<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground &#187; Yazılar</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/category/yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 18:40:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>A Treatise of Human Nature #3 – David Hume</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/12/05/a-treatise-of-human-nature-3-%e2%80%93-david-hume/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/12/05/a-treatise-of-human-nature-3-%e2%80%93-david-hume/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 22:06:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>flexi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=3397</guid>
		<description><![CDATA[(warm passions &#124; violent passions ile devam edilmesine)
Kitabın güzel özelliklerinden biri de, neredeyse tamamen &#8216;kapalı&#8217; olması. Kapalılıkla kastım, diğer filozoflara referansın azlığı: Hume, bir konuyu anlatırken, mümkün olduğu kadar kendi gözlem ve analizlerine ağırlık veriyor, diğer filozofların fikirlerine, dizgelerine olan referans sayısını ise minimize ediyor. En fazla edebiyattan alıntılarla destekliyor (daha doğrusu örnekliyor işte) anlattıklarını. Yoksa, &#8220;Locke şöyle dediydi de aslında orda yanıldıydı.&#8221; kabilinden hesaplaşmalara yer ayırmamış. Hoş, ayırsa &#8220;name-dropping yapıyon hacı.&#8221; diye çıkışmak aklıevvellik olur, o da ayrı mesele.
Edebiyattan örneklerle desteklemek demişken, yine aklıma Schopenhauer geldi. (Ki zaten Schopenhauer&#8217;i ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(warm passions | violent passions ile devam edilmesine)</p>
<p>Kitabın güzel özelliklerinden biri de, neredeyse tamamen &#8216;kapalı&#8217; olması. Kapalılıkla kastım, diğer filozoflara referansın azlığı: Hume, bir konuyu anlatırken, mümkün olduğu kadar kendi gözlem ve analizlerine ağırlık veriyor, diğer filozofların fikirlerine, dizgelerine olan referans sayısını ise minimize ediyor. En fazla edebiyattan alıntılarla destekliyor (daha doğrusu örnekliyor işte) anlattıklarını. Yoksa, &#8220;Locke şöyle dediydi de aslında orda yanıldıydı.&#8221; kabilinden hesaplaşmalara yer ayırmamış. Hoş, ayırsa &#8220;name-dropping yapıyon hacı.&#8221; diye çıkışmak aklıevvellik olur, o da ayrı mesele.</p>
<p>Edebiyattan örneklerle desteklemek demişken, yine aklıma Schopenhauer geldi. (Ki zaten Schopenhauer&#8217;i unutmak mümkün değil?) Arthur ağabey&#8217;in üslubunun enteresan özelliklerinden biri mesela, hem gayet temiz, anlaşılır oluşu, hem de çeşitli dillerdeki deyişlerle beslenmesi. Şöyle ki: Schopenhauer, bir fikrini anlatırken, bazen, dildeki (Almanca, İngilizce veya Latince, değişiyor) zımni önkabullere dikkat çeker. Yani, misal, alır çok kullandığımız bir ibareyi, kendi fikrinin anahtar noktalarıyla eşleştirir. Güzel bir şekilde yapar ha bunu da, öyle havada kalacak şekilde değil. &#8220;hakkaten la?&#8221; diyesi gelir insanın.</p>
<p>Back to Hume. Wp ve vp diyordum (bu kısaltmaları kullanıyorum warm passions ve violent passions için). Passion&#8217;in etimolojik kökenini arastırmamış olmamakla birlikte, diyebilirim ki, tahminen kelime &#8220;passive&#8221; ile, yani pasiflikle bir şekilde alakalı. Arzu diyecektim, vazgeçtim, ihtiras daha iyi gibi geldi. Neyse, kelimenin tam karşılığı bir yana, aslında Hume&#8217;un tesbitinin güzelliğini teslim etmek gerekiyor en başta. Akla (reason) atfedilen genel üstünlüğü sorgulamaya yardımcı oluyor esasen. Hume&#8217;un &#8220;vulgar yaee.&#8221; diye hedef aldığı, eleştirdiği ortalama mülahazayı açmaya çalışayım ben biraz:</p>
<p>Birincisi, toplum zaten kendi başına homojen değil. İkincisi, buradaki eleştiri, bence açıkçası, &#8216;sokaktaki adam&#8217;dan ziyade, pseudo-entelektüel denebilecek tiplere gidiyor. Pseudo-entelektüel de fazla oldu aslında: wannabe-intellectual diye de iyice alaşağı etmek istemiyorum ama, aklımdaki kitleyi aşağı yukarı şu hatlarla özetleyebilirim: bir şekilde bir yerlerden bazı isimleri duymus, hadi en iyi ihtimalle bazı kitapları da okumuş (ki çoğu &#8216;ikinci elden&#8217; bunların, yani Kant okumaya tenezzül etmez de gider özet mözet okur. Hadi özeti hakkını vererek okusa iyi: onu da yapmaz), zihin felsefesi hakkında edeceği iki kelam bulunmamasına rağmen &#8220;insanı&#8221;, &#8220;özgürlüğü&#8221; çözmüş gibi davranan ayaklı sloganlar. Bu adamlara sorsak, aslolan &#8220;akıl&#8221;, &#8220;akıl rulez&#8221;. &#8220;aklı izlediğimiz zaman&#8221; her şey düzelecek. Buyurgan olmalarını geçtim, Aydınlanma&#8217;nın bayraktarlığını yapmaları aslında cidden üzücü bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. Bilmiyorlar ki, Hume olsun, Locke olsun, Kant olsun, bu insanlar, ki aydınlanma denince zikredilmesi olmazsa olmaz ilk isimler, &#8216;aklın sınırlarıyla&#8217; da uğraştılar. Yeri geldi nedenselliği sorguladılar, yeri geldi çarşaf çarşaf antinomiler, meta-eleştiriler sundular.</p>
<p>Daha fazla ifrit olmadan wp | vp&#8217;ye dönüyorum. Kendi kaba tanımımı biraz daha açayım, hatta eleştireyim: wp&#8217;ye &#8220;toplumsal&#8221;, vp&#8217;ye &#8220;bireysel&#8221; demiştim. yahut, sırasıyla &#8220;vicdani&#8221; ve &#8220;içgüdüsel&#8221;. Birincisi, bu her zaman böyle olmak zorunda değil. İhtirasin tecrübe edilişindeki şiddetle karakterize edilen zihinsel durumu toplum-birey ikili kategorizasyonundaki konumlanmaya göre kodlamak her zaman mümkün olmuyor (ben denedim). &#8220;Kabaca böyledir&#8221; diyebiliriz, ama neticede kabaca tabii. Vicdanın ne kadar gayrı-içgüdüsel olduğu sorusunu es geçersem, &#8220;vicdani&#8221; ve &#8220;içgüdüsel&#8221; daha iyi bir ayrım gibi, ordan devam ediyorum. Hatta, &#8220;vicdani&#8221; yerine, &#8220;dingin&#8221; diyorum (bu kelime için bir düzeltme gelebilir). Hume&#8217;un wp ile kastettiği, izafi &#8216;durgunluk&#8217; aslında. Vp hen-hen-hen bir yapayım-edeyim-yerimde-duramayayım&#8217;a işaret ederken, wp, hele-bi-otur-soluklan-yeğenim&#8217;i temsil ediyor.</p>
<p>&#8220;Reason is, and ought only to be the slave of the passions.&#8221;</p>
<p>Hume&#8217;e göre, insan, ihtirasların(ın) kölesi olmaya mahkum. Ilık veya sıcak ihtiras, fark etmez. Hume&#8217;un Schopenhauer&#8217;le epey benzeştiğini yineleyeyim, zira Schopenhauer ihtirasları İrade&#8217;ye genelleyerek benzer bir sonuca varır (farkı bu mahkumluktan &#8220;kurtulmanın&#8217;, bu mahkumluğu hack&#8217;lemenin yollarını aramasında, hatta onlardan bazılarını göstermesinde). Gerçi bu tarz &#8220;aforizmalar&#8221; felsefecinin düşüncelerinin tam resminin ıskalanmasına da neden olabiliyor (veya felsefeci kasıtlı olarak böyle izafi yüzeysel bir cümleyi yumurtluyor). Mesela Hume burada tabi olunanla &#8216;bildiğimiz&#8217; ihtirası (&#8216;sıcak&#8217; olan, &#8216;hızlı&#8217; olan) mı kastediyor, yoksa &#8216;ılık&#8217; olanları da kapsayan kendi genel ihtiras kavramsallaştırmasını mı? İlki olması daha muhtemel. Aforizmaya takılmadan, wp | vp ayrımının &#8216;kendilik tekniklerindeki&#8217; öneminden devam ediyorum.</p>
<p>&#8220;mpg123 &#8211;loop 2 -@ blaizer.list&#8221;</p>
<p>&#8216;Kendilik tekniğiyle&#8217; kastettiğim ne? Şu: bir insan, tecrübe ettiği içebakışın, daha doğrusu tevarüs ettiği içebakış metodolojisinin, ardından, &#8216;kendini&#8217; wp | vp&#8217;lerindeki salınımlara, &#8216;titreşimlere&#8217; göre inşa eder. Benim genelde gözlemlediğim, tahmin ettiğim metod bu (özneleştirme, özneleşme, tahakküm gibi faktorleri es geçiyor, toplumsal paternlerin, rotaların bireydeki &#8216;canlanışıyla&#8217; idare ediyorum şimdilik). Ve rahatlıkla diyebilirim ki, modern, daha doğrusu seküler dünya görüşü, özneyi, vp&#8217;ye göre kurar. Yani, et yeme &#8216;isteği&#8217; mi belirdi içinde? O sensin. Uçkurunun uçası kaçası mı var? O sensin. Söz konusu vp ise, &#8216;ihtiraslar&#8217; diyemezsin, &#8220;ihtiraslarım&#8221; demelisin. &#8216;Kateden arzular&#8217; diyemezsin, &#8220;arzularım&#8221; demelisin. Başka ne yapabilirsin ki? Ve bir an önce &#8220;tatmin olman lazim&#8221;. Niye? Çünkü, sana açıklıyorum, beni iyi dinle, sen, ancak ve ancak, bu bahsettiklerim doğrultusunda davrandığın ölçüde sensin. Tıp ne söylüyor? Ancak x,y yaptığında z hormonlarının salgılanacağını, mutluluğunun, mutluluk kavrayışının da asla ve kat&#8217;a bu hormonlara dayalı metriklerden kaçamayacağını anlatıyor. Dimitri isyan etti de noldu? Kimyaya halel geldi mi? Hayır. Beni dinle&#8230;</p>
<p>(böyle uzadıkça uzuyor bu)</p>
<p>Yani, diyorum ki, bu tarz ne yazık ki epey yüzeysel bir kendilik algısı katediyor insanları. &#8216;Arzuların özgürleştirilmesi&#8217; kabilinden bir hedef mevcut. Yani &#8220;içimizde&#8221; dolanıp duran bazı arzular var, bunları &#8220;özgürleştirirsek&#8221; her sorun hallolacak. Seküler veya modernle, felsefedeki dizilişi kastetmiyorum bu arada. Aydınlanma ve aydınlanma sonrasında, ihtiraslara yüklenen anlam stoikten anti-puritene kadar varyans gösterir. Kastettiğim, odaklandığım, bundan ziyade, direkt pratikteki, medya ve &#8220;insan bilimleriyle&#8221; ittihaz edildikçe edilen söylem-davranış çoklusu. Siyaset teorisine şöyle ya da böyle bulaşmış heyecanlı insanların da hatrını gönlünü gözetmiyorum şu noktada (here comes the ifrit): muhtevasina dair zerre tefekküre yelken açmadığın sürece o diline doladığın &#8216;özgur irade&#8217; tahayyülünün kime ne faydası olacak? &#8216;Liberal&#8217; diye küfür niyetine kullandığın kelimenin kökenlerine gittiğinde senin hayatından, olması-gereken şeklinde ortaya döktüğünden çok da farklı olmayan bir dünya görüşünü, bir ahlak algısını gördüğünde nereye atacaksın temellerini o &#8220;burjuva x&#8217;i&#8221; şablonuyla, danteliyle süslediğin güzeller güzeli binaların? Zihne dair en ufak bir tetkikin, tahkikin olmadığı halde, hangi yüzle &#8216;toplum&#8217; hakkında bir &#8216;model&#8217; ortaya koyuyorsun? Hah, Kant&#8217;a &#8220;utangaç materyalist&#8221; dedin ya, işte o an çok sevimli oldun sen benim gözümde.</p>
<p>(bi yüzümü yıkayıp geldim. from ifrit to normal mode.)</p>
<p>&#8220;Arzuların özgürleştirilmesi&#8221; gayesi, kendi idealini de ıskalıyor aslında. An-be-an bir ihtiras manyaklığının insanı &#8216;mutlu&#8217; edebileceğini iddia etmek alıklıktır. Çileciliğin mantığı da zaten &#8220;acı lazım bana. Acıyı getirin.&#8221; misali mazlum iniltilerde değil acının minimize edilmesi için ihtiraslara itinayla yaklaşmakta yatar. İlla arzuya dayalı bir saadet anlayışı benimsenecekse, &#8220;arzunun özgürleştirilmesinden&#8221; ziyade, &#8220;arzunun yoğunlastırılmasına&#8221; yoğunlaşmak daha makul mesela. Tam da bu noktada, Hume&#8217;un wp | vp ayrımına geri dönerek, şahsen bende &#8216;işe yaradığını&#8217; gördüğüm bir hibridleştirmeden, &#8216;dönüşüm&#8217; silsilesinden bahsedeyim.</p>
<p>&#8220;Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.&#8221; (hehe, şaka lan şaka, asıl alıntı şimdi geliyor: )</p>
<p>&#8220;Hume&#8217;s treatise is the foundational document of cognitive science.&#8221;<br />
(fodor, hume variations)</p>
<p>.. diyordum ki sigaramın bittiğini fark ettim. Çay da bayatladı. Gol olmaz zor olur. Arkası yarın diyeyim o zaman.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/12/05/a-treatise-of-human-nature-3-%e2%80%93-david-hume/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

