Posts Tagged ‘rock’

2
Nov

Kaiser Chiefs - Off With Their Heads (2008)

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o hevesle bir de “dinleyeyim de mecelleye yazayım ben bunu” diye düşünmüş bulunmamdandır.  Ya da Kaiser Chiefs’in zamanında şarkılarıyla kendini sevdirmiş bir grup olmasından da olabilir, ki bu gerçek Off With Their Heads’in başarısızlığını örtmekte yetersiz kalıp, ancak yarattığı hayalkırıklığını arttırıyor maalesef.

Şarkılarına bakınca, grubun söyleyecek yeni bir sözünün, yapacak yeni bir şeyinin kaldığını söyleyebilenin oldukça zor olduğunu görüyoruz. Ortaya bir albüm çıkmış ama rafları doldursun diye çıkarılmış sanki. Üzerine düşünülmüş, kayda değer bir şeyler yapılmış gibi görünsün diye feci zekice olduğu sanılan bir ton ucuz laf, gözlem, slogan aralara serpiştirilip oldukça bayat ve boş olan şarkılar makyajlanmaya çalışılmış ama bunu yaparak pek de bir şey başarılamamış.

Sorun albümde iyi-güzel hiçbir şeyin olmayışı değil aslında. Bir iki iyi, eğlencelik parça var mesela. Ya da son zamanlarda baya bir isim yapmış olan, kendine ait Versions adında oldukça keyifli bir albümü de bulunan Mark Ronson’ın prodüktörlüğünün albüme kattıklarından da bahsedebilirdik. Ama geri kalan her şeyin aptallık derecesinde tek düze, tahmin edilebilir ve fabrikasyon ürünü niteliğinde oluşu albümdeki iyi şeyleri anmadan önce elimizi bir kere daha vicdanımıza götürmemize neden oluyor. Yeni bir şey sunan, içeren parça olduğunu söylemeye gerçekten de bin şahit lazım. Şarkı isimlerinden tutun, şarkılarda söylenenlere, şarkıların yapılandırılmalarına kadar her şey orjinallikten, kaliteden olabildiğince uzak. Hızımı alamayıp, huzurunuzda Brezilya dizileri, hatta ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam ne kadar orjinalse bu albüm de anca o kadar orjinaldir diyiveriyorum hatta. Aman tanrım, ne yaptım ben böyle?

Neyse, pek olumlu bir şey söylemeyi beceremediysek de en azından incelediğimiz her şeyin iyi olması gerekmediğini göstermiş olduk. Aylardır Oyunezer köşesini okuyor oluşunuz sizin de bir şeyler ezme güdünüzü harekete geçirdiyse Mecelle’de her zaman hoş karşılanacağınızı aklınızda bulundurabilirsiniz =). Ezmeyelim de besleyelim mi zaten, ne yapalım böylesini? Hakettiğini buldun Kaiser efendi, sızlanma hiç.

Linkler:
Grubun Websitesi
MySpace Sayfaları
Klipler: Never Miss A Beat, Spanish Metal
Canlı Performanslar: Never Miss A Beat, Like It Too MuchCan’t Say What I Mean

Şarkı Listesi:
1. Spanish Metal
2. Never Miss a Beat
3. Like It Too Much
4. You Want History
5. Can’t Say What I Mean
6. Good Days Bad Days
7. Tomato in the Rain
8. Half the Truth
9. Always Happens Like That
10. Addicted to Drugs
11. Remember You’re a Girl

Tags: , ,

28
Oct

Bloc Party - Intimacy (2008)

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Aralık sayısıyla 2008′e veda ederken bu sene çıkan albümlerden atladıklarıma da tekrar bir bakayım, mecellemize kazandırayım dedim. Tabii bu haylazlar da kabahatlerini biliyorlar, ‘biz ilk olalım, bi kere hızını aldı mı yemediğimiz laf kalmaz monte dededen’ diyip bir heves öne çıktılar ama yanıldıklarını da pek bir geç anladılar. Şşt kime diyorum Kele -hasbinallah nası isimmiş bu da-, inmeyecek o ayak, tek ayak havada, hadi canım. Uyarmayacağım bir daha.

Öncelikle Bloc Party ile daha önce tanışmamış olanlara diğer albümlere öncelik vermelerini tavsiye edeyim. Grubun albümlerini kronolojik olarak; Silent Alarm, A Weekend In The City, Intimacy sırasıyla dinlemenizde grubu daha iyi tanımanız bakımından fayda var. Gerçekten çok da iyi çalışmalar bulunmakta saydığım albümlerde. Hem grubun karakterini daha iyi anlamaya, hem de grubun bu albümü çıkarırken bir yere kadar sadık kalma kaygısı güttüğü geçmişini görebilmeye katkısı olacağını düşünüyorum ilk olarak önceki albümlerini dinlemenin.

Neyse efenim; başarılı bir geçmişi olan, sevgimizi de kazanmış bulunan grubumuzun yeni albüm çıkardığını duyduğumuzda da heyecanlandık dolayısıyla. Önceki albümlere damgasını vurmuş Helicopter, Banquet, Like Eating Glass, Song For Clay, Hunting For Witches gibi şarkıları aklımızda, geri kalan diğer birçok iyi parçayı da unutmadan açtık albümü, başladık dinlemeye vakit kaybetmeden. Neler buldun neler gördün derseniz, öncelikle karşımda müzik çizgisini önemli ölçüde değiştirmiş bir Bloc Party’yi bulduğumu söyleyebilirim. Kele Okereke’nin (vokal) ağzından dökülen ilk sözün ‘I want to declare a war’ olmasıyla da grubun cephanesini hazırlamış, bu değişimi gerçekleştirmeye hazır ve istekli olduğunun işaretini de alıyoruz zaten bir yerde.

Anladığım kadarıyla, grubun alışıldık Bloc Party çizgisinin dışına çıkma, müziklerini farklılaştırma isteğinin altında yatan neden artistik ifadeye daha bir ağırlık verme, ciddiyet kazandırma arzusu olmuş. Örneğin fazlaca kullanılan synthesizerların çok da özensizce kullanılmadığını, liriklerdeki ifadeleri kuvvetlendirmesinin, bu amaçla şarkıya uygun bir hava kazandırmasının amaçlandığını farketmek mümkün. Aynı şekilde şarkılardaki vokal kullanımının, gitar kullanımının, kimi yerlerdeki ritmler, özellikle aksak ritmlerin ve şarkıların etkileyici, atmosferik anlamda kuvvetli biçimle sonlandırılmasının da albümdeki genel anlatımı, belki kaygı, hayalkırıklığı, arzu, istek, ihtiyaç gibi hisleri taşıyacak şekilde kurgulanmış olduğu söylenebilir.

Ancak sonucun yeterince bütünlük göstermeyişi, grubun elektronik ve deneysel çabalarının müzik içerisinde belki o kadar da anlamlı bir yere oturtulamayışının sorun olduğu söylenebilir. Intimacy bu anlamda ilk dinlediğimde alışamadığım, sevemediğim albümlerden biri oldu. Hatta benim için çok kötü bir albüm olmaktan kötü bir albüm olmaya terfi edişi bile baya uzun sürdü aslında. Belki Bloc Party’nin Silent Alarm zamanlarındaki belirgin, ayırtedilebilir müzikal karakterine fazlaca alışık olduğumdandır ama Intimacy’deki elektronik öğeleri gerçekten yersiz, anlamsız bulmuştum uzun bir süre için. Şimdi belki de alıştığımdan, o zaman gereksiz gelenler fazlaca kulağımı tırmalamadığından grubun bu anlamda yaptığı olumlu şeyleri daha kolay farkedebiliyorumdur ama grubun müziklerini deneyselleştirme, elektronikleştirme işini daha iyi kotaramayacağı anlamına gelmiyor bu. Tamam her şeye rağmen iyi denilebilecek bir albüm, ama özellikle yeniliklerin yapıldığı böyle bir döneminde Bloc Party’nin daha bitmiş bir iş çıkarması çok daha iyi olurdu.

Vurgulamadan geçmeyelim, albümün Kele Okereke’in yaşadığı bir ayrılık sonrası ortaya çıkmış ve birçok şarkıda ayrılık temasının işleniyor oluşu bir dönem çokça dillendirilmişti. Bu anlamda albüm lirikleri bakımından da belirli bir iddiaya sahip, ancak bilemiyorum, pek değerlendiremedim kendi adıma. Şarkı sözlerinin iyiliği-kötülüğü herkese göre değişir tabii ama Bloc Party bu yönüyle nedense çok da tatmin etmemiştir beni hiçbir zaman. Onun dışında eski Bloc Party dinleyicilerindenseniz ve grubun elektronik olaylara girmesine de şüpheyle yaklaşıyorsanız Bloc Party’nin sizleri de unutmadığını söyleyelim. Albümde Halo, Trojan Horse gibi grubun alışıldık müzik tarzını bir yere kadar taşıyan iyi şarkılar da bulunmakta.

Linkler:
Grubun Resmi Websitesi
Myspace Sayfaları
Grupla Ropörtaj (Xfm)
Bir Diğer Ropörtaj (BBC)
Canlı Performans: Ares, Halo (radyo yayını), Trojan Horse, Signs

Şarkı Listesi:
1. Ares
2. Mercury
3. Halo
4. Biko
5. Trojan Horse
6. Signs
7. One Month Off
8. Zephyrus
9. Better Than Heaven
10. Ion Square

Tags: ,

3
Jul

Coldplay - Viva La Vida or Death and All His Friends

   Posted by: montezaus    in Albüm, İnceleme

Viva La Vida or Death and All His Friends (2008)

Coldplay denilince genelde birbirinden çok da farklı tarzda şarkılar beklemeyiz sanırım; gitarlar olsun, vokaller olsun, bateri, piyano olsun, genelde bizi alıştırdığıklarının dışına çıkmazlar pek. Bunu da grubu kötülemek için söylemiyorum, sonuçta grup elemanları kendi sevdikleri, arzuladıkları tarzda müzik yapıyorlar, bizler de onların ortaya çıkardıkları şeyde sevecek bir şeyler bulmuşuzdur ki dinliyoruzdur, alıyoruzdur albümlerini. Ancak bir yerden sonra belli bir tarzı terkedememek, özellikle o tarz kısıtlayıcı olarak değerlendirilebiliyorsa müzik grupların laneti olabiliyor sanırım bazen. Belki de Coldplay elemanları da böyle bir kısıtlılığı aşmak için kendilerini, müziklerini yenilemeye karar verip alışılmış çizgilerinin oldukça dışında bir albüm çıkarmışlar bu sefer. Albümün hiçbir parçasını dinlemeden, albümün prodüktörlüğünü Brian Eno’nun yapmış olduğunu bilmemiz bile böyle bir değişimi garantiliyor zaten bir yerde.

Peki bu albümde diğer albümden farklı ne var derseniz, aynı kalmış hiçbir şey yok sanırım; belki vokal biraz  bu genellemenin dışında kalabilir. O da diğer enstrümanların pek tenezzül etmediği melodiyi taşıma işlevine ağırlık vermiş sanki biraz.  Grubun müziğinde vokalin eskisinden bile daha ön planda olmasının sebebi bir yerde de diğer enstrümanların kullanımındaki farklılıklar olmuş. Eski net, temiz, çınlayan gitar tonları gitmiş; yerine daha kirli, bazı yerlerde oldukça distortionlı tonlar gelmiş; gitarın melodiyi yüklenmesindense ritmi vermesi tercih edilmiş. Diğer Coldplay albümlerine göre sesi nispeten kısılmış denilebilecek gitarlar da arkaplanda kalmış böylece. Eskisinden daha belirgin olan davul da ritm konusunda gitara destek olmuş. Ayrıca pek çok şarkı Coldplay için alışılmadık denilebilecek şekilde üflemeli, telli çeşitli enstrümanlara, elektronik seslere de sahip. Sonuç olarak ortaya nasıl bir müzik çıkmış derseniz, enstrümental anlamda gruba rahatça ‘otur evladım, sıfır’ denilebilecekse de zaten albüm hazırlanırken böyle bir şey amaçlanmamış. Sözler gene aynı, Coldplay bu konuda kendini değiştirmek gereği duymamış, iyi de yapmış, lirik anlamında dinleyicilerini tatmin etmeyi başarabilmiş. Ancak sözler dışında grubun müziği arkaplan müziği denilebilcek bir tarza kaymış, ki bunda da çok iyi oldukları söylenemez pek. Albüm bir yerde Coldplay’in bundan sonra ne yapacağına dair arayışlarını yansıtıyor, bu yönüyle deneysel bir nitelik kazanıyor. Albümün sunduklarının, grubun yeni yönelimlerinin hayranları tarafından nasıl karşılanacağı ise belli olmaktan çok uzak. Bu anlamda Coldplay’in müzikal arayışlarında bu albümün doğru yönde bir adım olup olmadığı da şüpheli oluyor maalesef. Yine de lirikleriyle eski çalışmalardan geri kalmayan, bu yönüyle oldukça iddialı olan albümün Coldplay fanlarınca tamamen kayıp olarak değerlendirilmesi zor sanırım.

Websiteleri: http://www.coldplay.com/index.php
Myspace sayfaları: http://www.myspace.com/coldplay
Videolar:
-
Albümden çıkan ilk single Violet Hill’e çekilen klip
- Albüm üzerine bir ropörtaj
- Bir diğer ropörtaj
- Viva La Vida (live in Amsterdam)

Şarkı Listesi:
1. Life In Technicolor
2. Cemeteries Of London
3. Lost!
4. 42
5. Lovers In Japan/Reign Of Love
6. Yes
7. Viva La Vida
8. Violet Hill
9. Strawberry Swing
10. Death And All His Friends
11. The Escapist

Tags: , ,

30
Jun

Desert Sessions

   Posted by: montezaus    in İnceleme

Band

Desert Sessions bir gruptan daha çok bir topluluk. Queens of the Stone Age’den tanıdığımız Josh Homme’un gaz vermesiyle California, Joshua Tree’de bir çöl evinde bir araya gelip elde müzik aletleri takılan, kafalarına göre müzik yapan pek çok gruptan müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan, haliyle elemanları da sabit olmayan, bir kayıtta bulunmuş birisinin belki bir diğerinde olmayabileceği bir topluluk. Tam listesi wikipedia sayfasında bulunabilen bu isimlerin arasında PJ Harvey’in, Twiggy Ramirez’in (Marilyn Manson grubundan), A Perfect Circle, Nine Inch Nails, Queens of the Stone Age elemanlarının bulunduğunu söylersem yapılan müziğin kalitesi hakkında bir fikir verebilirim sanırım.

Albümleri hep volume 1&2, volume 3&4 şeklinde numaralarla adlandırılmış, zaten bir albümüm hazırlanmasında yer alan süreçlerin de tam olarak bu albümlerin hazırlanmasında yer aldığı da söylenemez pek. Şarkılar birkaç saat içerisinde ortaya çıkarılıp kaydedilmiş, şarkı sözlerine bazen hiç yer verilmemiş, bazense 4-5 dakikada iki eleman kafa kafaya verip yazmışlar lirikleri. Volume 9&10′da özellikle PJ Harvey’in kayıtlarda yer almasıyla lirik anlamında da kuvvetlenmiş şarkılar. Ancak gene de bu albümlerinin hazırlanması yedi gün kadar sürmüş ancak.

Kayıtların arasında benim favorim daha deneysel bir tarza sahip olan Volume1&2. 5-6 ile 9-10 da sevdiğim diğer iki kayıt. Bırakın albümden albüme, şarkıdan şarkıya müziğin tarzı, tadı değişirken sizin favorilerinizin neler olacağını inanın hiç hayal edemiyorum.

Websiteleri: http://www.desertsessions.com/ (firefoxta sorun çıkartıyor sanırım)
Myspace sayfaları: http://www.myspace.com/desertsessions
Fotoğraflar: http://www.desertsessions.com/pictures.html

Volumes 1&2 (1997)

1. Preaching
2. Girl Boy Tom
3. Monkey in the Middle
4. Girl Boy Tom
5. Cowards Way Out
6. Robotic Lunch [Alternate Version]
7. Johnny the Boy
8. Screamin’ Eagle
9. Cake (Who Shit on the ?)
10. Man’s Ruin Preach

Volumes 3&4 (1998)

1. Nova
2. At The Helm Off Hells Ships
3. Avon
4. Sugar Rush
5. The Gosso King Of Crater Lake
6. Monster In The Parasol
7. Jr. High Love
8. Eccentric Man
9. Hogleg
10. You Keep On Talkin (Bonus Track)

Volumes 5&6 (1999)

1. You Think I Ain’t Worth A Dollar, But I Feel Like A MIllionaire
2. Letters To Mommy
3. I’m Dead
4. Punk Rock Caveman Living In A Prerhistoric Age
5. Goin To A Hangin
6. A#1
7. Like A Drug
8. Take Me To Your Leader
9. Teens Of Thailand
10. Rickshaw
11. Like A Drug

Volumes 7&8 (2001)

1. Don’t Drink Poison
2. Hanging Tree
3. Winners
4. Polly Wants A Crack Rock
5. Up In Hell
6. Nenada
7. The idiots Guide
8. Interpretive Reading
9. Covousier
10. Cold Sore Superstars
11. Making A Cross
12. Ending
13. Piano Bench Breaks

Volumes 9&10 (2003)

1. Dead in Love
2. I Wanna Make It Wit Chu
3. Covered in Punks Blood
4. There Will Never Be a Better Time
5. Crawl Home
6. I’m Here for Your Daughter
7. Powered Wig Machine
8. In My Head…or Something
9. Holey Dime
10. A Girl Like Me
11. Creosote
12. Subcutaneous Phat
13. Bring It Back Gentle
14. Shepherd’s Pie

Tags: , ,