</p>
<p style="text-align: left">Anladığım kadarıyla, grubun alışıldık Bloc Party çizgisinin dışına çıkma, müziklerini farklılaştırma isteğinin altında yatan neden artistik ifadeye daha bir ağırlık verme, ciddiyet kazandırma arzusu olmuş. Örneğin fazlaca kullanılan synthesizerların çok da özensizce kullanılmadığını, liriklerdeki ifadeleri kuvvetlendirmesinin, bu amaçla şarkıya uygun bir hava kazandırmasının amaçlandığını farketmek mümkün. Aynı şekilde şarkılardaki vokal kullanımının, gitar kullanımının, kimi yerlerdeki ritmler, özellikle aksak ritmlerin ve şarkıların etkileyici, atmosferik anlamda kuvvetli biçimle sonlandırılmasının da albümdeki genel anlatımı, belki kaygı, hayalkırıklığı, arzu, istek, ihtiyaç gibi hisleri taşıyacak şekilde kurgulanmış olduğu söylenebilir.</p>
<p style="text-align: left">Ancak sonucun yeterince bütünlük göstermeyişi, grubun elektronik ve deneysel çabalarının müzik içerisinde belki o kadar da anlamlı bir yere oturtulamayışının sorun olduğu söylenebilir. Intimacy bu anlamda ilk dinlediğimde alışamadığım, sevemediğim albümlerden biri oldu. Hatta benim için çok kötü bir albüm olmaktan kötü bir albüm olmaya terfi edişi bile baya uzun sürdü aslında. Belki Bloc Party’nin Silent Alarm zamanlarındaki belirgin, ayırtedilebilir müzikal karakterine fazlaca alışık olduğumdandır ama Intimacy’deki elektronik öğeleri gerçekten yersiz, anlamsız bulmuştum uzun bir süre için. Şimdi belki de alıştığımdan, o zaman gereksiz gelenler fazlaca kulağımı tırmalamadığından grubun bu anlamda yaptığı olumlu şeyleri daha kolay farkedebiliyorumdur ama grubun müziklerini deneyselleştirme, elektronikleştirme işini daha iyi kotaramayacağı anlamına gelmiyor bu. Tamam her şeye rağmen iyi denilebilecek bir albüm, ama özellikle yeniliklerin yapıldığı böyle bir döneminde Bloc Party’nin daha bitmiş bir iş çıkarması çok daha iyi olurdu.</p>
<p style="text-align: left">Vurgulamadan geçmeyelim, albümün Kele Okereke&#8217;in yaşadığı bir ayrılık sonrası ortaya çıkmış ve birçok şarkıda ayrılık temasının işleniyor oluşu bir dönem çokça dillendirilmişti. Bu anlamda albüm lirikleri bakımından da belirli bir iddiaya sahip, ancak bilemiyorum, pek değerlendiremedim kendi adıma. Şarkı sözlerinin iyiliği-kötülüğü herkese göre değişir tabii ama Bloc Party bu yönüyle nedense çok da tatmin etmemiştir beni hiçbir zaman. Onun dışında eski Bloc Party dinleyicilerindenseniz ve grubun elektronik olaylara girmesine de şüpheyle yaklaşıyorsanız Bloc Party&#8217;nin sizleri de unutmadığını söyleyelim. Albümde Halo, Trojan Horse gibi grubun alışıldık müzik tarzını bir yere kadar taşıyan iyi şarkılar da bulunmakta.</p>
<p style="text-align: left"><strong>Linkler:<br />
</strong><a href="http://www.blocparty.com/">Grubun Resmi Websitesi</a><br />
<a href="http://www.myspace.com/blocparty">Myspace Sayfaları</a><br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=JLIXbrdVlR4">Grupla Ropörtaj (Xfm)</a><br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=FbuSklIkrks&amp;feature=related">Bir Diğer Ropörtaj (BBC)</a><br />
Canlı Performans: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=NS99Mb9OfyU">Ares</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=nfwTReWCCMw">Halo</a> (radyo yayını), <a href="http://www.youtube.com/watch?v=51IXRSnkBd4">Trojan Horse</a>, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=D4UA-YYQIu8">Signs</a></p>
<p style="text-align: left"><strong>Şarkı Listesi:<br />
</strong>1. Ares<br />
2. Mercury<br />
3. Halo<br />
4. Biko<br />
5. Trojan Horse<br />
6. Signs<br />
7. One Month Off<br />
8. Zephyrus<br />
9. Better Than Heaven<br />
10. Ion Square</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/10/28/bloc-party-intimacy-2008/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>The Elegant Universe</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/26/the-elegant-universe/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/26/the-elegant-universe/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 10:34:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>montezaus</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>

		<category><![CDATA[belgesel]]></category>

		<category><![CDATA[fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[
Fizikte olağanüstü şeyler yaşandığı, özellikle CERN&#8217;deki deneyle birlikte yeni keşiflerin eşiğinde olunduğunun düşünüldüğü günlerdeyiz. Gerek yaşanacak şeylerin bir parçası olma isteğiyle, gerekse karadelik oluşacağı iddiasının olaya biraz da magazinsel bir boyut katmasıyla herkesin bakışları her zamankinden daha çok fiziğe çevrilmiş durumda. Gerçi deney bir dahaki seneye kaldı ama ben gene de durumdan istifade konuyla ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/09/elegantuniverse.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-55" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/09/elegantuniverse-211x300.jpg" alt="" height="398" /></a></p>
<p>Fizikte olağanüstü şeyler yaşandığı, özellikle CERN&#8217;deki deneyle birlikte yeni keşiflerin eşiğinde olunduğunun düşünüldüğü günlerdeyiz. Gerek yaşanacak şeylerin bir parçası olma isteğiyle, gerekse karadelik oluşacağı iddiasının olaya biraz da magazinsel bir boyut katmasıyla herkesin bakışları her zamankinden daha çok fiziğe çevrilmiş durumda. Gerçi deney bir dahaki seneye kaldı ama ben gene de durumdan istifade konuyla ilgili bir şeylere yer vereyim, The Elegant Universe&#8217;le ilgili bir şeyler karalayayım dedim.</p>
<p>Genelde CERN&#8217;in Atlas deneyi gibi toplumun ilgisini çekmiş, güncel şeyler söz konusu olduğunda konuyla ilgili bir fikrimiz, yeri geldiğinde bir iki laf edecek, olayla ilgili görüş belirtecek kadar bilgimiz olsun isteriz sanırım. Tek başına dünyanın sonunun gelme söylentisi bile, kabul edelim, en azından bir iki futbol yorumcusunun ağzına düşmeyi, sabah programlarında tartışılmayı hak ederdi herhalde. Ama nedense ne televizyonlarda, ne dışarıda arkadaş ortamında, ilgili-ilgisiz insanların yorumda bulunduğu bir manzarayla karşılaşamadık. Bunun nedeni de biraz barizdi gerçi, biliminsanları çıkmış protondu, 11 boyuttu, maddeye kütleyi veren parçacıktı, evrenin ilk anlarının tekrar yaratılmasıydı, bir ton fantastik olaydan bahsediyordu, ve böyle şeyleri anlamış görünüp üstüne bir de insanın kendisine otorite havası verip konuyla ilgili görüşünü belirtmesi de pek kolay olmasa gerekti. Panik yapmayın arkadaşlar, The Elegant Universe sizler için burada.</p>
<p>Belgesel, Columbia University&#8217;nin fizik departmanı profesörlerinden Brian Greene tarafından yazılan, aynı isimli kitaptan uyarlanmış. Kitabın da, belgeselin de en önemli özelliği, fizikten anlamayan kişilere bile bir fikir verebilmesi, gerek konunun fizik tarihindeki yerini, gerek konuyla ilgili kavramları gayet zahmetsizce anlatabilmeyi başarabilmesi. Bu da konuya ilgili oldukça uzun bir giriş yapılarak başarılmış, ki bunun bir güzelliği de 20.yy&#8217;da fizikte yaşanan gelişmeleri, nereden nereye gelindiğini, buradaki her bir gelişmenin içeriğini ve önemini aktarabilmesi olmuş. Dolayısıyla yalnızca belgeselin odak noktası olan string teorisiyle ve m-teorisiyle değil, genel görelilik olsun, uzay-zamansal doku olsun, quantum fiziği olsun, izleyicinin pek çok konuyla ilgili fikir sahibi olmasına imkan verilmiş.</p>
<p>Belgeseldeki örnek ve animasyon bolluğu da dikkat çekici. 11 boyutun olması gibi kafamızda canlandırılması güç olan şeylerle bile ilgili oldukça açıklayıcı örneklerin bulunması konunun anlaşılabilirliğine katkı sağlıyor. Konuyla ilgili zaten bilgisi bulunan birisiyseniz de, anlatılanları zaten biliyor olsanız dahi bunların, kimi kavram ve teorilerin geliştirilmesinde oldukça önemli yeri olan fizikçileri belgeselde yer aldıklarını, anlatımlara katkıda bulunduklarını, kimi kavramları ve olayları kendi ağızlarından anlattıklarını görmek eminim sizi de sevindirecektir.</p>
<p>Yazıya CERN&#8217;in deneyiyle başlamam aldatmasın, sonlarına doğru CERN&#8217;den ve Atlas deneyinden bahsedilse bile doğrudan bu konu üzerine çekilmiş değil belgesel. Gene de bu deneyin sonuçlarının ne bakımdan önemli olduğunu, supersymmetry ve gravitonlar gibi varlıklarına dair işaretlerin görülmesi umulan bazı şeylerin altında nelerin yattığını, nasıl kanıtlanabileceklerini, kanıtlanmalarının, gözlemlenmelerinin önünde daha önce hangi engeller olduğunu görebilmeye yardımı olacaktır. Yalnız bir konuda uyarayım, bu konularda daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız belgesel yalnızca bir basamak olabilir sizin için. Bazı şeylerin neden önemli olduğu, sonuçlarının ne kadar önemli olduğunu ve insanların bunlara neden bu kadar değer verdiği vurgulanmış olsa bile, ne olduğu, ne yaptığı çok fazla açıklanmayan bazı kavramlar mevcut. Sanırım kitap, belgesele kıyasla bu konularda daha derine iniyormuş. Konuya olan yabancılığınızı gidermeye katkısı olsa bile, tek başına The Elegant Universe&#8217;den içindeki bütün teorileri, bu teorilerdeki kavramları vs. açıklamasını beklememek lazım dolayısıyla.</p>
<p><strong>Linkler:<br />
</strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0377171/">IMDb Sayfası</a><br />
<a href="http://www.pbs.org/wgbh/nova/elegant/">PBS&#8217;deki Sayfası</a><br />
<a href="http://www.pbs.org/wgbh/nova/elegant/program.html">Belgeseli Online Olarak İzleyebileceğiniz PBS Sayfası</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/26/the-elegant-universe/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yoldaş Pançuni</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/25/yoldas-pancuni/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/25/yoldas-pancuni/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2008 23:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aynaimarzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<category><![CDATA[Mizahi roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[

&#8220;Biz halkın öz bilincine sonuna kadar saygılıyız ve ona herhangi bir şekilde görevini hatırlatmayı uygun görmüyoruz, sadece şunu haykırmakla yetiniyoruz:
Kahrolsun alçaklar! Kahrolsun ihbarcılar! Kahrolsun hainler! Yaşasın bilinçli Dzabılvar gençliği!&#8221;
Bazı insanlar vardır, konuştuklarında herkesi kendilerine kilitlerler, iyi konuşmacılardandır ve konuşmak onlar için ufaklık zamanlarından gelme bir ihtiyaçtır. Peki bu insanlar konuşmaktan başka bir işle meşgul olmayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin-left: 5px;margin-right: 5px;vertical-align: middle;float: left" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/09/pancuni1.jpg" alt="" width="333" height="450" /></p>
<blockquote>
<p style="text-align: left">&#8220;Biz halkın öz bilincine sonuna kadar saygılıyız ve ona herhangi bir şekilde görevini hatırlatmayı uygun görmüyoruz, sadece şunu haykırmakla yetiniyoruz:</p>
<p>Kahrolsun alçaklar! Kahrolsun ihbarcılar! Kahrolsun hainler! Yaşasın bilinçli Dzabılvar gençliği!&#8221;</p></blockquote>
<p>Bazı insanlar vardır, konuştuklarında herkesi kendilerine kilitlerler, iyi konuşmacılardandır ve konuşmak onlar için ufaklık zamanlarından gelme bir ihtiyaçtır. Peki bu insanlar konuşmaktan başka bir işle meşgul olmayı istemez ve sevmezlerse ne yapar? Görünen o ki Yoldaş Pançuni buna bir çare bulmuş; devrimci olmak. Sorun şu ki, devrimciliği yorumlayışı epey farklı Pançuni&#8217;nin, neticede ortaya pek bir trajikomik durumlar çıkarmaktan başka pek de bir işe yaramaz.</p>
<p>Ermenice yazılmış olmasına rağmen,  karakterleriyle sözde sosyalistlere yaptığı iğnelemelerden mütevellit sanırım, Ermenistan&#8217;da 1989 yılına kadar yayınlanmamış Yoldaş Pançuni, hem de Yervant Odyan&#8217;ın diğer tüm kitapları yayınlandığı halde. Normalde üç bölüm olan öykü de bize sadece iki öykü olarak çevrilmiş. Üçüncü öykü Inger P. Pançuni Darakrutyan Meç (Yoldaş Pançuni Sürgünde) ise çevrilmemiş (niye çevrilmemiş acaba?).</p>
<p>Yervant Odyan, Ermeni Millet Nizamnamesi olarak bilinen Osmanlı&#8217;daki ilk anayasa örneğinin hazırlayıcılarından Krikor Odyan&#8217;ın yiğeni ve Saray mimarlığına yükselen Boğos Odyan ailesine mensup, gençliğinde ailesinin çevresinde olan çeşit çeşit aydınla sohbet imkanı bulmuş, pek çok öykü, makale ve romanlarıyla Ermenice düzyazısına önemli katkıları olmuş bir yazar. &#8220;Yoldaş Pançuni&#8221;, İstanbul&#8217;da ilk bölümü &#8220;Arakelutyun mı i Dzabılvar&#8221; (Dzabılvar Misyonu) adıyla 1909 yılında tefrika edilmiş, 1911 yılında ikinci bölümü, 1923 yılında ise son bölümü Bükreşte yayınlanmış. Odyan ise 1926 yılında kanserden dolayı vefat edip Kahire&#8217;deki Ermeni mezarlığına defn edilmiş, geriye pek çok eser bırakarak.</p>
<p>Elimizdeki Türkçe basılmış Yoldaş Pançuni de  Aleksandr Saruhan&#8217;ın çizimlerini yapıp yayınladığı Kahire basımlı kitabın çevirisi. Söz konusu çizimlerin mizahi yönü daha fazla ortaya çıkardığını da eklemeliyim tabi, Pançuni&#8217;nin şaşkın, ukala tavırları gayet güzelce karikatür şeklinde çizmiş.</p>
<p>Neticede göndermelerle dolu, yer yer gülümseten bir kitap Yoldaş Pançuni. Sözümü  (beni pek bir gülümsettiği çin tercih ettiğim), Yoldaş Pançuni&#8217;nin görevlerini merkez komiteye rapor halinde gönderdiği mektupların sonuna yazmayı eksik etmediği, para ile ilgili isteklerinden oluşan bir örnekle bitireyim:</p>
<blockquote><p>&#8221; Mütevazı çalışmalarım hakkında döşendiğiniz övgülere teşekkür ederim. Keşke onun yerine biraz para yollasaydınız. Manevi teşvikler fiziksel ihtiyaçları karşılayamaz; bu teknik bir gerçek.&#8221;</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/25/yoldas-pancuni/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hiroshima Mon Amour</title>
		<link>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/07/hiroshima-mon-amour/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/07/hiroshima-mon-amour/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Sep 2008 16:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aynaimarzi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Film]]></category>

		<category><![CDATA[Dram]]></category>

		<category><![CDATA[Romantik]]></category>

		<category><![CDATA[Savaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/blog/kultur/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[
  

Yönetmen: Alain Resnais
Yazar: Marguerite Duras
Oyuncular: 	Emmanuelle Riva/Elle, Eiji Okada/Lui
Imdb 
-Sen hiç bir şey görmedin Hiroşima&#8217;da. Hiç.
-Her şeyi gördüm. Her şeyi.
-Hastaneyi de gördüm, eminim gördüğüme.
-Bir hastane var Hiroşima&#8217;da. Nasıl görmemiş olabilirim?
-Hiroşima&#8217;daki hastaneyi görmedin. Hiç bir şey görmedin Hiroşima&#8217;da.
Dünyada insanların birbirine çektirdiği felaketlerin fotoğraflarını görüyoruz, belgesel filmlerini izliyoruz, belki de felaket bölgesini ziyaret ediyoruz felaketlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>
 <img class="alignleft" style="margin-left: 5px;margin-right: 5px;vertical-align: middle;float: left" src="http://beneaththeground.org/blog/kultur/files/2008/09/hiroshima.jpg" alt="" width="284" height="400" /> </span></p>
<p style="text-align: left"><span><br />
Yönetmen: Alain Resnais<br />
Yazar: Marguerite Duras<br />
Oyuncular: 	Emmanuelle Riva/Elle, Eiji Okada/Lui<br />
<a href="http://www.imdb.com/title/tt0052893/">Imdb</a> </span></p>
<blockquote><p>-Sen hiç bir şey görmedin Hiroşima&#8217;da. Hiç.<br />
-Her şeyi gördüm. Her şeyi.<br />
-Hastaneyi de gördüm, eminim gördüğüme.<br />
-Bir hastane var Hiroşima&#8217;da. Nasıl görmemiş olabilirim?<br />
-Hiroşima&#8217;daki hastaneyi görmedin. Hiç bir şey görmedin Hiroşima&#8217;da.</p></blockquote>
<p>Dünyada insanların birbirine çektirdiği felaketlerin fotoğraflarını görüyoruz, belgesel filmlerini izliyoruz, belki de felaket bölgesini ziyaret ediyoruz felaketlerden sonra ve o felaketi gördüğümüzü iddia ediyoruz; ama aslında görmemişizdir hiç bir şey. Fotoğraflarda, filmlerde gördüğümüz şeyler sadece birer imgedir, gerçeğe en yakını sunabilseler de bize, gerçek değildir o. Sadece gerçeğin bir yansıması, bir parçasıdır, tamamı değil. Fransız Elle, sevgilisi Lui&#8217;ye Hiroşima&#8217;yı gördüğünü söylediğinde Lui tüm gördüklerine rağmen Elle&#8217;in Hiroşima&#8217;yı görmediğini iddia eder. Fakat Elle de ısrarla gördüğünü iddia eder, zira cidden o da kendi Hiroşimas&#8217;ını tüm yıkıcılığıyla yaşamıştır, Elle&#8217;in felaketi bittiğinde başlar asıl Hiroşima felaketi.</p>
<p>Hiroşima görüntüleri bizim de belleğimize sunulur 15 dakika boyunca, iki sevgilinin en özel anından görünen parçalarla birlikte.  Elle aslında Paris&#8217;in Nevers&#8217;idir, Lui ise Hiroşima. Hep Elle anlatır kendisini, Lui&#8217;ye dair mimar olmasının dışında bir iki bilgi verilmesiyle yetinilmesi de sanki, Avrupa&#8217;nın daima kendi felaketlerini öne çıkarıp geri kalanını görmezden gelmesine bir atıf olabilir belki.  Çünkü Hiroşima da Bosna, Irak&#8217;ta olduğu gibi bir ötekidir, kendi felaketlerini anlatmak varken ötekiye olan kuru üzüntü yeter de artar hem değil mi?</p>
<p>90 dakikanın sonuna geldiğimizde bir film değil de kitap okumuş hissi bırakır damağımızda Hiroşima sevgilim.  Kuşkusuz bunda en büyük pay yazar  Marguerite Duras&#8217;a aittir, zira yönetmen hikayenin tıpkı bir kitap gibi olmasını ister ve Duras da döktürür (diyaloglar özellikle çok etkiledi beni, hatta sadece altyazıları oturup tekrar okudum). Bunu söylersem haddimi aşar mıyım bilmiyorum (ödül almış, yeni dalga filmlerinden biri olarak gösteriliyor Hiroşima Mon Amour sonuçta), ancak özellikle bazı repliklerde Elle&#8217;in tepkileri zoraki geldi bana biraz. Belki yönetmenin filmi bir drama şeklinde sunmak isteyişinden de kaynaklanıyor olabilir bu durum, gerçekçi olmak değil önemli olan.  Son kertede yazarın etkisi midir filmi böylesine etkileyici kılan, yoksa yönetmen midir karar veremedim tam. Her ikisidir diyecek olsam da gönlüm yazardan yana daha ağır basmakta.</p>
<blockquote><p>Aşkın boyutlarına göre kurulmuş bu kent, sen boyuma göre yaratılmışsın benim.<br />
-Kimsin sen? Öldürüyorsun beni.<br />
Susamıştım, aldatmaya, &#8230; Yalan söylemeye susamıştım. Ve ölüme, ta başından beri. Bir gün karşıma çıkmanı bekliyordum hep, sessizce, sonsuz bir sabırsızlıkla|bekliyordum seni.</p>
<p>Yut beni. Öylesine kendine dönüştür ki beni&#8230; Senden sonra kimse anlayamasın bunca isteğin nedenini. Yalnız kalacağız, sevgilim, sonu hiç gelmeyecek gecenin. Gün hiç kimsenin üzerine|doğmayacak bir daha.<br />
Hiç. Hiç bir zaman.</p></blockquote>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0052893/"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/blog/kultur/2008/09/07/hiroshima-mon-amour/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
