Beneath the ground

Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler

~Elladan

Müzenin üçüncü katına çıkıyorum, içeri girdiğimde dışarıdaki sıcaktan kurtulmuş olmanın verdiği bir rahatlama hissi gelmişti zaten, şimdi buna bir de müzeyi gezenlere etkileyici bir atmosfer sunmak için çaldıkları, dalga ve ahşap gemilerin limanda yatarken çıkardıkları homurtulardan oluşan ses kaydının verdiği huzur da ekleniyor, büsbütün havaya giriyorum. Önüme çıkan ilk camlı kaideye yanaşıyorum, içinde sayfalarına çok hoş, renkli mürekkepler kullanılarak incelikle işlenmiş bir haritanın olduğu kitap var karşımda, sağ sayfasına ise Osmanlı Türkçesi ile açıklamalar yazılmış. Kitabın altındaki açıklama yazısını okuyorum: “Kitab-ı Bahriye. Piri Reis. 1525

Gözlerim şaşkınlık ve sevinçle açılıyor iyice, bakışlarımı tekrar ne olduğunu anlayamadığım Osmanlıca yazılara ve haritaya çeviriyorum. Karşımda büyük denizci Piri Reis’in Sultan Selim Han için yazdığı fakat onun ölümü üzerine Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu şu meşhur, Atlas Okyanusu ve Güney Amerika’nın betimlendiği haritanın da bir parçası olduğu o çok değerli atlası yaptığı sırada tuttuğu notlardan oluşturduğu ve Akdeniz’i betimleyen kitabın bir kopyası var. Kim bilir içinde ne bilgiler, ne hikâyeler, maceralar var? Elime alıp sayfaları çevirmek, yazılanları okumak istiyorum ama mümkün değil maalesef. Adaya, üzerindeki kaleye, limana, kayalıklara, kumsallara bakıyorum iyice, sonra içeride başka ne olduğunu görmek için kaldırıyorum kafamı.


Kitab-ı Bahriye’den bir sayfa:


İki yanımda camlar içinde iki gemi maketi var, solumdakine yaklaşıyorum ve altındaki künyeyi okuyorum: “Hamidiye Kruvazörü Maketi”. Demek o meşhur gemi buymuş. Hani 1913 senesinde Balkan Savaşı esnasında, Osmanlı ordusu bozgun halde geri çekilirken Akdeniz’de zafer üzerine zafer kazanan, başarıları o zamanın dünyasında büyük ilgi uyandıran, destanlara konu olan Hamidiye. Tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biri olan Rauf Orbay’ın komutanı olduğu o efsanevi gemi... Değil maalesef, sadece maketi karşımda. Çünkü ulusal tarihimizde çok önemli bir yere sahip olan bu gemi 1964’te söküldü, tıpkı bu müzede artık sadece resimleri kalmış olan, o dönemin diğer önemli gemileri gibi. Oysa İngiltere'de 18. yüzyıldan kalma ahşap gemileri gidip gezmek mümkündür. Acaba tarih biz Türkler için neden bu kadar önemsiz? (Hamidiye’nin 1913 yılındaki Akdeniz seferi ile ilgili bir yazıyı NTV Tarih’in mart sayısında bulabilirsiniz. Aynı yazıdan Rauf Orbay’ın mütevazı mezarının Kadıköy, Sahrayı Cedit Mezarlığı’nda olduğunu da öğrendim bu yazı sayesinde)



                         Hamidiye Kruvazörü’nün bir maketi:

Diğer taraftaki maketin yanına yaklaşıyorum. “Mesudiye Zırhlısı”. Birinci dünya savaşında düşmana karşı beraber mücadele ettiği komşusu olan efsane gemiye kıyasla daha “şerefli” bir sona sahip bu gemi. 13 Aralık 1914 tarihinde B10 adlı bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılmış.

 

                       Mesudiye Zırhlısı’na ait ahşap maket:

Yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü, yani bu çok değerli gemilere yeterli özen ve saygı gösterilmediğinden artık ne onların güvertelerinde yürümek mümkün ne de onları uzaktan görmek. Bunun yerine bu gemilerin de yer aldığı ve deniz savaşlarının sahnelendiği tablolar var bolca. Ve bazıları yine bu gemilere ait pusula, fener gibi birkaç parça alet.


Baktığım tablolardan ilki Çanakkale Savaşları’ndan bir sahneyi gösteriyor. “18 Mart Zaferi. Cemal Tollu.” Sonra başka bir tanesi daha ve bir tane daha.

Biraz ilerideyse büyük bir yenilginin tablosu var. Bilmiyorum sergiyi düzenleyenlerin bilinçli bir tercihi mi bu, fakat ben oldukça anlamlı buldum. Kimse her zaman kazanamıyor. Rus donanması kuzeyden Atlas Okyanusu’nu geçip Çeşme'de Osmanlı donanmasını yok ediyor.


                                   Çeşme Deniz Savaşı:


                                     Sonra yine bir zafer tablosu:

                 Preveze Deniz Muharebesi adlı tablodan bir detay.


İşte tam bu sırada Hayreddin Paşa da donanmasını harekete geçirdi. Yüz iki parçadan ibaret gemisi bir hilal şeklinde düşmanı çember içerisine almaya başladı. Gaziler bir taraftan gülbankı Muhammedî getirilerken bir taraftan da küffar gemilerini top ateşi ile sarsmaya başladılar. Her bir geminin üçer adet topu olurdu. Toplam yüz iki adet gemiden üç yüz altı top bir uğurdan atıldığında deryalar gümleyip yerler sarsıldı. Andrea Dorya’nın daha fazla durmaya iktidarı kalmadı. Savaşa devam ederse mahvolacağını anladığından derhal donanmasını savaş alanı dışına kaçırdı.

Nice kaçmayalar ki, Hak sübhanehü ve teâlâ hazretleri Barbaros’u onları korkutmak için halk eylemiştir. Zira evlerinde ve harap olası diyarlarında şayet oğlancıkları ağlasa, ‘İşte Barbaros geliyor sus’ derler, onlar dahi sanki görmüşler gibi korkularından hemen ağlamaktan vazgeçip sesi keserlerdi.

Gazavât-ı Hayreddin Paşa adlı kitapta Preveze Deniz Savaşı’nı Seyyid Muradî Reis bu şekilde anlatmış.


Biraz ilerliyorum, Barbaros’un yetenekli amirallerinde biri, tarihimizdeki büyük kahramanlardan biri var şimdi karşımda. Avrupalıların Dragut diye bildiği büyük denizci Turgut Reis. Şehit düştüğü 1565 yılındaki Malta Seferi’ni betimleyen bir tabloda. 


Akıl almaz derecede kanlı muharebeler oldu. 6. taarruzda Turgut Paşa, başına bir şarapnel yedi. Çok ağır yaralandı. Beyaz sakalı kıpkızıl kesildi. Mustafa Paşa, en yakın arkadaşı olan merhûm Sâlih Paşa’nın oğlu Mehmed Paşa, sevgili talebesi Uluç-Ali Bey derhâl yetiştiler. Mustafa Paşa bizzat Kur’an okudu. Birkaç saat sonra şehîden öldü. 80 yaşında idi... Paşa’nın şehid düştüğü mevkı’ bu gün de Pointe Dragut (Turgut Burnu) diye anılmaktadır.”


Tarihçi Yılmaz Öztuna tarafından Kanuni Sultan Süleyman adlı kitabında böyle anlatılmış bu yaşlı deniz kurdunun ölümü.

                 Turgut Reis’in Malta’ya Çıkışı adlı tablodan bir detay.


Ertuğrul Firkateyni’ni gösteren bir tablo karşısındayım şimdi. Evlerinden binlerce kilometre ötede hayatlarını kaybeden o gencecik insanların zorluklarla dolu acı hikâyesi geliyor aklıma:

Kasım 1887’de Japon İmparatoru’nun yeğeni Prens Komatsu Akihito’nun İstanbul’da Sultan II. Abdülhamid’i ziyareti üzerine, Japonya’ya bir iade-i ziyaret yapılması kararlaştırılır. Bunun üzerine hazırlıklar yapılır ve Ertuğrul Firkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkar ve 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’ya varır. Adada kalınan üç ay boyunca Kaptan Osman Paşa liderliğindeki Osmanlı heyeti Japon İmparatoru tarafından kabul edilir, kendilerine Sultan Abdülhamid’e takdim edilmek üzere aralarında madalyaların da olduğu çeşitli hediyeler verilir. Japon denizcilerin tayfun uyarılarına rağmen Ertuğrul Firkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Japonya’dan ayrılır fakat 16 Eylül gecesi tayfuna yakalanan gemi kıyıya sürüklenerek parçalanır. Aralarında tecrübe kazanmaları için gemiye alınan Bahriye Mektebi’nden o sene yeni mezun olan teğmenlerin tamamı ve Amiral Osman Bey de dâhil olmak üzere 550 denizcimiz şehit olur.


                                      Ertuğrul Firkateyni



Müzede ilgi çekici daha birçok eser yer alıyor. Hamidiye Kruvazörü’ne ait seyir defteri ile Atatürk’ün 1933 yılında Yalova’dan İstanbul’a gelmek için kullandığı Adatepe Muhribi’ne ait bir şeref defteri ve benim en çok ilgimi çeken nesnelerden biri olarak 12 Mayıs gecesi Çanakkale’de İngilizlerin Goliath Zırhlısı’nı batıran Muavenet-i Milliye Muhribi’ne ait seyir defteri (ki altındaki açıklamada tam da bu olayın gerçekleştiğini belirten notun yazılı olduğu sayfaya baktığım belirtiliyordu) bunlardandı.


                     Muavenet-i Milliye Muhribi’ne ait seyir defteri:



O küçücük gemi, dev gibi gemiyi ve beraberinde yedi yüz elli kişilik mürettebatından gemi komutanı dâhil beş yüz yetmişini de denizin karanlık sularına gömmüştü. Aklıma Goliath (Calut) ve Davud’un hikayesi geliyor ve Borchert’in sözleri: “Savaş her şeyi yok eder.” 12 Mayıs sabahı Goliath toplarıyla ölüm olup yağmıştı Türk askerlerinin üzerine, aynı geceyse çelik gövdesiyle hayatının baharında evlerinden binlerce kilometre uzaktaki bu adamlara tabut olmuştu. Şu küçücük defterin içindeki şu kısacık satırlarda kocaman bir tarih ve her türden bir sürü hikâye vardı.


                 Yavuz Sultan Selim Zırhlısı’na ait kronometre:


Şu yakarıda resmi görünen şey bir kronometre. Bir zamanlar Yavuz Zırhlısı’na aitti. Asıl adı SMS Göben idi,16 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti tarafından satın alındığı duyurulmuştu dünyaya ve adı da Yavuz Sultan Selim olarak değiştirilmişti. Sonra o Yavuz, 29 Ekim 1914 günü Rusya’nın Sivastopol Limanı’nı bombalamış ve Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na dâhil oluşunu ilan etmişti. O geminin Alman kaptanı Koramiral Souchon da bu kronometreye bakmıştı herhalde o gün saldırı saati geldiğinde. Ne yazık ki bu gemi de artık mevcut değil. 1974 yılında jilet yapılmak üzere İtalyanlara satılmış.

Yavuz Zırhlısı’na ait tablo müzenin bu katında incelediğim en son eser. Daha sonra gördüğüm eşyaların çağrıştırdığı bir sürü hikâye, yaşanan olaylar, okuduklarım, duyduklarım hepsi aklımın içinde dolanır bir halde aşağıya iniyorum. Sergi belki daha güzel olabilirdi, belki daha fazla eser bulunabilir, daha iyi açıklamalar yapılabilirdi eserler hakkında. Müzeye yerli turistler kadar yabancılar da geliyor, acaba içlerinden kaç kişi Piri Reis’ten haberdar ya da Hamidiye Kruvazörü’nün adını ve yaptıklarını kaç kişi biliyordur İstanbul’da? Fakat müzede geçirdiğim saatlerden kesinlikle keyif aldım ve tanıdığım herkese tavsiye edebilirim rahatlıkla. Eğer Osmanlı tarihine, denizciliğe meraklıysanız bu sergiyi kaçırmayın derim.

 

Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler sergisini 4 Ekim’e kadar ziyaret edebilirsiniz. Müze pazartesileri hariç her gün açık. Bilet fiyatları yetişkinler için 7, öğrenciler içinse 3 lira, ayrıca giriş çarşambaları öğrenciler için ücretsiz. Pera Müzesi’ne Fatih, Eminönü üzerinden gelip Taksim’e giden bir otobüse binerek Tepebaşı’nda (TRT stüdyolarının olduğu yer hani) inerek ulaşabilirsiniz. Ya da Taksim’de inip İstiklâl Caddesi boyunca yürüyüp Odakule İş Merkezi’nin altından diğer tarafa geçerseniz karşınızda yine TRT stüdyolarını göreceksiniz ve müze girişi solunuzda 20 metre kadar ileride olacak. Müzenin 1. 2. ve 3. katlarında fotoğraf çekebilirsiniz. İyi eğlenceler.

Müzede çekilmiş olan tüm fotoğraflar için şuraya bakabilirsiniz.