Posts Tagged ‘macera’

30
Nov

Baran

   Posted by: aynaimarzi    in Film

Yönetmen & Yazar: Majid Majidi

Oyuncular: Hossein Abedini (Latif), Zahra Bahrami (Baran), Mohammad Amir Naji (Memar).

“Şuna da ne oluyor, Farsî kanı mı vardır nedir? Her ay tanıtacak Farsî bir şeyler buluyor” diyenleri duyuyor gibiyim. Şimdi inceleyeceğim film de İran sinemasından zira.

Biraz itiraf gibi olacak, ama ben izlediğim filmlerin uyuşturuculu, katillik üzerine, daha doğrusu tam bir karanlık atmosfer içerisinde olmasına dayanamıyorum pek fazla. Etkisinde uzun süre kaldığım içindir belki, ama izlesem de hakkında bir şeyler yazasım gelmez hiç. İzlediğim film, etkilemeli beni, derin düşüncelere sevketmeli, sarsmalı hatta; ama bunu ani bir etki ile değil, izledikten sonra düşündürerek; farklı sonuçlar çıkarmamı sağlayarak yapmalı. Şu ana kadar pek az izlemiş olduğum  İran filmleri tam aradığım etkiye sahip filmler oldu diyebilirim. Felsefi ve edebi yönü ağır basan kültürlerinin bir minyatürünü bulmak mümkün bu filmlerde. Sansürün etkisi ne derecedir tam bilemiyorum; ancak söyleyeceklerine imgelerle dokunup geçen (aslında iz bırakıp da geçen desek daha doğru olur), özetlediğinizde basit gibi duran bir hikayeyi bu imgelerle derinleştiren, etki bırakan filmlerdir bunlar. Baran adlı Majid Majidi’nin filmi de bunlardan biri.

Filmin çıkış konusunu İran’a göçmüş Afgan mülteciler oluşturuyor aslen; hiç bir sosyal güvenceleri olmaksızın kaçak olarak çalışan işçilere ilaveten Türk asıllı Latif’i de esas karakter olarak işliyor. Latif tam delikanlılık çağlarında, muzip, işine göz koyanları hiç de affetmeyen bir karakter. Filme, Latif’in olgunlaşma serüveni de diyebiliriz bir açıdan, başka bir açıdan genel olarak işçilere, özel olarak kadın ve aşka dair söyleyecekleri de var Majid Majidi’nin (imgelerle birleştirerek).

Biraz Spoiler gibi olacak belki, ama  pek bir gülümseten sahneyi söylemeden geçemeyeceğim; Türk kökenli olmaları sebebiyle bazı yerlerde şiveli bir Türkçe’ye rastlamaktayız Baran’da. Aslında Farsça konuşmalarına rağmen, nadiren (kızdıklarında mesela) Türkçe cümleler de kurmaktalar:

Mütahhit Memar ile işçiler arasında yevmiye konusunda tartışma geçer. (Türkmen asıllı sanırım) Memar dayanamaz artık ve  Farsça’yı bırakır kenara, sayıklanır:
-Paba geş de, senin de halen hoş deeğel.

Tabi işçiler anlamaz, onlar da “Memar Farsça söyle de biz de anlayalım.” diye cevap verirler. Bir de onlara açıklama yapar tekrardan Memar.

“Cennetin Çocukları” adlı Oscar’a aday gösterilmiş filmin de yönetmeni olan Majid Majidi, bu filmle de Montreal Film Festivali dahil toplam pek çok da ödül almış. Etiketlere baktığınızda Dram yazıyor, ancak bu filmi Hollywoodvari bir dram olarak görmek çok yanlış olur, hatta sıradan dramları sevenlerin pek beğenebileceğini, hikayesini bir yerden okuduğunda (bu yüzden tam bir şekilde hikayeden bahsetmedim) burun kıvıracağını da belirteyim. Onlar da ön yargılarını yıkıp, filmin sanatsal ve şiirsel imgelerine, söyleyeceklerine kulak vererek farklı bir deneyim yaşyabilirler.

Tags: ,

8
Nov

Master and Commander: The Far Side of the World (2003)

   Posted by: montezaus    in Film

İtiraf edeyim, ismini ilk duyduğumda filmle ilgili baya yanlış bir izlenim edilmiştim. Gerçekten de en aldatıcı isme sahip filmlerden bir tanesi Master and Commander. Filmin bu ismine bir de konusunun denizcilik, deniz savaşları oluşu eklenince habire savaşan, dört bir yanı dolaşan cesuryürekvari insanları anlatan bir film görmeyi beklemiştim şahsen. Onun yerine tarihi öğelerle bezenmiş, 1800lerin başlarında gemiciliğin geldiği noktayı ve özellikle deniz yaşamını oldukça isabetli şekilde yansıtan, zamanını epik kahramanlardan, büyük dramalardan çok, geçtiği dönemde sıradan sayılabilecek insanları, olayları anlatmaya ayıran tarihi bir film bulmak oldukça hoş bir sürpriz olmuştu.

Nisan - 1805
Napoleon Avrupa’nın efendisi.
Yalnıca Britanya donanması ona karşı durabiliyor.
Okyanuslar artık savaşalanı.

HMS Surprise
28 Top, 197 Mürettebat. Kuzey Brezilya Kıyıları

Amirallik Emirleri:
Kaptan J. Aubrey’e
Savaşı Pasifik sularına taşıma amacındaki, Pasifik rotasındaki Fransız gemisi Acheron’u bul. Batır, yak, ya da ele geçir.

Bu satırlarla açılan film, yukarıda verilen bilgilerden de anlayabileceğiniz gibi Napoleon Savaşları döneminde, Şanslı Jack olarak da bilinen Kaptan Jack Audrey’nin (Russell Crowe) komutasındaki HMS Surprise fırkateyninde geçiyor. Russell Crowe’un Doktor Stephen Maturin rolündeki Paul Bettany ile başrolünü paylaştığı film; Patrick O’Brian’ın yazdığı 20 kitaplık serinin ilk ve onuncu kitapları olan Master and Commander ve The Far Side of the World ‘den, yönetmen Peter Weir’ın beş senelik önçalışmasının ardından uyarlanmış.

Hazırlanırken tarihi tutarlılığa sahip olması için azami özenin gösterildiği filmde, gemiler olsun, askeri üniformalar, teşhizatlar, taktikler olsun, mürettebat seçiminde o dönem Kraliyet Donanması’nda görev alan denizcilerin etnik kökenlerini doğru bir biçimde yansıtılması olsun normalde bir filmin sadık kalmasını beklediğimiz detayların yanında, örneğin daha önce hiçbir deniz filminde görmediğim donanmada doktorların, ya da gemi kıyıya yanaştığında gerekli bakımları, tamirleri gerçekleştiren marangozlar, çeşitli başka işçilerin oynadığı rol gibi, çocuk yaştaki mürettebat bolluğu, İngiliz soyluların çocuklarının teğmenlik gibi görevlerde bulunmaları gibi gördüğümüzde şaşırtan, o döneme ait bir donanma gemisini, gemideki hayatı doğru biçimde yansıtmak için tarihi bakımdan gerekli olan beklenmedik ayrıntıların da sunulması film için ayrı bir zenginlik olmuş.

Hikaye anlatımı kimi izleyicileri, macera ve savaş vaad eden bir Hollywood filmine göre oldukça farklı oluşuyla hayalkırıklığına uğratabilecek olsa da bu Master and Commander için kesinlikle artılar hanesine yazabileceğimiz bir farklılık olmuş. Filmde denizcileri aksiyon sahnelerinden çok, hiçbir şey yapmadıkları, ya bir şeyleri bekledikleri, ya sosyal bir şeyle yaparak birlikte zaman geçirdikleri, ya da sıradan başka şeylerle meşgul oldukları sahnelerde görüyoruz. Ancak bu durum yönetmenin pek çok uyarlama filminin aksine Master and Commander ‘da hikayeyi yalnızca en sinematografik en hareketli, aksiyon dolu bölümleriyle anlatmayı seçmeyişinden kaynaklanıyor. Kitabı okumamış olsam bile anladığım kadarıyla filmde kitaptaki hikaye, karakter anlatımı ve kimi yerlerde verilen döneme ait altmetinler mümkün olduğunca yansıtılmaya çalışılmış. Savaş konsepti de o dönemin tarihi olarak ilgi çekici nitelikteki ayrıntılarıyla, dönem koşullarının, teçhizatların, gemilerin mümkün olduğunca yaratıcı kullanımları ve zamane imkanların mümkün kıldığı dahiyane sayılabilecek taktikler önplana çıkarılarak malzeme edilmiş.

Altmetin demişken ekleyelim, hikayede denizciliğin insanlığa olan etkilerinin ve açtığı ufukların da işlendiğini görüyoruz. Hatta “son yıllarda çekilmiş en iyi Star Trek filmi” şeklinde filmin bu yönünü vurgulayan bir yorumla da karşılaşmıştım. Özellikle Galapagos sahnelerinde, evrimsel düşünce üzerinden vurgulanan doğanın çok daha fazla durumunu, şekillendirdiği daha fazla gerçeklikleri gözlemleyip, sahip olduğumuz bilgileri ve doğa üzerine bilinen kabulleri bu gözlemlerle tekrar sorgulayabilme imkanıyla bilimin ve düşünce tarihinin nasıl zenginleştiğinin altı çizilmiş; bu anlamda özellikle Dr. Stephen Maturin karakteri üzerinden denizciliğin bilinen dünyanın sınırlarını genişletmesiyle önayak olduğu gelişim hikaye içerisinde vurgulanmış.

Master and Commander: The Far Side of the World filmini herkese, özellikle tarih severlere tereddütsüz tavsiye ederim. Filmde dönemin dünyası ve gemi yaşamı o kadar güzel ve zengin biçimde aktarılmış ki zamanında filmi izledikten sonra 1700lerin sonu-1800lerin başında geçen bir masaüstü RP oyunu oynama fikri gelmişti aklıma. Filmde döneme dair bilgilerin yanında biraz da diğer kaynaklardan bilgi edinerek bu gayet tad alarak gerçekleştirilebilirdi de. Neyse, filme dönelim ve yazımızı şöyle bitirelim: İzleyin. İzleyin dedim =).

Yönetmen: Peter Weir
Oyuncular: Russell Crowe, Paul Bettany, James D’Arcy, Edward Woodall, Chris Larkin, Max Pirkis, Jack Randall

Linkler:
Filmin Websitesi
IMDb Sayfası

Tags: , ,

14
Jul

the Chronicles of Narnia : Prince Caspian

   Posted by: roselyn    in Film

caspianposter

İlk Narnia’yı izlediyseniz, yine bir çocuk filmi ile karşı karşıya olduğunuzu düşünebilirsiniz, ya da cadı öldüğü için artık seri ilginizi çekmiyor olabilir. . . Ancak sizi uyarıyorum; Prince Caspian genelinde olanın aksine bir önceki filmden çok ama çok daha iyi olmuş. Oyuncular daha iyi rol yapıyor, senaryo daha olgun ve ilgi çekici, karakterler sağlamlaşmış ve kameralarla efektler iyi kullanılmış. Müzikler oldukça iyi olmuş.

Doğruyu söylemek gerekirse filme gitme sebebim tamamen Prince Caspian’ı oynayan şahsiyet yüzündendir, çok şirin bir suratı vardır. Diğer nedenlerim ise bu aralar tekrar kılıç zırh moduna bürünmem ve geçirecek boş zamanımın olması (yoksa başka hangi akıllı sabah Kung Fu Panda, öğlenden sonra Prince Caspian’ı izler ki?). Ve açıkçası parama değdiğine inanıyorum; eğlendim, güldüm, üstelik kale kuşatmalarını oldum olası sevmişimdir!

Peki konumuz nedir? Krallar ve Kraliçeler (Pevensie Kardeşler) Narnia’yı terk edeli 1 yıl geçmiş olsa bile, Narnia’da tam 1300 yıl geçmiştir, Telmar krallığı Narnia’yı fethetmiş ve orada yaşayan varlıkların soyunu tüketmiştir. Bir gece Prens Caspian, akıl hocası tarafından uyandırılarak kaleden kaçırır; amcasının karısı bir oğul doğurmuştur ve tahtı ele geçirmek için Caspian’dan kurtulmak istmektedir. Krallar ve Kraliçeler bir şekil Narnia’ya geri çağırılır ve olaylar gelişir. Daha fazla yazarsam “spoiler!” diye linç edersiniz beni, o yüzden.

Boş vakti olan, zırh kılıç büyü dünyasına dönmek isteyen, yazın serin yerde olayım diyenler için.

~ Rose

Tags: , , , , , ,