Posts Tagged ‘indie’

7
Nov

The Dresden Dolls - No, Virginia (2008)

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Bildiğim grupları orjinalliklerine göre sıralayacak olsam The Dresden Dolls kesinlikle ilk sıralarda anacağım gruplardan olurdu. Kendilerine ait, böylesine ayırt edilebilir bir müzikal karaktere sahip olan çok az grup vardır gerçekten de. Brechtian punk cabaret olarak isimlendirdikleri tarzlarıyla pek çok insanın beğenisini kazanan, üç çok başarılı albüm çıkarmış olan grup, bu sene içerisinde çıkardığı No, Virginia albümüyle yayınlanmamış çalışmalarını, yıllardır birikmiş B-sideslarını sevenleriyle paylaşmayı amaçlamış.

Üç albümden bu kadar yayınlanmamış parça çıkmış olması olağandışı sayılabilecek olsa da grubun yeni bir müzikal tarzı olabildiğince iyi yansıtma kaygısı taşıdığını dikkate alırsak bu durumu normal karşılayabiliriz. Keza bu albümde yer alan parçalar da Amanda Palmer’ın (piyanist, vokal) dediğine göre pop tarzına fazla yakın oldukları için ayıklanmış, diğer albümlerde yayınlanmamış. Oturtmak istedikleri farklı bir tarz varken grubun en ufak bir sıradanlık hissinde gözünün yaşına bakmadan parçaları albüm dışında bırakmaları da anlaşılabilir olsa gerek.

Ancak bu durum No, Virginia albümünün zayıf kalmasının da başlıca sebebi olmuş. Ne piyano alıştığımız The Dresden Dolls piyanosu, ne şarkı sözleri grubun sevdirdiği tadda, temalarda, aynı şekilde şarkıların yapılandırmaları, ritmler… Kısaca sayabileceğiniz her türlü müzikal öğe grubun güçlü, ilgi çekici yanlarını tam olarak yansıtamıyor. Hal böyleyken şarkıları iyileştirmekten vazgeçip zamanında onları bir kenara koymuş olan grup elemanları, tekrar üzerlerine eğildiklerinde de çok bir şey eklememişler. Lirikleri zayıf olan parçalar -Amanda Palmer bu konuda özellikle çok yaratıcı, çok üretken olmasına rağmen- öyle bırakılmışlar, pop denilen, müzikal anlamda zayıf kalan parçalar kaderlerine terkedilmiş, üzerlerinde çok uğraşılmamış, parçalar her yönüyle üvey evlat muamelesi görmüş gibi.

Bir diğer hayalkırıklığı yaratan noktaysa kimi şarkılarda sözlerin, kimilerindeyse melodilerin yayınlanmış şarkıları fazlaca andırıyor oluşu. Belki yayınlanmamış parçalardaki sözlerin, temaların bazıları yayınlanan şarkılara ilham vermiş, belki gene bu albümdeki şarkıların yapılandırmaları kendilerinden sonra hazırlanmış, ancak grubun yayınladığı albümlerde yer almış olan şarkılar hazırlanırken de kullanılmış ama Dresden Dolls’un, sevenlerini iki yıl gibi uzun bir süre beklettikten sonra eskiyi bu kadar andıran, yeni şeyler sunmayan parçalarla onların karşılarına çıkmaları hiç de iyi durmamış. Grup bu sürede No, Virginia‘da yayınlanan parçalar haricinde bir şeyler üzerinde çalışmamış, yakın zamanda yeni bir albüm çıkarmaya da hazırlanmıyorsa bu süreyi oldukça boş geçirmiş gibi görünüyorlar.

Gene de eğlenceli parçalardan yoksun değil albüm, seveceğiniz şarkılar bulacaksınızdır mutlaka. Ancak bu fırsatı grubun önceki albümlerini (tekrar?) keşfetmek için kullanırsanız daha faydalı olabilir. The Dresden Dolls daha önce duymadığınız bir grupsa kendilerine bir kulak vermenizi tavsiye ederim.

Grup Elemanları:
Amanda Palmer - Vokal, Piyano
Brian Viglione - Davul

Önceki Albümleri:
2003 - The Dresden Dolls
2004 - A Is For Accident
2006 - Yes, Virginia

Linkler:
Websiteleri
MySpace Sayfaları
Videoklipler: Good Day, Girl Anachronism, Coin-Operated Boy, Sing (The Alternate Cut)Sing (Chapter II / Original), Backstabber, Backstabber: The Dresden Dolls vs. Panic! at the Disco, Shores of California, Night Reconnaissance

Şarkı Listesi:
1. Dear Jenny
2. Night Reconnaissance
3. The Mouse and the Model
4. Ultima Esperanza
5. The Gardener
6. Lonesome Organist Rapes Page-Turner
7. Sorry Bunch
8. Pretty in Pink
9. The Kill
10. The Sheep Song
11. Boston

Tags: , , , ,

2
Nov

Kaiser Chiefs - Off With Their Heads (2008)

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o hevesle bir de “dinleyeyim de mecelleye yazayım ben bunu” diye düşünmüş bulunmamdandır.  Ya da Kaiser Chiefs’in zamanında şarkılarıyla kendini sevdirmiş bir grup olmasından da olabilir, ki bu gerçek Off With Their Heads’in başarısızlığını örtmekte yetersiz kalıp, ancak yarattığı hayalkırıklığını arttırıyor maalesef.

Şarkılarına bakınca, grubun söyleyecek yeni bir sözünün, yapacak yeni bir şeyinin kaldığını söyleyebilenin oldukça zor olduğunu görüyoruz. Ortaya bir albüm çıkmış ama rafları doldursun diye çıkarılmış sanki. Üzerine düşünülmüş, kayda değer bir şeyler yapılmış gibi görünsün diye feci zekice olduğu sanılan bir ton ucuz laf, gözlem, slogan aralara serpiştirilip oldukça bayat ve boş olan şarkılar makyajlanmaya çalışılmış ama bunu yaparak pek de bir şey başarılamamış.

Sorun albümde iyi-güzel hiçbir şeyin olmayışı değil aslında. Bir iki iyi, eğlencelik parça var mesela. Ya da son zamanlarda baya bir isim yapmış olan, kendine ait Versions adında oldukça keyifli bir albümü de bulunan Mark Ronson’ın prodüktörlüğünün albüme kattıklarından da bahsedebilirdik. Ama geri kalan her şeyin aptallık derecesinde tek düze, tahmin edilebilir ve fabrikasyon ürünü niteliğinde oluşu albümdeki iyi şeyleri anmadan önce elimizi bir kere daha vicdanımıza götürmemize neden oluyor. Yeni bir şey sunan, içeren parça olduğunu söylemeye gerçekten de bin şahit lazım. Şarkı isimlerinden tutun, şarkılarda söylenenlere, şarkıların yapılandırılmalarına kadar her şey orjinallikten, kaliteden olabildiğince uzak. Hızımı alamayıp, huzurunuzda Brezilya dizileri, hatta ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam ne kadar orjinalse bu albüm de anca o kadar orjinaldir diyiveriyorum hatta. Aman tanrım, ne yaptım ben böyle?

Neyse, pek olumlu bir şey söylemeyi beceremediysek de en azından incelediğimiz her şeyin iyi olması gerekmediğini göstermiş olduk. Aylardır Oyunezer köşesini okuyor oluşunuz sizin de bir şeyler ezme güdünüzü harekete geçirdiyse Mecelle’de her zaman hoş karşılanacağınızı aklınızda bulundurabilirsiniz =). Ezmeyelim de besleyelim mi zaten, ne yapalım böylesini? Hakettiğini buldun Kaiser efendi, sızlanma hiç.

Linkler:
Grubun Websitesi
MySpace Sayfaları
Klipler: Never Miss A Beat, Spanish Metal
Canlı Performanslar: Never Miss A Beat, Like It Too MuchCan’t Say What I Mean

Şarkı Listesi:
1. Spanish Metal
2. Never Miss a Beat
3. Like It Too Much
4. You Want History
5. Can’t Say What I Mean
6. Good Days Bad Days
7. Tomato in the Rain
8. Half the Truth
9. Always Happens Like That
10. Addicted to Drugs
11. Remember You’re a Girl

Tags: , ,

28
Oct

Bloc Party - Intimacy (2008)

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Aralık sayısıyla 2008′e veda ederken bu sene çıkan albümlerden atladıklarıma da tekrar bir bakayım, mecellemize kazandırayım dedim. Tabii bu haylazlar da kabahatlerini biliyorlar, ‘biz ilk olalım, bi kere hızını aldı mı yemediğimiz laf kalmaz monte dededen’ diyip bir heves öne çıktılar ama yanıldıklarını da pek bir geç anladılar. Şşt kime diyorum Kele -hasbinallah nası isimmiş bu da-, inmeyecek o ayak, tek ayak havada, hadi canım. Uyarmayacağım bir daha.

Öncelikle Bloc Party ile daha önce tanışmamış olanlara diğer albümlere öncelik vermelerini tavsiye edeyim. Grubun albümlerini kronolojik olarak; Silent Alarm, A Weekend In The City, Intimacy sırasıyla dinlemenizde grubu daha iyi tanımanız bakımından fayda var. Gerçekten çok da iyi çalışmalar bulunmakta saydığım albümlerde. Hem grubun karakterini daha iyi anlamaya, hem de grubun bu albümü çıkarırken bir yere kadar sadık kalma kaygısı güttüğü geçmişini görebilmeye katkısı olacağını düşünüyorum ilk olarak önceki albümlerini dinlemenin.

Neyse efenim; başarılı bir geçmişi olan, sevgimizi de kazanmış bulunan grubumuzun yeni albüm çıkardığını duyduğumuzda da heyecanlandık dolayısıyla. Önceki albümlere damgasını vurmuş Helicopter, Banquet, Like Eating Glass, Song For Clay, Hunting For Witches gibi şarkıları aklımızda, geri kalan diğer birçok iyi parçayı da unutmadan açtık albümü, başladık dinlemeye vakit kaybetmeden. Neler buldun neler gördün derseniz, öncelikle karşımda müzik çizgisini önemli ölçüde değiştirmiş bir Bloc Party’yi bulduğumu söyleyebilirim. Kele Okereke’nin (vokal) ağzından dökülen ilk sözün ‘I want to declare a war’ olmasıyla da grubun cephanesini hazırlamış, bu değişimi gerçekleştirmeye hazır ve istekli olduğunun işaretini de alıyoruz zaten bir yerde.

Anladığım kadarıyla, grubun alışıldık Bloc Party çizgisinin dışına çıkma, müziklerini farklılaştırma isteğinin altında yatan neden artistik ifadeye daha bir ağırlık verme, ciddiyet kazandırma arzusu olmuş. Örneğin fazlaca kullanılan synthesizerların çok da özensizce kullanılmadığını, liriklerdeki ifadeleri kuvvetlendirmesinin, bu amaçla şarkıya uygun bir hava kazandırmasının amaçlandığını farketmek mümkün. Aynı şekilde şarkılardaki vokal kullanımının, gitar kullanımının, kimi yerlerdeki ritmler, özellikle aksak ritmlerin ve şarkıların etkileyici, atmosferik anlamda kuvvetli biçimle sonlandırılmasının da albümdeki genel anlatımı, belki kaygı, hayalkırıklığı, arzu, istek, ihtiyaç gibi hisleri taşıyacak şekilde kurgulanmış olduğu söylenebilir.

Ancak sonucun yeterince bütünlük göstermeyişi, grubun elektronik ve deneysel çabalarının müzik içerisinde belki o kadar da anlamlı bir yere oturtulamayışının sorun olduğu söylenebilir. Intimacy bu anlamda ilk dinlediğimde alışamadığım, sevemediğim albümlerden biri oldu. Hatta benim için çok kötü bir albüm olmaktan kötü bir albüm olmaya terfi edişi bile baya uzun sürdü aslında. Belki Bloc Party’nin Silent Alarm zamanlarındaki belirgin, ayırtedilebilir müzikal karakterine fazlaca alışık olduğumdandır ama Intimacy’deki elektronik öğeleri gerçekten yersiz, anlamsız bulmuştum uzun bir süre için. Şimdi belki de alıştığımdan, o zaman gereksiz gelenler fazlaca kulağımı tırmalamadığından grubun bu anlamda yaptığı olumlu şeyleri daha kolay farkedebiliyorumdur ama grubun müziklerini deneyselleştirme, elektronikleştirme işini daha iyi kotaramayacağı anlamına gelmiyor bu. Tamam her şeye rağmen iyi denilebilecek bir albüm, ama özellikle yeniliklerin yapıldığı böyle bir döneminde Bloc Party’nin daha bitmiş bir iş çıkarması çok daha iyi olurdu.

Vurgulamadan geçmeyelim, albümün Kele Okereke’in yaşadığı bir ayrılık sonrası ortaya çıkmış ve birçok şarkıda ayrılık temasının işleniyor oluşu bir dönem çokça dillendirilmişti. Bu anlamda albüm lirikleri bakımından da belirli bir iddiaya sahip, ancak bilemiyorum, pek değerlendiremedim kendi adıma. Şarkı sözlerinin iyiliği-kötülüğü herkese göre değişir tabii ama Bloc Party bu yönüyle nedense çok da tatmin etmemiştir beni hiçbir zaman. Onun dışında eski Bloc Party dinleyicilerindenseniz ve grubun elektronik olaylara girmesine de şüpheyle yaklaşıyorsanız Bloc Party’nin sizleri de unutmadığını söyleyelim. Albümde Halo, Trojan Horse gibi grubun alışıldık müzik tarzını bir yere kadar taşıyan iyi şarkılar da bulunmakta.

Linkler:
Grubun Resmi Websitesi
Myspace Sayfaları
Grupla Ropörtaj (Xfm)
Bir Diğer Ropörtaj (BBC)
Canlı Performans: Ares, Halo (radyo yayını), Trojan Horse, Signs

Şarkı Listesi:
1. Ares
2. Mercury
3. Halo
4. Biko
5. Trojan Horse
6. Signs
7. One Month Off
8. Zephyrus
9. Better Than Heaven
10. Ion Square

Tags: ,

27
Aug

Liars

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Liars’ı ilk dinlediğimde bambaşka bir müzik yapıyorlardı. Yeni nesil indie grupları yeni yeni isim yaparlarken, bize de müziğin böylesine verimli, hareketli bir dalını keşfetmenin keyfini sürmek düşüyordu. O zamanlar iki albümleri vardı. ilk albümleri, 2002 tarihli ‘They Threw Us All In A Trench And Stuck A Monument On Top’ indieye yakın, post-punk denilebilecek bir tarzdaydı, oldukça da eğlenceli, iyi bir albümdü. Ancak ikinci albümleri, ‘They Were Wrong So We Drowned’ oldukça farklıydı. Grup ilk albümlerindeki müzik tarzını tamamen bir kenara koymuş; müziklerini şekilsizleştirmiş, biçimsizleştirmiş; deneysel bir iş çıkarmıştı ancak bu işin altından da pek iyi kalkamamışlardı. Hem ilk albümleriyle kazandıkları fan kitlesini hayalkırıklığına uğratan, hem de kaydıkları yeni müzikal çizgide de beğeni toplayamayan grup için bu albüm kolayca başarısızlık olarak nitelenebilirdi.

Bütün bunlara rağmen, çok da uzak olmayan bir zamanda Liars’ın üçüncü ve dördüncü albümlerini edinmemle, grubun deneysel macerasıyla ilgili söyleyecek hiçbir olumsuz lafım kalmamıştı. Özellikle ‘Drum’s Not Dead’ albümü bu alandaki favori albümlerimden birisi oldu. Enstrümanların başarıyla kullanıldığı, yoğun bir atmosferi olan grubun üçüncü albümüyle Liars oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Sonic Youth gibi grupları andıran albümü deneysel müzik seven birisiyseniz mutlaka baştan aşağı dinlemenizi öneririm.  Aynı zamanda konsept albüm olma özelliğine sahip Drum is Not Dead, Drum ve Mt.Heart Attack adlarına sahip iki karakter üzerinden korkaklık ve güven kavramlarını konu ediyor.

Grup son albümleriniyse kendi isimleriyle adlandırmayı tercih etmiş. Liars adını taşıyan albüm grubun müzikal geçmişinin özeti gibi, hem ilk albümlerini andıran hareketli parçalar, hem de ikinci, üçüncü albümlerindeki deneysel tarzda işler yer almış. Buna rağmen deneysel işlerin biraz arkaplanda kalmış olduğu söylenebilir, bu albümle belki de ilk albümleriyle kazanmış oldukları fanlarının tekrar gönüllerini almak istemiş olabilirler. Sailing to Byzantium gibi şarkılarla edebi metinlere de göndermelerin de yapıldığı bu albümde grup kesinlikle iyi bir iş çıkarmış.

Drum’s Not Dead albümü benim için özellikle öne çıkarken diğer albümlerindeki işleri de yok saymamak lazım. Her bir albümde de sevdiğim şeyler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim kendi adıma. Bu arada ben bu yazıyı yazarken grubun Radiohead ile turluyor olduğunu öğrenmek bana ‘bu nasıl adalet, bu nasıl dünya’ dedirtti. Biz de böyle turlar istiyoruz arkadaş. Olmaz ki ama.

Linkler:
Myspace Sayfaları
Web Siteleri
Grupla Ropöjlar - Yıl: 2003, 2007, 2007
Liars live at Bloomsbury Ballroom, Londra  - 3 Aralık 2007
Klipler: Plaster Casts Of Everything, Houseclouds, We Fenced Other Gardens With The Bones Of Our Own,
Canlı Kayıtlar: Broken Witch
Drum’s Not Bread DVD’sinden: A Visit From Drum, Drum Gets A Glimpse, You Drum

Albümler:
They Threw Us All In A Trench And Stuck A Monument On Top (2002)

1. Grown Men Don’t Fall in the River, Just Like That
2. Mr. Your on Fire Mr.
3. Loose Nuts on the Veladrome
4. The Garden Was Crowded and Outside
5. Tumbling Walls Buried Me in the Debris With ESG
6. Nothing Is Ever Lost or Can Be Lost My Science Friend
7. We Live NE of Compton
8. Why Midnight Walked But Didn’t Ring Her Bell
9. This Dust Makes That Mud

They Were Wrong So We Drowned (2004)

1. Broken Witch
2. Steam Rose from the Lifeless Cloak
3. There’s Always Room on the Broom
4. If You’re a Wizard Then Why Do You Wear Glasses?
5. We Fenced Other Gardens with the Bones of Our Own
6. They Don’t Want Your Corn - They Want Your Kids
7. Read the Book That Wrote Itself
8. Hold Hands and It Will Happen Anyway
9. They Took 14 for the Rest of Our Lives
10. Flow My Tears the Spider Said

Drum’s Not Dead (2006)

1. Be Quiet Mt. Heart Attack!
2. Let’s Not Wrestle Mt. Heart Attack
3. A Visit from Drum
4. Drum Gets a Glimpse
5. It Fit When I Was a Kid
6. The Wrong Coat for You Mt. Heart Attack
7. Hold You, Drum
8. It’s All Blooming Now Mt. Heart Attack
9. Drum and the Uncomfortable Can
10. You, Drum
11. To Hold You, Drum
12. The Other Side of Mt. Heart Attack

Liars (2007)

1. Plaster Casts of Everything
2. Houseclouds
3. Leather Prowler
4. Sailing to Byzantium
5. What Would They Know
6. Cycle Time
7. Freak Out
8. Pure Unevil
9. Clear Island
10. The Dumb in the Rain
11. Protection

Tags: , , , , ,