Çalışmak üzerine.

Uncategorized Yorum Yok »

Hepimiz birşeylerin peşinde koşuyoruz. Bazen istediklerimizin, bazen istemediklerimizin peşinde sürükleniyor, bazen ise neyin peşinde koştuğumuzu dahi bilmeden pür telaş yaşıyoruz.

Halbuki hayat aceleye gelmemeli, mor bir sisin içerisinde kaybolup gitmemeli oysa.

Cumayı bekleyerek geçen bir hayatın neye ve kime faydası olur ki…

Nicedir dinlemedim kuşların şen seslerini, nicedir görmüyorum erik ağacının erken çiçeklerini. Ne kadar uzun zaman olmuş güneşin doğuşunu huzurla izlemeyeli. Her doğan güneş sorumluluklarımın altında ezilip gitmiş, belki lanet etmişim yeni uyandığım güne.

İnsan sevdiÄŸi ÅŸeyleri yaptığı zaman, “zaman” mefhumunu kaybediyor. Saatler uçup gidiyor ve yorgunluk nedir bilmiyor ne beden ne dimaÄŸ. Oysa sevmediÄŸin ÅŸeyleri yaparken yarım saatini versen taÅŸ taşımış gibisin. SevmediÄŸin ÅŸeyi yapmak zorunda olmak daha da yorucu.

Yıllardır seyahat ediyorum. Önceleri yol arkadaÅŸlarım benden büyüktü, onları gözlemlerdim. Åžimdi ise yanımda oturanların çoÄŸu pırıl pırıl gençler oluyor. Bu kadar parlak insanların nasıl umutsuzluÄŸa sürüklendiÄŸini gördüğüm zaman o kadar üzülüyorum ki. ÇoÄŸu farklı hayatların özleminde, benim bir kopyam olma yolunda istemedikleri bölümlerde istemedikleri iÅŸlere doÄŸru yol alıyorlar. Üstelik o yapmak istemedikleri iÅŸi bulup bulamayacakları bile belli deÄŸil, bunun sancısındalar. İstedikleri hayatı seçmelerini öneriyorum onlara, sevdikleri ÅŸey her neyse onu yapmalarını. İnsan gençken, ümitleri ve enerjisi tazeyken herÅŸeye göğüs gerebileceÄŸini düşünüyor çünkü. Ancak yıllar, enerjiyi ve ümitleri çabuk tüketiyor maalesef. Bundan on sene sonra yaptıkları iÅŸten nefret edecekler ve yarı kapasitede çalışanlar topluluÄŸunun birer üyesi olacaklar teker teker. Ne acı…

Etrafımda gözlemlediğim şanslı azınlık dışındaki insanların çoğu; sadece geçinebilmek, kendilerine iyi kötü bir emeklilik sağlayabilmek amacıyla sevmedikleri işlerde ve bu yüzden de yarım kapasiteyle çalışıyorlar. Etrafımda gördüğüm insanların çoğu bezgin, yorgun, ümitsiz ve gülmeyi unutmuş haldeler. İçler acısı olan şey ise çoğunun nefret ederek çalıştıkları işten kazandıkları paranın karınlarını bile doyurmaktan uzak olması. Manen ve maddi olarak aç insanlar yığını görüyorum işimde ve sokakta her gün..

Gönül isterdi ki, herkes istediğini yapabilecek imkanı bulsun. Ama aslolan en büyük imkansızlıklar içinde dahi hiç olmazsa kötünün iyisini seçebilmek. Bir ömür hayata küskün yaşanıyor çünkü sevmediğin işi yaparsan. Keşke sesimi duyurabilsem, birkaç tane öğrenci yazdıklarımı okusa ve zaten sevmediği işi bile bulamayacağı bir ortamda sevdiği işi beklemenin kutsallığına inanabilse, hayatı değişse..

KeÅŸke..

Hayaller aşkına

Uncategorized Yorum Yok »

Bir su damlası gibiydi hayat gözlerimden kayıp giden boÅŸluÄŸa doÄŸru. Yoklukta düştüğü yerde filizlendi adı ümit oldu. Sürgünler verdi ben sürgün olmuÅŸ gitmiÅŸken adı hasret oldu. Köklendi yoklukta tutundu adı mücadele oldu. En sonunda uzandı semaya dalları adı ben oldu hayatın; hayat ben oldu…

Sonra onlar geldiler ellerinde baltalarla, direndim, budamak için kopardılar sürgünlerimi tüketerek hasretlerimi..Yerimi değiştirmek isterken söktüler köklerimi yokederek hasretlerimi, dallarıma geldiklerinde silkindi yapraklarım,haykırdım bırakın beni diye, bırakmadılar.

Söküp götürdüler hayatı, ben geride kaldım.

Ama geride bir tohum unuttular, onu kendime sakladım.

Yüreğime gömdüm, hayat yüreğim olsun; yüreğim hayatta, hayat yüreğimde filizlensin diye.

Şimdi göremiyorlar ama hayat içimde sürgün vermekte.

Bense hiç çaktırmıyorum.

Savulun hayaller aşkına! Ben geliyorum!!

Kıymetlime

Uncategorized 1 Yorum »

Siz hiç koşulsuz sevildiniz mi? Ne yaparsanız yapın, kim olursanız olun, sığınacak bir yeriniz olduğundan emin oldunuz mu? Size hiç biri kendiniz gibi davrandı mı; beklentisiz, gerçekten sizin için neyin iyi olduğunu söyledi mi toplum ne isterse istesin? Aklınız ne zaman karışsa, doğru cevapları alabileceğinizi bildiğiniz biri oldu mu hiç hayatınızda? Ne kadar uzakta olursanız olun, hiç birinin hep kalbinizin en derininde olduğunu bilip, onun da sizi kalbinin en değerli yerlerinde sakladığından emin oldunuz mu?

Siz hiç birine koşulsuz hayatınızı vermek istediniz mi? Hayatınızda yaşanacak ne kadar güzel şeyler olursa olsun bir kişinin eksikliğinde hepsinin siyaha döneceğini düşündünüz mü? Siz hiç hayatınızda biri olmazsa yaşamanın anlamı kalmayacağına inanacak kadar sevdiniz mi birini?

Ben sevdim…

Kim ne derse desin, kim ne isterse istesin, kim ne beklerse beklesin; gerçekten beni gören, gerçekten beni bilen ve “ben” olmam için mücadele eden birini seviyorum ben. Yaptığım herÅŸeyin arkasında olacağını bildiÄŸim, içime cesaret tohumları eken birini..

Kırmaktan çok korktuÄŸum, aldığım her nefeste hep aklımda olan, hep istediklerini yapmak, hep mutlu etmek istediÄŸim birini…

O, bugüne kadar hep beni anlayan, benim yanımda duran ve kafama da kalbime de en yakın olan kişi oldu. Omzunda çok ağladım, ondan uzak ağlarken sadece onun omzunu aradım. En çok onu özledim hayatımda. En çok ona sığınmak istedim. Kısacık yokluklarda bile asırlık hasretler duydum, dönüp ona sarıldığımda sustu ancak beynimdeki çığlıklar. Benim konuştuklarımı en iyi o anladı, konuşamadıklarımı da.. Etrafımdakiler ve kendi iç benliğim için kaç tane kalkan örersem öreyim, hepsini tek tek kırarak özüme inebilen bir tek O oldu.. En çok onunla güldüm, en çok onunla muhabbet etmeyi sevdim, en çok onun yanında olmak istedim. En duygusal, en korkunç filmleri izlerken bile gülmeyi, hayatla dalga geçmeyi, bazen kendime sığınmayı, kendim için mücadele etmeyi, güzel espri yapmayı, hayata bambaşka yönlerden bakmayı, ayrıntıları görmeyi hep o öğretti bana.

Bazen gecelerce muhabbet ettik, bazen hayal dünyalarında gezdik, bazen olmayacak şeyleri tartıştık, güldük, kızdık birbirimize, kavgalar ettik ama hep yanyanaydık onunla, iç içe, yin yang gibi, bütünün ayrılmaz parçalarıydık hep gözümde. Hayatım boyunca benden utanmasından, beni sevmemesinden en çok  korktuğum ve yokluğunda yarım kalacağımı düşündüğüm tek kişi oldu hep.

İnsanların suların yüzeyinde yaÅŸadığı bir dünyada; kimsenin görmediÄŸi, görmek ve bilmek istemediÄŸi derinliklerde bir tek o vardı yanımda. Ondan öğrendim suyun altında yüzeyin ayna gibi olduÄŸunu ve insanın kendine bakabilmesi için suyun derinliklerine inmesi gerektiÄŸini, sonunda boÄŸulmak olsa bile…

Sadece onunla ortak bir dilimiz oldu bugüne dek, sadece ikimizin kullandığı; tek bir harf kullanarak bir tomar duyguyu ifade edebileceğimi bildiğim tek insan o oldu. Bir tek onunla başka bir dünyanın hikayelerini yazıp hayali kahramanlar olduk..

Daha bilmediğim nice şeyi, kelimeyi, uygarlıkları, yazılmış ve yazılmamış tarihi, geçmiş ve geleceğe dair ne varsa ondan öğrendim. Onun genel kültür denizinin kıyılarında oturdum hep onun enginliğini izlerken. Ayağıma değen sular bile yetti diğerlerinden çok şey bilmeme.

Yaşamayı, sevmeyi, paylaşmayı öğretti bana herşeyden önce.

Bu yüzden ona sanırım teÅŸekkür borçluyum. Belki de en önemlisi, “O” olduÄŸu için.

Sen benim en büyük kahramanımsın..

HerÅŸey için çok teÅŸekkür ederim canım kardeÅŸim…

Bilinmeyende..

Uncategorized 2 Yorum »

Ne olduğunu bilmediğin bir yerde sıkışıp kalmak kadar zoru yokmuş aslında..

Böyle bir duyguyu yakın bir zamana kadar ne duymuÅŸ, ne hissetmiÅŸtim ama tam ortasındayken farkediliyor sanırım bu tür ÅŸeyler, aÅŸk gibi…

Başlarda çok yavaş hissettiriyor kendini; bazı şarkıları dinlerken, bazı filmleri izlerken, bazen resimlere bakarken.. Huzursuz oluveriyorsun, hüzünleniyorsun, sinirleniyorsun birden bire. Nedenini anlayamıyorsun, suçlanacak tek şey, seni bu duyguya iten her neyse o oluyor. Ne zaman ki bir sebep olmadan da aynı şeyleri yaşamaya başlıyorsun, o zaman farkediyorsun işte bilmediğin bir yerde sıkışıp kaldığını.

Öyle bir dört duvar, öyle bir kuyu ki sıkıştığın yer; ne seni durduranı anlayabiliyorsun ne de nasıl kurtulabileceğini. Sürekli bir şeyler yapman gerekiyormuş duygusu içinde, katatonik bir vaziyette kalıveriyorsun ne olduğu belirsiz görünmez engeller içerisinde. Birileri kaldırsın diliyorsun, nasıl yapacaksa. Ama kaldırıverseler, nereye gideceğini de bilemeyeceksin aslında, çünkü neden gitmediğini veya nereye gideceğini de bilememişsindir zaten o ana kadar.

Bazen düşünüyorum da, kalkmasını istediÄŸim engeller hep kendime yapacağım yolculuk için belki de… Gerekliliklerin, mecburiyetlerin, yapılması beklenen herÅŸeyin, bir zamanlar ben olan kiÅŸiyle arama kurduÄŸu engelleri yıkmak için duyuyorum bu sabırsızlığı, sürekli gitmek istemelerimin arkasında belki de bir türlü kendime doÄŸru yola çıkamamış olmam var.

O kadar uzun zamandır ayrıyız ki, bazen o yolculuÄŸa çıkmak için cesaretimi topladığımda, gittiÄŸim yerde kimseyi bulamamaktan korkuyorum. “Ben” o ümitsiz bekleyiÅŸinin sonunda diÄŸer o çok deÄŸer verdiklerim gibi bir anda baÅŸka bir yere gidiverecek sanki. O görünmez engellerin arasından O’nun hüzün dolu gözlerine her baktığımda, bir gün baktığım yerde onu göremenin düşüncesi ürpertiyor beni.

Ben, o güzel insan, notalardan, boyalardan, renklerden yapılmış o güzel ruh; banka cüzdanlarının, paraların, yapmacık gülümsemelerin arasında boğulup gidiverecek bir gün..

Oysa en önemli yolculuk insanın kendine yapacağı yolculuk, gönlü kazanılması gereken ilk insan kendi benliğiymiş kişinin. Bunu öğrenmek için aramıza aşılmaz mesafelerin girmesi gerekmiyordu belki ama hep yapacak çok şey vardı, beklenen çok şey, istenen çok şey. İnsan kendisinden beklenenleri başarmak uğruna kendini ihmal ederse, ruhunu unutursa elde edilene başarı denilmiyormuş meğer. Böyle olduğunda, herkesin gıpta ettiği bir kalabalık içerisinde en çok yanında olmasını istediğin şey yanında olmadan yapayalnız kalabiliyormuşsun.Yani kendinsiz..

Her gece, binlerce notanın içine atıyorum kendimi. Benliğimin her yerinden taşan renkler, melodiler içinde kendimi kaybediyorum ki, biraz yakınlaşabileyim buzlu bir camın arkasında gün geçtikçe daha flu hale gelen bir zamanlar olduğum kişiye.

Nasıl oluÅŸtu bu engeller, nasıl yıkılır, buna kalan hayatımın sayılı günleri içinde bir kere olsun cesaret edebilecek miyim bilmiyorum… Sadece oturduÄŸum yerde her gece, kaybetme korkusuyla bir çift hüzünlü göze bakıyorum, arkasında renkler…

Powered by WordPress Wordpress Temaları
Dreamplace teması hayalet tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.