<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Aug 2010 03:34:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Yabancı #31</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/30/yabanci-31/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/30/yabanci-31/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 03:34:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kerem ya da alp</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2367</guid>
		<description><![CDATA[Özet: Her şeyini kaybeden bir adam, kral babasından duyduğu son söz olan görevine odaklanıp batıdaki Aşılmaz Dağları geçer. Ölmek üzereyken Pulchraqua!nın eski baştüccarı Targolien tarafından bulunur. Yeni baştüccar Welien ona dil hocası olarak aynı ülkeden küçükken kaçırılmış olan Mannelig adlı tayfayı tutar. Pulchraqua&#8217;da başlayan Baravid-Ranke tartışması sonucunda şehir yıkılmanın eşiğine gelir, herkesin aksine onlardan korkmayan Yabancı şehri kurtarır. Dokuz Madras genci gelip ondan kendilerini eğitmesini ister, karşılık olarak da hizmetlerini sunar. Dibractes&#8217;ın kızı Diove, çocukluk arkadaşı ve müstakbel kocası Welien&#8217;le tanışmak için şehre gelmiştir ama Welien meclistedir. Yabancı ve Madraslar, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>Özet: Her şeyini kaybeden bir adam, kral babasından duyduğu son söz olan görevine odaklanıp batıdaki Aşılmaz Dağları geçer. Ölmek üzereyken Pulchraqua!nın eski baştüccarı Targolien tarafından bulunur. Yeni baştüccar Welien ona dil hocası olarak aynı ülkeden küçükken kaçırılmış olan Mannelig adlı tayfayı tutar. Pulchraqua&#8217;da başlayan Baravid-Ranke tartışması sonucunda şehir yıkılmanın eşiğine gelir, herkesin aksine onlardan korkmayan Yabancı şehri kurtarır. Dokuz Madras genci gelip ondan kendilerini eğitmesini ister, karşılık olarak da hizmetlerini sunar. Dibractes&#8217;ın kızı Diove, çocukluk arkadaşı ve müstakbel kocası Welien&#8217;le tanışmak için şehre gelmiştir ama Welien meclistedir. Yabancı ve Madraslar, ücret karşılığında kıza Valen meclisine kadar eşlik etmeyi kabul ederler. Yolda Baravid haydutları tarafından saldırıya uğrarlar ancak onları alt etmeyi başarırlar. Merkeze yakın bir handa Welien ve Dibractes onları karşılar. İyi bir ücret karşılığında Welien&#8217;in kuzeydeki konağının koruması olmayı kabul ederler. Diove, babasından Welien&#8217;le bir süre flört edip kendi kararını vermek için izin alır. </em></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;">Uyandım.</p>
<p>Üç Madras ile paylaştığım kulübeden dışarı çıkarak temiz havayı soludum derin derin. Keyifle ufku seyre daldım ve doğan güneşe gülümsedim.</p>
<p>Bir gün handa dinlendikten sonra sabah çıktığımız yolu hızlı biçimde kat ederek güneşin üçüncü batışının hemen ardından buraya geldiğimizde bizi Essandes adında, orta yaşlarına yeni başlamış görünen ancak ileriki günlerde hareketleriyle gençliğin son yıllarında olduğu izlenimi veren bir adam karşıladı. Ertesi gün merkeze dönen Asconen onu kahya olarak tanıtmıştı. Sonraki günlerde onun neredeyse tüm işlerden sorumlu bir gözetmen olduğunu anladım. Sayılarla arası pek iyi olmadığı için ticarete atılmamış olsa da yetenekli bir adamdı. Doğduğu ve tüm ömrünü geçirdiği bu araziyle ilgili her işten anlıyordu. Tarlalarla ilgileniyor, ata binip iz sürmeyi gayet iyi becerip çobanlara hangi otlağa gitmeleri gerektiğini söylüyor ve varlıklarını hala garipsediğim hizmetçi kadrosunu yönetiyordu.</p>
<p>Konağın boyutları benim için inanılmazdı ve komik olan bu devasa yapının yalnızca bir aileye ait olmasıydı, hatta Welien’den önceki tüccar tek başına yaşamıştı burada. Gerçi yemekten sorumlu olan hizmetçi – ki ona aşçı deniyordu – ve onun yanında çalışan yamak, iki temizlik görevlisi, servisten ve konakta kalan ailenin isteklerini öğrenmekten sorumlu uşak, sürekli başlarında durarak tarla işçilerini denetleyen kişi ve tüm hayvanlardan sorumlu olan başçoban da Essandes’le birlikte evin alt katında yaşadığından o kadar alan boşa gitmiyordu. Welien’in Pulchraqua’daki tek uşağını bile zor kabullenmişken tüm bu kalabalık benim için çok fazlaydı.</p>
<p>Tarla işçileri ve çobanların kaldığı kulübelerin yanına biz de kendi kalacağımız yerleri inşa etmiştik. Birbirimize kısa sürede ısındığımız Essandes, konumumun konakta kalmaya yettiğini ve bana yer ayarlayabileceğini söylemişti ancak adamlarımdan uzaklaşmak istememiştim.</p>
<p>Bir süre araziyi dolaştım, geldiğimizin ikinci günü Madraslarla çalışmaya başladığımız, ertesi gün konak çalışanlarını, dün ise kendileri de bize katılmak isteyen denetçilerinden izin alan tarla işçileri ve çobanları eğittiğim idman alanını gözden geçirdim, o gün yapacaklarımı hesaplayarak bazı düzenlemeler yaptım. Gelecek vaat eden bir süvari olan Essandes, konak çalışanlarının vaktini bu şekilde harcamamı hoş görüyor ancak Welien geldiğinde nasıl açıklayacağını bilmediğini söylüyordu ama ona merak etmemesini ve açıklamayı bana bırakmasını söylemiştim. Ayrıca gelen herkese tembihlediğim üzere kimsenin de işini aksattığı yoktu, hayatlarındaki bu yeni pencerenin heyecanı sayesinde şevkle çalışıyorlardı.</p>
<p>Zaman ilerlerken konak da uyanıp günlük işlerine başladı, ardında sabah eğitimini yaptık ve iyice yorulduktan sonra kahvaltıya geçtik. Kahvaltı sona erdiğinde ise herkes asıl işini yapmaya gitti, ben de Madrasları alarak konağı çevreleyen çitleri kontrole çıktım. Kulübelerimizi ancak dün tamamlayabilmiş ve ilk günlerin basitliğinden kurtarmıştık, şimdi sıra asıl görevimizde yani konağın savunmasındaydı. Essandes’in çalışkanlığı sayesinde hiçbir gedik, eksiklik, bakımsızlık yoktu çitte ama genel olarak çok basit bir yapıydı ve öfkeli bir inek sürüsünü durdurmayı başarması bile kutlanmaya değer olurdu.</p>
<p>Adamlara biraz dinlenmelerini söyleyip Essandes’in yanına gittim. Benim de tahmin ettiğim üzere en büyük tehdit kuzeyde kalan Nisklerdi ve ilk önce o taraftaki kısmı güçlendirmek daha akıllıca olacaktı. Bunu yapmalarını söylemek için gidecektim ki Essandes at üzerinde çevreyi gezme fikrini ortaya attı, etrafı bilirsem savunma tasarlamak elbette daha kolay olacaktı. At sürme yetenekleri hala hiçe yakın olan adamlara konakta kalıp biraz pratik yapmalarını ve akşamki çalışma vaktinde Mannelig’in yönetiminde konak ahalisine temel silah kullanımını öğretmelerini salık verdim. Bazıları şimdiden tarla işçileri arasından kızlarla gülücük alışverişinde bulunan adamlar bu emrimi keyifle kabul etti ve çalışmaya koyuldu. Essandes’le birlikte güney kapısından çıktık, sonra batıya, oradan da kuzeye ve doğuya dönüp tüm yakın bölgeyi görebileceğim uzun bir yolculuk seyri hazırlamıştı.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Welien ile Diove, evlerine giden kısa yolu karşılıklı oturup sohbet ederek ve birbirlerini seyrederek geçirmişti. Ardından araba Dibractes’in villasının önünde durdu; yarın öğle yemeğinde buluşmak için sözleştikten sonra Diove içeri girdi, Welien de iki bina ötedeki kendi evine doğru yürüdü.</p>
<p>Ailenin durumunun iyi olduğu zamanlardan kalmış olsa da ev hala Dibractes&#8217;inkinden daha küçük ve gösterişsizdi. Tarden ile birlikte burada büyümüşlerdi, oyunlarına Diove’nin de katıldığını hatırlıyordu hayal meyal. Sonrasında, birçok hazin olay sonucu ailenin durumu tepetaklak gitmişti. Neyse ki iki kuzen de yetenekli olduğundan küçük yaşta çıraklığa başlayarak iş hayatına atılmış, biri Deros’taki önemli göreve getirilirken diğeri Pulchraqua gibi dev bir kente baştüccar olmayı başarmıştı sıkı çalışması sonucu.</p>
<p>Welien tam da yeniden bir servet inşa ederken Pulchraqua’da her şeyin mahvolması ona geçmişi hatırlatsa da Dibractes’in teklifi durumu değiştirmiş, Diove’nin tatlılığı ise güzelleştirmişti.</p>
<p>Welien eve girdi, konsey için geldiğinde kendisi için bir handa oda ayırtmış ancak Tarden’in ısrarı ve yalnız olduğunu söylemesi üzerine kabul etmişti bu yere gelmeyi. Evin tek uşağı tarafından karşılandı, hala böcek sorununu çözmeye uğraşıyorlardı. Uzun süreler boyunca uşaktan başka hiç kimse ikamet etmediği için evin üst katlarını arılar yuva bellemiş ve her yanı kovanlarıyla doldurmuşlardı. Adamcağız her köşeyi temizleyip duruyor ama arılar da gelip yeni kovanlar yapmaya uğraşıyordu.</p>
<p>Arı vızıltılarıyla uyanan Welien, öğlene kadar boş durmak yerine meclise gitti. Baştüccarlık seçimleri sonraki gün yapılacaktı ve bir durum kontrolü kimseye zarar vermezdi.</p>
<p>Öğle yemeğine oturduğunda içi rahatlamıştı genç tüccarın. Baştüccarlıklara başka kimse aday olmamış, seçimin gerçekleşmesi için birkaç ismi meclis aday olarak atamıştı ama böyle bir emrivakiyi de ancak zayıf kişilere yapabildiği için rakipsiz sayılırdı. Pulchraqua zaten harap durumda olduğu için orayı kimsenin istememesi doğaldı ama geniş hacimli Nisk ticaretinde kendisine rakip çıkmamasının tek açıklaması Dibractes’in göz korkutucu varlığı olabilirdi ancak.</p>
<p>Diove ile öğle yemeği keyifle akıp geçti oyalanmalarına rağmen. Geçmişten bahsettiler, kendilerini anlattılar ve buldukları her ortak yönlerinde içtenlikle sevindiler ki bu oldukça sık gerçekleşiyordu.</p>
<p>Restorandan çıkıp şehirde yürümeye başladılar yan yana, konuşmaktan yorulmuyorlardı. Bazen kendilerini kaptırıp konudan uzaklaşıp geri dönemiyor olsalar da hemen içinde kaybolacak yeni bir konu buluyorlardı. Birçok insan onları tanıyor ama rahatsızlık vermek istemiyor, cesur olan bazıları ise selam verip hal hatır sorarak geçmiş olsun diyorlardı.</p>
<p>Akşamleyin Dibractes’in yakın dostu olan Ribarien’in evinde, Diove’nin sağ salim dönüşü için verilen ziyafete katıldılar, Welien de olaydaki rolü nedeniyle oradaydı. Yemek boyunca bir çift olarak onaylandıklarını hissetmişlerdi, genç adam bunları pek önemsemese de Diove’nin çok hoşuna gittiğini görebiliyordu.</p>
<p>Arı vızıltısının nispeten azaldığı gece boyunca yatağında kadını düşündü genç adam, her şey iyiye gidiyordu. Mutlu ve huzurlu halde, günün yorgunluğuyla uyudu arılara aldırmadan.</p>
<p>Ertesi gün neredeyse aynı geçti, tek fark akşam ziyafet olmayışıydı. Onun yerine Dibractes’in evinin avlusunda Pelcardes’le birlikte yediler. Epey ilgisiz olan tüccar yemeğin çoğunda kendi dünyasına kapandığından genç çift baş başa kalmıştı bir bakıma. Arayı ısıtmak isteyen Welien’in Novoximlerle ve yeni atamasıyla ilgili sorularını da kısa yanıtlarla geçiştirerek konuyu değiştirmiş, ne kadar çabuk büyüdüklerinden ve çocukken yaptıklarından bahsetmişti Pelcardes. Neyse ki yemeğin sonuna doğru Welien’in iyi niteliklerini överek yeğeni için en doğru eş olacağını belirtmiş ve umursamaz biçimde onaylamıştı birlikteliklerini. Kendisi de onun kadar hırslı olan Welien, adamın tavrını anlayabiliyordu, hele ki Novoxim ülkesinde geçirdiği yalnız yılları da hesaba katınca.</p>
<p>Seçim gününün sabahı heyecanla uyandı Welien, meclise gitti ama içeri alınmadı tabii. Bir süre binanın dışında bekledi heyecanla, sonuç neredeyse kesindi ama aklına saldıran acabalara da engel olamıyordu ki! Neyse ki çağırıldı da içeri girip kararı dinledi gururla. Pulchraqua’da feci çuvallamasına rağmen korumayı başarmıştı baştüccar payesini, kuzey onu bekliyordu. Ayrıca Targolien de Pulchraqua baştüccarıydı yeniden. Ona Yabancıyı getiren ihtiyara bu güzel haberi resmi belgeden bile önce ulaştırmak için kısa bir tebrik ve övgü pusulası yazarak yolladı.</p>
<p>Öğle yemeğinde yine Diove ile birlikteydiler. Aldığı habere çok sevinen kadın geldiğinden beri bunu tahmin ettiğini, dolayısıyla da o gece yeni baştüccarlığı onuruna bir balo tertip ettiğini söyledi. Kendisinden gizli iş çevrilmesine biraz gücenmiş olan Welien, kadının gözlerindeki ışıltının da etkisiyle sesini çıkarmadı, sonuçta Diove’nin iyi niyeti ve hevesi aşikardı.</p>
<p>Akşama kadar ancak hazırlandı Welien, balo gibi şeyleri fazla yapmacık ve sıkıcı bulur, kariyeri için gerekli olanlar dışında katılmaktan kaçınırdı. Bunu ise Diove için yapıyordu ve onun hatırına katlanacak hatta keyif duyacaktı.</p>
<p>Balo boyunca müziğin ve yiyeceklerin tadını çıkardı, her şeyden çok hoşnut görünen Diove’yle dans etti ve elbette tüm gece boyunca gülümsemesini dudaklarından eksik etmedi.</p>
<p>Gece evine yürürken yine Diove’yi düşündü genç adam. Yepyeni bir dünyadaydı üç gündür, eskiden hayatında işinden, alım ve satım fiyatları ile politikadan başka hiçbir şeye yer vermemişken şimdi bir kadına odaklanmaktan gayet memnundu. Diove de onunla geçirdiği her andan haz alıyor gibi göründüğüne göre Welien kolaylıkla verdi kararını. Geçmişten yeterince bahsetmişlerdi, yarın öğlen artık gelecekten konuşacaklardı.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>En güvenli taraf olan güneye bir göz attıktan sonra doğuya döndük. Essandes’in açıklamasına göre Baravid ormanları oldukça güneydoğuda kalmıştı ancak Equanlar ile Valenler arasındaki bu bölgeye Ranke hırsı ulaşmadığından çevremizdeki çok sayıda ağaç hayata tutunmaya çabalayan kadim bir orman gibi uzanıyordu. Akşam güneşinin ılıklığında kulağımıza gelen ufak ama güçlü bir pınarın sesi ile coşkumuz arttı, av etinin akşam yemeğine lezzet katacağını söyleyen Essandes, yılda bir ya da iki kez yaptıkları gibi bir ceylan avlayabileceğimizi anlatırken tam da bir ceylan sekerek geçiverdi önümüzden. Atlarımızı topukladık, hayvanın peşinde sola doğru dönmüştük, önde ben vardım. Sağ tarafımızdaki, ceylanın aralarından fırladığı ağaç topluluğuna vardığım sırada oradan çıkan bir atlıyla çarpışıyorduk neredeyse. Atlarımız huysuzlaştı, diğer atın gayet çelimsiz olduğunu seçebildim o sırada. Kafamı kaldırdığımda ise hemen uzaklaşmak için atı panik içinde topuklayan binicisinin de onun kadar yetersiz beslenmiş olduğunu görebildim.</p>
<p>Essandes’le ben durumu anlamamıştık ama adamın ürkek davranışından şüphelenerek kovalamaya başladık. Atı yavaştı, güçten düşmüştü. Adamın yayını hazırladığını gördüm ama kendiminkini omzumda bıraktım, onu vurmak için bir sebebim yoktu. Durması için bağırdım, buranın dilinden aklıma gelen tek sözcük “barış” oldu fakat yayını çekmiş olan adam atını bize doğru çevirdi; işte tam o sırada, bu zor hareketini tamamlayamadan atın üstündeki dengesini yitirerek yere devrildi.</p>
<p>Benden genç olduğunu görebildiğim adamın bir ayağı hala üzengideydi. Sol dirseği üzerine düşmüş, ardından sırt üstü dönmüştü. Yanına ulaşıp atlarımızdan indik. Essandes konuştu:</p>
<p>Kimsin? Bu topraklarda ne arıyorsun ve bizi neden öldürmek istedin?</p>
<p>Doğrulmaya çalışıp da zorlanınca vazgeçen adam yattığı yerden yanıtladı:</p>
<p>-Ben… korktum. Özür dilerim, üzgünüm, ben… sizi öldürmek istemedim, yalnızca… off… beni öldürmeyin, lütfen!<br />
-Bunu düşüneceğiz. Kimsin ve ne arıyorsun?<br />
-Ben Nunkar, Equan ordusu kuzey tugayı ikinci tabura bağlı saldırı bölüğünde erim. Yani, erdim.<br />
-Devam et.<br />
-Nisklerden kurtardığımız topraklara ufak bir kale inşa etmiştik tam; birden, bir gece, bir baktık ki böyle inanılmaz bir kalabalık! Niskler gelmişti ama, böyle, çoktular yani gerçekten çoktular!<br />
-İlginç. Sonra?<br />
-Çavuş Rentus gelip Castratta’ya haber götürmek için gönüllülerden bir mangayı yanına aldı, ben de onların arasındaydım. Kaleden çıktığımızda sol tarafta en arkada sürüyordum atımı, yani onlara en uzakta.<br />
-Kimlere uzakta be adam? Kesmeden anlat şunu!<br />
-Nisklere işte. Biz göremeden Castratta yoluna ulaşmışlar, herkesi öldürdüler, kalabalıklardı. Tüm mangayı katlettiler bir çırpıda… canavarlar. Bense, ölmek istemedim işte, şafak vaktinin yarı karanlığı beni saklamaya yetecek gibi görünüyordu, ağaçlar da seyrek ama yeterli gözüktü o an. Güneye sürdüm atımı, yapabileceğim başka bir şey yoktu, anlamalısınız, ölecektim!<br />
-Anlıyoruz. Buraya nasıl geldin?<br />
-Nereye gideceğimi bilemedim. Castratta’ya gidemezdim çünkü Niskler oradaydı. Korkunçlar! Köyüme dönersem de kaçak olduğum anlaşılır, mahvolurum. Ben de güneşin doğuşuna sürdüm atımı, gözlerim sulanırken biraz da güneye çevirdim ki o Nisklerden uzak kalayım.<br />
-Epey bir doğuya gelmişsin evlat.<br />
-Bu dediğimin üzerinden günler geçti. Yiyecek bir şeyler bulma umuduyla aranıp duruyorum, nereye gittiğime dikkat edemedim. Neredeyim ben?<br />
-Valen topraklarındasın.<br />
-Oh, güzel. Valenler hep dostumuz olmuştur, biz askerler hep koruruz tüccarları haydutlardan, ne olur öldürmeyin beni!<br />
-Eğer askersen zırhın nerede? Ya mızrağın?<br />
-Hepsi mağarada, size göstereyim isterseniz, gelin!</p>
<p>Ses çıkarmadan konuşmayı dinlemiştim, adamın hali beni düşündürüyordu. Gidip doğrulmasına yardım ettim, ardından bir kırığı olup olmadığına baktım. Yoktu. Bir süre ağrı çekeceğini ama iyileşeceğini söyledim, bir de ona inandığımı ve gitmemize gerek olmadığını ekledim. Essandes sesini çıkarmadı.</p>
<p>Aklımdaki şey hakkında şüphelerim çoktu ama adamın bir asker olmasının da etkisiyle konuşmaktan kendimi alamadım.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Essandes, Yabancının buldukları hırpani askere gösterdiği garip şefkati izliyordu. Yabancıyı daha duygusuz ve sert biri olarak düşünmüştü o ana kadar. Yabancının nedense çok bozuk ve yavaş olan yorucu ve komik konuşmasını duydu:</p>
<p>-Bak Nunkar, hmm, anladığım kadarıyla… gidecek bir yerin yok.<br />
-Doğru.<br />
-Bir işin de yok, kalacak yerin de. Ayrıca yemeğe ihtiyacın var… gibi görünüyor.<br />
-Kesinlikle.<br />
-Sana kalacak yer ve yemek… teklif etsem, veee… karşılığında da yapman gereken bolca iş olduğunu söylesem?<br />
-Çok, çok sevinirim. Her işi yaparım emin ol, iyi çalışırım.<br />
-Güzel. O zaman bizimle geliyorsun, birkaç gün yiyip dinlenecek ve… ııı, sağlıklı olacaksın. Ardından çalışmaya başlayacaksın. Askersin, doğru mu?<br />
-Evet, ama öncesinde çiftçiydim, askeriliğimi tamamlayabilecek şansım ve cesaretim olsaydı hayatımın geri kalanını da tarlamı ekip biçerek geçirecektim.<br />
-O zaman tam senin için bir işim var. Hem koruma… şeyinde, görevinde benim adamlarıma katılıp ihtiyaçta dövüşeceksin; hem de koruma gerek olmayan vakitlerde ki bu… yakın olarak, her zaman anlamına geliyor, tarlada çalışacaksın. Kalacak bir kulüben ve üç öğün yemeğin olacak. İnan bana, benim de tüm… sahip olduklarım bunlar. İyi bir hayat denebilir, hem güvenli hem de heyecan söylüyor, yani… ııı, vaat ediyor.<br />
-Yemek ve yatak vaat etmesi yeterli. Kabul.</p>
<p>Yabancının kendisine doğru döndüğünü gördü konuşmayı şaşkınlıkla seyreden Essandes:</p>
<p>-Ya sen kabul ediyor musun dostum?</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>-Şey, aslında Welien’e sormalıyız önce.</p>
<p>Düşünceli kahyaya şu anda Welien’e soramayacağımızı ve bu askerin bekleyecek durumda olmadığını açıkladım. Ardından da Welien’in daha fazla adam toplamak konusunda beni yüreklendirdiğini ekledim. Teslim olmuş göründü.</p>
<p>-Peki o zaman, önce gidip şu zırhla mızrağı alalım, onları evin sahibine vereceksin. Çalışmadan geçireceğin ilk günler ve de senin gibi bir kaçağa yardım etmenin tehlikesini göze almasının bedeli olacaklar. Atın da ahıra eklenecek, orada bakılıp beslenir, gerektiğinde alır binersin. Ama çiftliğe ait olacak.</p>
<p>Nunkar’ın yüzünden geçen hoşnutsuzluk ifadesini gördüm fakat adam itiraz edecek konumda değildi.</p>
<p>-Olur, ama ordudan ayrılırken silah, zırh ve atımızı ödül olarak bize teslim ederlerdi, hem de tüm bunlar bize lordumuz çağırdığı zaman yeniden savaşa gideceğimizi hatırlatırdı. Ayrıca değerli bir ödüldü, hizmetlerimizin karşılığı olar…</p>
<p>Adam konuşurken, geçmişinden ve onurundan geriye kalanları korumak için uğraştığını sezinledim, Essandes’e baktım sorarcasına. Zaten Welien’le konuşmadan adama hiçbir ücret teklif edememiş olmanın utancını yaşıyordum ki adam da bu ücretsiz işi kabul ederek beni daha da utandırmıştı; bir de tüm bunlar… Neyse ki Essandes bana doğru başıyla selam verip anladığını belirterek adamın sözünü kesmişti:</p>
<p>-Tamam, Welien’le konuşuruz, yeterince çalıştıktan sonra, hizmetlerinin bedeli olarak zırh ve mızrağı alırsın geri. Daha sonra da atı alabilirsin ama ahırdan çıkarman ve tüm bakımını üstlenmen gerekir ki, zorlanırsın. Ama gidecek olursan alabilirsin.<br />
Gidecek bir yerim yok zaten, her şey için teşekkürler.<br />
Eh, öyleyse umarım konağı seversin. Hadi gidip şu zırhı alalım.</p>
<p>Üçümüz at sürerken, askerin ne kadar ordu disiplini bildiğini öğrenmeye uğraşıyor, ne kadarını diğerlerine aktarabileceğini tasavvur ediyordum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/30/yabanci-31/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Twain&#8217;den bir alıntı.</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/30/mark-twainden-bir-alinti/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/30/mark-twainden-bir-alinti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 23:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağlar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2360</guid>
		<description><![CDATA[Bir cumhuriyette ülke kimdir ? O an için dizginleri elinde tutan hükümet midir? Hayır. Çünkü hükümet, sadece geçici bir uşaktır; Neyin doğru neyin yanlış olduğuna ve kimin vatansever olup olmadığına karar vermek onun yetkisinde değildir. Hükümetin yükümlülüğü, kurallara itaat etmektir; kural yaratmak değil.
Bir monarşide, kral ve ailesi ülkedir. Bir cumhuriyette ise ülke insanların ortak sesidir. Her biriniz, kendi adınıza, kendi başınıza ve kendi sorumluluklarınız dahilinde konuşmak zorundasınızdır. Bu, kutsal ve ağır bir sorumluluktur. Ve papazların, basının, hükümetin yada politikacıların konuşmalarıyla kolayca bir köşeye fırlatılıp atılamaz. Herkes neyin doğru neyin yanlış ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir cumhuriyette ülke kimdir ? O an için dizginleri elinde tutan hükümet midir? Hayır. Çünkü hükümet, sadece geçici bir uşaktır; Neyin doğru neyin yanlış olduğuna ve kimin vatansever olup olmadığına karar vermek onun yetkisinde değildir. Hükümetin yükümlülüğü, kurallara itaat etmektir; kural yaratmak değil.</p>
<p>Bir monarşide, kral ve ailesi ülkedir. Bir cumhuriyette ise ülke insanların ortak sesidir. Her biriniz, kendi adınıza, kendi başınıza ve kendi sorumluluklarınız dahilinde konuşmak zorundasınızdır. Bu, kutsal ve ağır bir sorumluluktur. Ve papazların, basının, hükümetin yada politikacıların konuşmalarıyla kolayca bir köşeye fırlatılıp atılamaz. Herkes neyin doğru neyin yanlış olduğuna; hangi yolun vatanseverlikten geçip hangisinin geçmediğine kendisi karar vermek zorundadır. Bunlardan kaçıp, bir adam olamazsınız. Buna, inançlarına aykırı bir şekilde karar vermek, kesin ve affedilmez bir hain olmak demektir. Hem kendinize hem de ülkenize karşı&#8230; Bırakın insanlar sizi istedikleri gibi damgalasınlar. Bütün ulusta sadece siz bir yöne gitmeye karar veriyorsanız ve kendi haklı inançlarınız doğrultusunda bu yön doğruysa; kendinizin ve ülkenizin adına üzerinize düşen görevi yerine getirdiniz demektir. Başınızı dik tutun. Utanmanız gereken hiçbirşey yok. Basın ne derse desin, politikacılar ve ayak takımı ne derse desin. İsterse tüm ülke, aslında yanlış bir şeyin doğru olduğuna karar versin. Bu ulus herşeyin üzerinde olan olan bir ilkeye dayanarak kurulmuştur; olasılıkları ve sonuçları ne olursa olsun, inandığımız şeyleri savunmamız gerekliliği. Eğer ayak takımı ve basın ve tüm dünya sana çekilmeni söylerse senin görevin; doğruluk nehrinin yanında bir ağaç gibi kök salıp, tüm dünyaya şunu söylemektir;</p>
<p>&#8220;Hayır asıl sen çekil.&#8221;</p>
<p>~ Mark Twain.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/30/mark-twainden-bir-alinti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Master Blaster</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/25/master-blaster/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/25/master-blaster/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 23:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ömer Zeren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Çizim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2356</guid>
		<description><![CDATA[
Master Blaster by ~OmrZrn on deviantART
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="450" height="594" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="flashvars" value="id=170939336&amp;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="450" height="594" src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" allowscriptaccess="always" flashvars="id=170939336&amp;width=1337"></embed></object><br />
<a href="http://www.deviantart.com/deviation/170939336/">Master Blaster</a> by ~<a class="u" href="http://omrzrn.deviantart.com/">OmrZrn</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/25/master-blaster/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paylaşımlar</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/21/paylasimlar/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/21/paylasimlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 00:23:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Komik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2344</guid>
		<description><![CDATA[Facebook sayfamızda paylaştığımız ilginç şeyleri her ay burada da paylaşıyoruz :)
*Üşengeç, işini son güne bırakan ve son gün geldiğinde dahi aklına bir şey gelmeyen, neticede internette ancak bir yerlere tıklayıp chat yapan birisi misiniz? Biz de genelde öyleyiz, şuradaki çocuk da.
*Baklavanın da Apple versiyonu çıkmış. Bu fanlar da çok oluyor ama :p
*İnsan mikrobu :/
*Bedava içerik baldan tatlıdır değil mi? Torrentler, rapidler, pdfler derken gözleriniz zevkten dönüyor mu? O halde siz de bir korsansınız!
*Muzırlık yapanlara böyle şeyler oluyormuş: http://vimeo.com/8723796
*Dinozorlarla ilgili nesillerinin hayat şartlarından dolayı tükendiğini biliriz. Ama ya aslında öyle değilse? ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Facebook sayfamızda paylaştığımız ilginç şeyleri her ay burada da paylaşıyoruz :)</p>
<p>*Üşengeç, işini son güne bırakan ve son gün geldiğinde dahi aklına bir şey gelmeyen, neticede internette ancak bir yerlere tıklayıp chat yapan birisi misiniz? Biz de genelde öyleyiz, şuradaki <a href="http://gimundo.com/videos/view/post-it-stop-motion-animation/" target="_blank">çocuk</a> da.</p>
<p>*Baklavanın da<a href="http://twitpic.com/2dsta6" target="_blank"> Apple versiyonu</a> çıkmış. Bu fanlar da çok oluyor ama :p</p>
<p>*<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=409627663231" target="_blank">İnsan mikrobu</a> :/</p>
<p>*Bedava içerik baldan tatlıdır değil mi? Torrentler, rapidler, pdfler derken gözleriniz zevkten dönüyor mu? O halde <a href="http://cristgaming.com/pirate.swf" target="_blank">siz de bir korsansınız</a>!</p>
<p>*Muzırlık yapanlara böyle şeyler oluyormuş: <a rel="nofollow" href="http://vimeo.com/8723796" target="_blank">http://vimeo.com/8723796</a></p>
<p>*Dinozorlarla ilgili nesillerinin hayat şartlarından dolayı tükendiğini biliriz. Ama ya aslında öyle değilse? İşte size <a href="http://www.motifake.com/image/demotivational-poster/0901/one-more-theory-theory-ark-noah-flood-demotivational-poster-1232649120.jpg" target="_blank">alternatif bir teori</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/21/paylasimlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyaset</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/21/siyaset/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/21/siyaset/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 00:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2342</guid>
		<description><![CDATA[Facebook sayfamızda paylaştığımız siyasi linkleri her ay burada da paylaşalım istedik, toplu olarak dursun sitemizde:
*Festus Okey&#8217;i unutma, unutturma: http://getir.net/kft http://getir.net/kft
*Dünyadaki diğer insanlarda ne derecedir bilemiyorum ama bizde çok saçma bulduğum bir savunma psikolojisi var. İşte o psikolojiden dolayı Aihm&#8217;e bu kadar komik ve acı bir savunma yaptı dışışleri bürokratları (daha sonra Ahmet Davudoğlu tarafından bu savunma eleştirildi ancak geri çekilemedi).
*Yukarıdaki konuyla da alakalı Arat Dink tarafından yazılmış bir yazı. &#8220;Bize tek araç “söz” kaldı. Sözümüze de göz diktiler. Diyorlar ki “Devlete katil deme.” Olur. Seri Katil.&#8221;
*İnternete kota sınırlaması geliyor! http://www.btk.gov.tr/Basin_Duyurular/Duyurular/kamuoyu/2010/dsltarifeler.pdf adresinden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Facebook sayfamızda paylaştığımız siyasi linkleri her ay burada da paylaşalım istedik, toplu olarak dursun sitemizde:</p>
<p>*Festus Okey&#8217;i unutma, unutturma: <a href="http://getir.net/kft" target="_blank">http://getir.net/kft</a> <a href="http://getir.net/kft" target="_blank">http://getir.net/kft</a></p>
<p>*Dünyadaki diğer insanlarda ne derecedir bilemiyorum ama bizde çok saçma bulduğum bir savunma psikolojisi var. İşte o psikolojiden dolayı Aihm&#8217;e bu kadar <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&amp;ArticleID=1013675&amp;Date=15.08.2010&amp;CategoryID=97" target="_blank">komik ve acı bir savunma</a> yaptı dışışleri bürokratları (daha sonra Ahmet Davudoğlu tarafından bu savunma <a href="http://www.nethaber.com/Toplum/157875/AIHMye-Nazi-benzetmeli-bir-savunma" target="_blank">eleştirildi</a> ancak geri çekilemedi).</p>
<p>*Yukarıdaki konuyla da alakalı Arat Dink tarafından yazılmış <a href="http://www.taraf.com.tr/haber/devlet-kendine-yakisani-yapmistir.htm" target="_blank">bir yazı</a>. &#8220;Bize tek araç “söz” kaldı. Sözümüze de göz diktiler. Diyorlar ki “Devlete katil deme.” Olur. Seri Katil.&#8221;</p>
<p>*İnternete kota sınırlaması geliyor! <a rel="nofollow" href="http://www.btk.gov.tr/Basin_Duyurular/Duyurular/kamuoyu/2010/dsltarifeler.pdf" target="_blank">http://www.btk.gov.tr/Basin_Duyurular/Duyurular/kamuoyu/2010/dsltarifeler.pdf</a> adresinden de gördüğünüz gibi kotasız tarifelere yeni abonelerin erişememesi için bir teklif verilmiş. Yani paketiniz sınırsızsa şimdilik rahatlamış olsanız da, bu tekliflerin ardı arkası kesilmiyor. Yani yakında toptan kaldırılabilir sınırsız paket. Tabi şu anda yeni bir gelişme yok, teklifin kabul edilip edilmediği belli değil.</p>
<p>*<a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=1488239840183&amp;ref=mf" target="_blank">Kutsala saygı nerede hani</a>? Dersimlilerin kabe kabul ettiği ziyaret yerleri, hiç bir vicdana sığmayacak şekilde baraj için yıkılıyor. Sadece bazı dinlerin kutsallarının kabul edilip gerisinin böyle hoyratça yokedilmesine ağlıyor o teyzeler, kutsallarının ellerinden gitmesine.</p>
<p>*<a href="http://www.bugcomic.com/comics/categorizing-criminals/" target="_blank">Haydut var, haydut var</a>. Sizce hangisi daha fazla haydut?</p>
<p>*Amerika&#8217;da devletin kendi araştırmasına göre petrol sızıntısı neredeyse temizlenmiş! Ama elbette ki gerçekler hep devletin söylediklerinden <a href="http://biyorss.com/?p=1055" target="_blank">farklı oluyor</a>.</p>
<p>*Yojimbo&#8217;dan harika bir <a href="http://www.oyungezer.com.tr/option,com_smf/Itemid,26/topic,38551.0/" target="_blank">zapatista özeti</a>. Ayrıca ezln ile ilgili çeşitli makaleler de var linkte. Alternatif bir dünyanın olabileceğine inanıyor ve her zaman her şartta öğrenmeye hevesli biriyseniz hepsini okumanızı tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/21/siyaset/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bendeniz nedesem&#8230;</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/17/bendeniz-nedesem/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/17/bendeniz-nedesem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 23:22:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nedesem</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Çizim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2323</guid>
		<description><![CDATA[&#8217;79 KDZ. Ereğli doğumluyum, He-man ve Clementine  ile büyüdüm. Evliyim, Ankara&#8217;dayım, hava sıcak.
Üniversite bitince 2003 Yılını İstanbul&#8217;da geçirdim, Penguen dergisinde köşe edinmeye az  kalmıştı ki, ordudan çağırdılar. (Böyle deyince daha havalı oluyor.)  Askerden dönünce de evlenip Ankara&#8217;ya yerleştim.
Kendimi bildim bileli amatör, 2004 yılından beri profesyonel ilüstratör, karikatürist, animatörüm. Her çizer gibi ejderha, savaşçı, çizgi roman karakterleri çizmeye bayılıyor, Hayat Bilgisi çizmekten nefret ediyorum. Çizimlerimi uzun süre Photoshop kullanarak yaptım, Manga Studio ile tanışınca Photoshop&#8217;u hepten salladım. Tablet olarak şu anda UcLogic/Lapazz WP8060 kullanıyorum.
Ekran kartlarından HD4850&#8242;nin (bebeğim benim), oyunlardan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8217;79 KDZ. Ereğli doğumluyum, He-man ve Clementine  ile büyüdüm. Evliyim, Ankara&#8217;dayım, hava sıcak.</p>
<p>Üniversite bitince 2003 Yılını İstanbul&#8217;da geçirdim, Penguen dergisinde köşe edinmeye az  kalmıştı ki, ordudan çağırdılar. (Böyle deyince daha havalı oluyor.)  Askerden dönünce de evlenip Ankara&#8217;ya yerleştim.</p>
<p>Kendimi bildim bileli amatör, 2004 yılından beri profesyonel ilüstratör, karikatürist, animatörüm. Her çizer gibi ejderha, savaşçı, çizgi roman karakterleri çizmeye bayılıyor, Hayat Bilgisi çizmekten nefret ediyorum. Çizimlerimi uzun süre Photoshop kullanarak yaptım, Manga Studio ile tanışınca Photoshop&#8217;u hepten salladım. Tablet olarak şu anda UcLogic/Lapazz WP8060 kullanıyorum.</p>
<p>Ekran kartlarından HD4850&#8242;nin (bebeğim benim), oyunlardan Thief serisinin, dizilerden Battlestar Galactica&#8217;nın (So say we all), kitaplardan Yerdeniz Büyücüsü&#8217;nin, tabletlerden Cintiq&#8217;in hastasıyım, bunlardan edinmediğim sadece Cintiq kaldı.</p>
<p>Çalışmalarım kişisel sitemden, blog sayfamdan ve Deviantart&#8217;tan izlenebilir.</p>
<p><a class="linkification-ext" title="Linkification: http://www.nedesem.com" href="http://www.nedesem.com">http://www.nedesem.com</a><br />
<a class="linkification-ext" title="Linkification: http://nedesem.deviantart.com" href="http://nedesem.deviantart.com">http://nedesem.deviantart.com</a><br />
<a class="linkification-ext" title="Linkification: http://kurramkermarruk.blogspot.com" href="http://kurramkermarruk.blogspot.com">http://kurramkermarruk.blogspot.com</a></p>
<p>Çizimlerimden bir kaç örnek:</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/010.jpg" alt="" width="424" height="600" /><br />
<img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/014.jpg" alt="" width="419" height="600" /></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/047.jpg" alt="" width="426" height="600" /><br />
<img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/059.jpg" alt="" width="418" height="600" /><br />
<img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/090.jpg" alt="" width="430" height="600" /><br />
<img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/104.jpg" alt="" width="430" height="600" /><br />
<img class="aligncenter" src="http://www.nedesem.com/illustra/projeres/106.jpg" alt="" width="451" height="336" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/17/bendeniz-nedesem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biraz daha amatör fotoğraf</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/13/biraz-daha-amator-fotograf/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/13/biraz-daha-amator-fotograf/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 16:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lorean</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2295</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://beneaththeground.org/2010/08/13/biraz-daha-amator-fotograf/"><img class="size-full wp-image-2312 alignright" title="CIMG4277b" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/CIMG4277b.jpg" alt="" width="200" height="133" /></a>
Lorean/Gord10'un objektifinden Bodrum ve Altınpark.
(Uyarı: Kota dostu bir çalışma değil pek)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sizlere bu yaz Bodrum&#8217;da ve Altınpark&#8217;ta (Ankara&#8217;da sık sık uğrama fırsatı bulduğum bir park) objektifime düşenleri  sunmak istiyorum. Fotoğraflar Casio QV-R61 kompakt kamerayla çekilmiş olup, bir kısmı Photoshop ile düzenlenmiştir (özellikle HDR olanlar).</p>
<p>Çok sayıda yüksek çözünürlüklü fotoğraf barındırması itibariyle pek kota dostu bir çalışma olduğunu söyleyemem.</p>
<p>Resimleri gerçek boyutlarıyla görüntülemek için üzerlerine tıklayınız.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>BODRUM</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/CIMG4277.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-2304" title="CIMG4277" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/CIMG4277-1024x680.jpg" alt="" width="368" height="245" /></a></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGO5Xts7lI/AAAAAAAABwU/ziTevzlvlnk/s1600/CIMG4236.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGO5Xts7lI/AAAAAAAABwU/ziTevzlvlnk/s400/CIMG4236.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGEgw18hvI/AAAAAAAABus/Uykw9PdqpiM/s1600/CIMG4104.jpg"><img src="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGEgw18hvI/AAAAAAAABus/Uykw9PdqpiM/s400/CIMG4104.jpg" border="0" alt="" width="400" height="232" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGE-fT2l0I/AAAAAAAABu0/rLwOcTh2XXs/s1600/CIMG4102.jpg"><img src="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGE-fT2l0I/AAAAAAAABu0/rLwOcTh2XXs/s400/CIMG4102.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGI4vJJWsI/AAAAAAAABvc/kTaB4jwqyRQ/s1600/CIMG4122.jpg"><img src="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGI4vJJWsI/AAAAAAAABvc/kTaB4jwqyRQ/s400/CIMG4122.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGF_tOBpruI/AAAAAAAABuU/uGWBO3NJuCc/s1600/selalemsi.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGF_tOBpruI/AAAAAAAABuU/uGWBO3NJuCc/s400/selalemsi.jpg" border="0" alt="" width="400" height="213" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<p><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGMFrvMCHI/AAAAAAAABv0/ZFkYI86VCQs/s1600/CIMG4200.jpg"><img src="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGMFrvMCHI/AAAAAAAABv0/ZFkYI86VCQs/s400/CIMG4200.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
<p><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGLbYkfQ3I/AAAAAAAABvs/XrLvJfaKHUE/s1600/CIMG4178.jpg"><img style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGLbYkfQ3I/AAAAAAAABvs/XrLvJfaKHUE/s640/CIMG4178.jpg" border="0" alt="" width="550" height="278" /></a></p>
</div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGORpYTL_I/AAAAAAAABwM/9cgjJ87raC8/s1600/CIMG4220.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGORpYTL_I/AAAAAAAABwM/9cgjJ87raC8/s400/CIMG4220.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;">
<p><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGn6_SBKFI/AAAAAAAABws/22qh8cvpmAI/s1600/CIMG4245.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGGn6_SBKFI/AAAAAAAABws/22qh8cvpmAI/s400/CIMG4245.jpg" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGVjYrvQQlI/AAAAAAAABxE/JBbefbphoDY/s1600/CIMG4267b.jpg"><img src="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGVjYrvQQlI/AAAAAAAABxE/JBbefbphoDY/s320/CIMG4267b.jpg" border="0" alt="" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGVnoKeF46I/AAAAAAAABxM/mxKQGIDLV_I/s1600/herodotus.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGVnoKeF46I/AAAAAAAABxM/mxKQGIDLV_I/s640/herodotus.jpg" border="0" alt="" width="425" height="640" /></a></div>
<p><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGG1uZOqTeI/AAAAAAAABw8/0cKATRiS460/s1600/CIMG4272.jpg"><img src="http://3.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TGG1uZOqTeI/AAAAAAAABw8/0cKATRiS460/s400/CIMG4272.jpg" border="0" alt="" width="400" height="225" /></a></p>
</div>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/kahve_bahane2.jpg"><img class="size-large wp-image-2297   aligncenter" style="margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="kahve_bahane2" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/kahve_bahane2-1024x680.jpg" alt="" width="457" height="302" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><strong>ALTINPARK</strong></p>
<p style="text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHAgbl9NoI/AAAAAAAABsE/kUpuChj3qMI/s1600/Untitled_HDR5.jpg"><img class="aligncenter" src="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHAgbl9NoI/AAAAAAAABsE/kUpuChj3qMI/s400/Untitled_HDR5.jpg" border="0" alt="" width="400" height="280" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://2.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHAgbl9NoI/AAAAAAAABsE/kUpuChj3qMI/s1600/Untitled_HDR5.jpg"></a><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHA0dAsLKI/AAAAAAAABsM/bKe1zkTPRfc/s1600/Untitled_HDR3c.jpg"><img src="http://1.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHA0dAsLKI/AAAAAAAABsM/bKe1zkTPRfc/s400/Untitled_HDR3c.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></p>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEG_q_QlG0I/AAAAAAAABr8/LgKi6K3h5ac/s1600/Untitled_HDR7b.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEG_q_QlG0I/AAAAAAAABr8/LgKi6K3h5ac/s400/Untitled_HDR7b.jpg" border="0" alt="" width="262" height="400" /></a></div>
<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" href="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHB6ucOI-I/AAAAAAAABsU/zP9mu4rHdd0/s1600/CIMG3934b.jpg"><img src="http://4.bp.blogspot.com/_pLX9veDDrds/TEHB6ucOI-I/AAAAAAAABsU/zP9mu4rHdd0/s400/CIMG3934b.jpg" border="0" alt="" width="400" height="266" /></a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/13/biraz-daha-amator-fotograf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Max Richter &#8211; Infra</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/12/max-richter-infra/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/12/max-richter-infra/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 20:14:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fire</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2284</guid>
		<description><![CDATA[

Şöyle bir düşünün; günlük rutininizi, yaptıklarınızı, ayaklarınızı uzatıp yatağınıza uzandığınızı, aldığınızı parayı, harcadığınız parayı, yük olduğunuz insanları&#8230; 24 saatin 8 saatini uyuyarak geçirdiğinizi farzedin; geri kalan 16 saatte yaptığınız her şeyi düşünün. Bu 16 saatin, yüzde kaçını yalnız geçiriyorsunuz sizce? Her an etrafınızda birilerinin olmasına rağmen, aslında ne kadar yalnız olduğunuzun farkında mısınız? Bir arkadaşınız size uğradığında verdiği selam dışında, ne kadar yanınızda? Ya da o sizin yanınızdayken siz ne kadar onun yanındasınız? O sizin yanınızdayken sizin kafanızda akşam yetiştirmeniz gereken işler, yapmanız gereken ödevler, birlikte olmayı düşündüğünüz sevgiliniz yok ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/folderrjo.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2290" title="folderrjo" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/08/folderrjo-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Şöyle bir düşünün; günlük rutininizi, yaptıklarınızı, ayaklarınızı uzatıp yatağınıza uzandığınızı, aldığınızı parayı, harcadığınız parayı, yük olduğunuz insanları&#8230; 24 saatin 8 saatini uyuyarak geçirdiğinizi farzedin; geri kalan 16 saatte yaptığınız her şeyi düşünün. Bu 16 saatin, yüzde kaçını yalnız geçiriyorsunuz sizce? Her an etrafınızda birilerinin olmasına rağmen, aslında ne kadar yalnız olduğunuzun farkında mısınız? Bir arkadaşınız size uğradığında verdiği selam dışında, ne kadar yanınızda? Ya da o sizin yanınızdayken siz ne kadar onun yanındasınız? O sizin yanınızdayken sizin kafanızda akşam yetiştirmeniz gereken işler, yapmanız gereken ödevler, birlikte olmayı düşündüğünüz sevgiliniz yok mu? Her ne kadar olmadığımızı düşünsek de, yalnızız. Bu bir seçim meselesi değil, olması gereken doğa kuralı. Birileri “Yalnızlık Allah’a mahsus” derken hiç düşünmemiş açıkçası. İnsan beynini, hatta bırakın insan beynini kendi içinde bulunduğu durumu hiç düşünmemiş. Yalnızlık, birilerinizin etrafınızda olmama durumu değil; etrafınızda ne kadar insan olursa olsun, kaç kişiyle konuşuyor olursanız olun, ne kadar arkadaşınız olursa olsun o beyninizin hissetmediğiniz yerinde pusuda yatan his. Her daim birileriyle olsanız dahi birileri ayrıldığı anda farkettiğiniz, lakin her zaman beyninizin, ruhunuzun, bedeninizin içinde bulunduğu durum.</p>
<p>Max Richter’in müziği yukarıda anlattığım durumu sorgulatıyor size, ilk notasından son notasına yalnızlığı hissediyorsunuz. Arkadaşlarınız, sevgiliniz, aileniz, akrabalarınız hepsi arka plana kayıyor, birer birer yok oluyor. İlk önce piksellerden oluşan bir albüm kapağı ile yapıyor bunu, melodileri ile hissettirmeden önce. Sonra, her şeyinizi birer birer arka plana gönderiyor. Yalnızlığınızla bırakıyor sizi. Bir an için ne olduğunuzu, kim olduğunuzu, nereden gelip nereye gittiğinizi tek başınıza sorgulatıyor. Size bir atmosfer yaratmıyor müziğiyle, bilhassa içinde bulunduğunuz tüm atmosferi siliyor. Siyah bir arkaplanla bırakıyor sizi.</p>
<p>Bu albümü 24 Postcards in Full-Colour’dan farklı, Blue Notebooks’dan farklı. O albümlerle sizi yağmurlu bir sonbahar gününe götürüyordu. Bu albümle, bulunduğunuz her durumu, her ruh halini siliyor. Yalnızca sizi koyuyor siyah fonun üstüne. Onun melodileri aracılığıyla kendinizi dinliyorsunuz. Bugünlerde ihtiyacımız olan da bu değil mi zaten – bir parça kendimizi dinlemek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/12/max-richter-infra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı #30</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/08/05/yabanci-30/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/08/05/yabanci-30/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 21:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kerem ya da alp</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2279</guid>
		<description><![CDATA[Özet: Gabtunun abisinin yaptığı yağmaya öfkelenen Equan lordu, Nisk obasına bir saldırı bölüğü yollar, Gabtu ile kaçan çocuklar hariç herkes öldürülür. Askerlikten pek de hoşlanmayan Rentus ceza sonucu kendini saldırı bölüğünde bulur, ardından eski Nisk obasının yerine dikilen Equan kalesinde çavuş olur. Orta Niskleri kendi buyruğunda birleştirmeyi başarmış olan Askold, Yelgüderlerin başına geleni Batı Nisklerini de saflarına katmak için bir fırsat olarak görüp gelir ve Yelgüder beylerini kanyoluna ikna eder. Kaleyi kuşattıkları sırada askerler onları fark eder ve Rentus kuşatmayı yararak Castrattaya ulaşır, durumu Lord Ferqusa bildirmek için saraya yollanır ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><em>Özet: Gabtunun abisinin yaptığı yağmaya öfkelenen Equan lordu, Nisk obasına bir saldırı bölüğü yollar, Gabtu ile kaçan çocuklar hariç herkes öldürülür. Askerlikten pek de hoşlanmayan Rentus ceza sonucu kendini saldırı bölüğünde bulur, ardından eski Nisk obasının yerine dikilen Equan kalesinde çavuş olur. Orta Niskleri kendi buyruğunda birleştirmeyi başarmış olan Askold, Yelgüderlerin başına geleni Batı Nisklerini de saflarına katmak için bir fırsat olarak görüp gelir ve Yelgüder beylerini kanyoluna ikna eder. Kaleyi kuşattıkları sırada askerler onları fark eder ve Rentus kuşatmayı yararak Castrattaya ulaşır, durumu Lord Ferqusa bildirmek için saraya yollanır hiç durmadan. Askoldun öncülük ettiği saldırıda kale ele geçirilir ancak kendisi karnından oklanır. Gabtu ise Castrattadan gelen destek birliğinin önünden kaçarken yaralanır. Karşılıklı olarak bir süre durur iki ordu, hiç kimse saldırıyı başlatmamaktadır. Niskler arasında yağma kavgası çıkar, Gabtu ise Askoldun aldığı çekilme kararını hiç beğenmemektedir ancak elinden bir şey gelmez. </em></p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: left;">- Troban, gidiyoruz. Bu savaş bitti.<br />
- Karar senin. Adamlarım seni takip edecektir, diğerleri olmadan da kazanırız.<br />
- Kimler?<br />
Troban başıyla işaret edince diğer Yelgüder beylerini gördü Askold, çekilmeye başlamışlardı bile. Equanlar arasındaki mutluluğu yarı karanlığa rağmen görebiliyordu.<br />
- Sözüne bağlılığın asla unutulmayacak Troban. Şimdi çekilirsek bu Equanlar senin obana saldırır mı?<br />
- Nisk topraklarının o kadar içine girmeye cesaret edemezler; ederlerse de kendimizi savunmaya gücümüz yeter, merak etme.<br />
- Tamam.  İhtiyacın olursa haber vermen yeterli.<br />
- Aynısı senin için de geçerli.<br />
- Adamların tetikte olsun yol boyunca, peşimizden gelmeye kalkışırlarsa dönüp karşılık verebilmeliyiz.<br />
- Her zaman tetikteler, rahat ol.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Güneşten geriye hiçbir şey kalmamıştı, evlerine doğru yoldaydılar. Onlar çekilirken Equan ordusu yerini korumuştu. En arkadan gelen arabalara yerleştirilmiş olan keskin gözlü okçular hep geriye doğru bakıyordu. Hiç meşale yakmamışlardı, geldikleri gibi gizlice dönüyorlardı ay ışığında. Askold ile Athis yan yana at sürüyordu;  Gabtu da onların yanındaydı ancak arada yaklaşık üç at genişliğinde mesafe bırakmış, sabit biçimde önüne bakarak ilerliyordu. Tek kelime konuşmuyordu koca ordu.<br />
Askold’un karnındaki yara, atının her adımıyla sızlıyor, hafif hafif kan sızdırıyordu. Kendi canı yandıkça aklına Gabtu’nun yarası geliyor, ancak durumunu sormak için kızın yanına gidemiyordu.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Tam bir gün geçmişti ve hala yoldaydılar, yaralılar ve yorgunlardan oluşan güruhta kimsenin acelesi yoktu. Kesin bir zafer haberi taşımıyorlardı, savaş meydanından çekilmişlerdi ve bunu obada bekleyenlere nasıl açıklayacaklarını düşünüyordu hepsi. Adamların hayatta kaldıklarına sevinmiş olsalar da onun liderliğine dair şüphe tohumlarına sahip olmaya başladığını hissediyordu genç lider. Canını neyin daha çok yaktığından emin değildi. Boğazında bir düğüm, bir tıkanma vardı. Karnı acıkıyor, boşluktan ağrıyor fakat Athis’in ısrarı sonucu boğazından aşağı keyifsizce yuvarladıkları dışında hiçbir şey yemiyordu. Su içmeyi ihmal ettiği için boğazı kurumuştu. Bir yenilgi bile yaşamadan bu kadar sarsılmış olduğuna göre kötü giden bir savaşta yapabileceği en doğru şeyin o meydanda can vermek olduğunu anlayabiliyordu. Hatalarına her an üzülmekle meşgul yenik biri olarak yaşamak ona göre değildi.<br />
Yolda verdikleri ilk duraklamada adamlarıyla konuştu, her zamanki gibi kendi ganimetlerini savaşa katılan herkesin arasında eşit bölüştürüp hayatını feda edenlerin paylarının da ailelerine verilmesini kararlaştırdılar. Bunu duyan Troban’ın adamları da fikirden hoşlanmıştı, sürübaşı da bunu oba olarak benimseyip geleneklerine kattıklarını açıkladı ve onaylama nidalarıyla karşılık buldu.<br />
Tasarıları tamamen boşa çıkmıştı Askold’un. Troban’ın obası dışında Yelgüderlerden hiçbir olumlu karşılık almamıştı, aksine hepsine karşı bir intikam isteği filizleniyordu içinde. Ölen adamlarının hakkı olan malları alıp gitmişlerdi ve bunun hesabını sormayı o adamlara ve ailelerine borçluydu.<br />
Aklı tüm bu kötü düşüncelerle paramparça halde, Equanların beklemeyi bırakıp arkalarından saldırmasını, kendisine haklı bir nedeni olan bir zafer hediye etmesini isteyerek ve böyle bir saldırının haberini alırsa kullanacağı taktikleri kurgulayarak geçirdi yolun kalanını. Kafasını tasarılarla yorması bile yetmiyordu sıkıntısını dağıtmaya.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Sinirden suratını kasmaktan artık genç kızın dudağını çevreleyen ince kaslar ağrımaya başlamıştı. Ölülerini gömmek için hiçbir fırsat geçmemişti eline. Equanların onlara ne yaptığını bilmiyordu, oysaki hepsi onurlu biçimde gömülmeyi hak etmişti.<br />
Karnındaki yarayı unutmuştu bile. Onu üzen tek şey o yarayı açan kişinin hala sağ olmasıydı. Koca bir Nisk ordusu, karşısında duran Equanların önünden geri çekilmişti, hepsi de Askold’un miskinliği ve Athis’in korkaklığı yüzünden. Kendi farkında olmasa da, veda etmeye fırsat bulamayışının acısını da bu geri çekilmeye yüklemiş ve olduğu gibi hepsini Askold’un üzerine atmıştı. Kaledekiler öldürülmüş olduğundan geleneklere göre kanyolu tamamlanmış ve Gabtu da üzerine düşeni yapmıştı, hem de o öldüremediği için kuşatmayı yarıp giden asker onlara öldürecek daha fazla Equan gelmesini sağladığı için iyi hissediyordu kendini.<br />
Geçmişinde ve geleceğinde hiçbir şey taşımayan kız yalnız başına sürüyordu atını gecenin içinde.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yorulduklarında kısa molalar vererek ve bu duraklamalar boyunca ganimetin bölüştürülmesi işiyle uğraşarak ertesi gecenin sabaha kavuştuğu anda vardılar Troban’ın obasına. Obadan savaşa katılanların sayısını hesaplamaları biraz vakit aldıysa da son duraklamalarında herkesin payını teslim etmiş ve aralarında olamayanlarınkini de Trobana vermişlerdi. Obaya yaklaştıklarında Troban’ın adamları özellikle gürültü yapmaya başlamıştı ki geldikleri anlaşılsın, uygun biçimde karşılansınlar. Çabaları sonuç vermiş olacak ki, obanın meydanına ulaştıklarında kadınlar toplanmış onları bekliyor, savaşa kabul edilmeyecek yaştaki oğlanlar ise semiz bir danayı getirmeye uğraşıyordu. Savaşçıların hepsi meydana toplandığında inanılmaz bir kalabalık oldu ama bu durum oba ahalisini rahatsız etmemiş, tam aksine dostlarının güçleriyle gurur duymalarına neden olmuştu.<br />
Troban, Askold, Athis ve Gabtu’yu karşılayan kişi; Troban’ın kadını Freydis oldu, erkeğinin yokluğunda obanın sorumluluğunu o taşımıştı. Meydanın diğer tarafında oğlanlar boğazladıkları danayı pişirilmesi için hazırlıyor, kadınlar ve yaşlılar ise yaralı askerlerle ilgileniyordu. Freydis, erkeğini öptükten sonra hepsini selamladı ve neşeli bir sesle konuştu:<br />
- Buraya sağ salim döndüğünüze göre kanyolu tamamlandı diye düşündük ve hazırladık ziyafeti, yanılmış olamayız değil mi?<br />
- Elbette yanılmadınız, Equanlar öldürüldü, kaleleri yıkıldı, malları yağmalandı. Kanyolumuz kutlanmıştır.<br />
Askold bunları söylerken Gabtu ona öfkeli gözlerle bakmış, bir şey söylemek ister de kendini tutar gibi birkaç kez yutkunmuştu. Ancak daha o bir şey diyemeden Freydis devam etti:<br />
- E kanyolu tamam da sizin yüzlerinizde neden böyle kısrağa güç yetirememiş aygırların utancı var?<br />
- Tam da dediğin gibi oldu da ondan Freydis.<br />
- Aa, Gabtu, tamam annen yerine koymuyorsun ama en azından bir teyze de olamaz mıyım sana, bana teyze de ve anlat bakalım neler oldu dediğim gibi?<br />
- Onun yerine ben anlatayım kadınım. Tam kanyolunu tamamlamıştık ki…<br />
Troban olayları eksiksiz biçimde, sadık bir dürüstlükle anlatırken iki genç kız gelerek Askold’u yere oturttu ve yarasını temizlemeye başladı, Gabtu ise onunla ilgilenmek için gelen eski obasından arkadaşlarına yarasının bu şekilde iyileşmeyeceğini söylemiş ve hal hatır sormaya girişmişti. Genç adamın kanaması durmuştu ancak yarasının çevresi kızarmış, şiş ve sertti; her dokunuluşunda yüzünde hafif bir kasılma oluyor ama acı duygusunu gururuna yediremediğinden bunu gizlemeye çalışıyordu. Kızlarla sevecen bir tonda konuşurken arada bir Askold’a dönüp acı bir bakış atmayı ihmal etmiyordu Gabtu. Askold ise Troban’ı dinliyor ve verdiği kararı sorguluyor, sürübaşının çekilmelerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalayan her lafında utancından alt dudağının içini kemiriyordu.<br />
Troban’ın anlattıkları bittiğinde Freydis onu bir daha öptü, birkaç günde adamı özlemiş olmalıydı. Hepsine dönerek neşesi hala yüksek bir sesle konuştu:<br />
- En doğrusunu yapmışsınız ya, biz de üzülüyorduk bize öldürecek Equan bırakmaz bu herifler diye! Gabtu kızımla ben gelecek sefere tüm kadınları toplayıp gidelim de savaşa, siz anlayın bakayım burada sıkıntıyla beklemek, sevdiğin yürüyerek mi yoksa yatarak mı dönecek diye merak etmek nasıl oluyor, o zaman anlarsınız savaşçıların eve sağlam dönmesinin fazladan Equan öldürmekten daha değerli olduğunu!<br />
Konuşmanın başında kadının onlara laf vurdurmaya çalıştığını düşünüp hiddetlenen Askold, devamında bu görmüş geçirmiş kadının da Gabtu’nun içindekileri anlayıp onu yatıştırmak için konuştuğunu anladı ve sesini çıkarmadı, göz göze geldikleri Athis’e de gözlerinin ufak bir hareketiyle sessiz kalmasını söyledi. Freydis ikisine döndü, meydanda dana ateşin üzerine konmuş çevriliyor, kokusu aç karınlara vaatkar biçimde eziyet ediyordu:<br />
- Söyleyin bakalım yiğitler, ne kadar misafir edebileceğiz sizi? Bana kalsa hiç bırakmam ya, eminim vardır kavuşmak istediğiniz birileri.<br />
Kadının gülümsemesine karşılık verdiler ancak ikisini de bekleyen hiç kimse yoktu. Askold yanıtladı:<br />
- İlginiz için sağ olun, bugün dinlenir yarın sabah bu saatlerde yola çıkarız.<br />
- Hiç olur mu öyle şey? Gelenekler bellidir, üç gün üç gece ziyafet verilir kanyolundan dönen yiğitlere. Hiçbir yere bırakmam sizi.<br />
- Cömertliğiniz çok güzel ama dediğiniz gibi, adamlarımı bekleyen çok kişi var geride ve yalnız kaldıkları her gece endişeleniyorlardır ne halde geri dönecekler diye, onları bekletmek olmaz değil mi?<br />
- Eh, haklı adama laf edilmez. Ama bilin ki kırdınız beni, affın tek yolu da işleri yoluna koyduktan sonra tüm obayı toplayıp şenliğe gelmek buraya!<br />
- Tamam, söz. Bir yurdumuza varalım, hasretleri sonlandıralım, obalarımızın dostluğunu kutlayacağız birlikte.<br />
- Oldu o zaman. Kızlar siz de yeterince yordunuz Gabtu’yu, çekilin! Zaten hep burada değil mi artık, sonra eğleşirsiniz. Hele bir iyileşsin kızcağız!<br />
Şaşkın gözlerle bakan Athis kendini tutamayarak araya girdi:<br />
- Hep burada mı? Gabtu buraya mı yerleşiyor?<br />
- Ya ne yapacaktı? Savaşçıların peşine takıldı, obasının kanını aldı tamam; artık bir dursun dinlensin benim güzel kızım. Değil mi?<br />
Son sözcüklerini Gabtu’ya doğru söylemişti, kız ise kararsız biçimde bakıyordu kadına. Başını hafifçe sağa eğerek kararsızlığını gösterdi vücut diliyle. Arkadaşları ise kalması için ısrar ediyor, obada her şeyin ne kadar güzel olduğunu anlatıyordu. Gabtu kendisinin de her şeyin güzel olduğunu bildiğini söyleyerek yanıtladı onları. Freydis ısrar etti:<br />
- Her şey güzelse sen neyi beğenmiyorsun da kalmıyorsun be kızım? Genç erkeklerden bunaldıysan merak etme ben ne yapar eder seni rahatsız etmemelerini sağlarım. Gerçi kolay olmayacak ama teyzen neye güç yetiremedi bugüne kadar? Gözlerini oyar, dillerini koparırım da sen farkına bile varmazsın, huzurun bozulmaz!<br />
- Peki teyze, düşüneceğim.<br />
Gabtu gülümserken Askold’un içinden kopan bir inleme diş etleriyle dudakları arasında kaldı. Yardım dilenen bir ifadeyle ona bakan Athis, yüzündeki acı ifadesini yarasının ağrısına yordu.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Ertesi sabah, karınları tıka basa dolu, yaraları sarılmış, vücutları dinlenmiş ve neşeleri yerine gelmiş biçimde yola koyuldular Orta Nisk çayırlarına doğru. Yan yana at süren Askold ve Athis tek kelime konuşmuyordu. Troban ve Freydis’e, ardından da tüm oba halkına misafirperverlikleri için teşekkür etmişler; ancak Gabtu’yu hiçbir yerde görememişlerdi. İki adam da bu konuda diğerine herhangi bir şey söylemekten çekiniyordu. Hızla yaklaşan bir atın sesini duydular, aynı anda heyecanla çevirdiler başlarını. Gabtu ikisine selam verdi, onlar da kıza.<br />
- Fazladan bir yay ve adamları zinde tutacak öfkeli bir sese ihtiyacınız var mı?<br />
Athis şakayı anlamamış olsa da mutluluktan gülümsedi, Askold ise kahkaha atmamak için kendiyle mücadele etti.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yola çıkalı pek olmamıştı, konuşmadan ilerliyorlardı. Arabalardan birinde aksaklık olduğu haberini alan Athis durumla ilgilenmek için çevirdi atını. Kızla barışmış olmanın rahatlığı ve hafif şımarıklığıyla ona olan kırgınlığını hissedebilir hale gelen Askold atını Gabtu’nun yanına yaklaştırdı:<br />
- Bir daha beni aşağılama.<br />
- Bir daha korkaklık yapma.<br />
- Şu gördüğün adamların yarısı ölmüş olsaydı daha mı mutlu olacaktın?<br />
- Equanları ölü görünce mutlu olacaktım.<br />
- Ölen herkesin ailesine ise ben haber verecektim sen değil.<br />
Gabtu sesini çıkarmadı, zihnindeki dünyayı daha çok seviyordu. Konuşmadığı zamanlarda karnının ağrısını daha çok hisseden Askold uzun süredir düşündüğü şeyi sordu:<br />
- Karnın nasıl?<br />
- İyi sayılır. Senin?<br />
- Daha iyi. Seni üzen başka bir şey var mı peki?<br />
- Yani, bilmiyorum, var gibi. Tüm bu değişim, fazla hızlı oluyor her şey sanki, ben daha olanları kavrayıp istediğimi yapamadan başka bir şey oluyor, öyle işte.<br />
- Anlıyorum seni, ama unutma ki değişim iyidir. Atalarımız nasıl söylemişti, hmm, dur bakalım, hah: Bir şey hiç değişmiyorsa çoktan ölmüş demektir.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Bir süre sonra Athis döndüğünde ikisi de gülümsüyordu. Havadaki barış kokusuna kendisinin de dahil olduğunu hisseden genç adam da gülümsedi ve durumu açıkladı:</p>
<p>- İki adamımız eksikmiş, onun için çıkmış olaylar. Tam soruşturmaya başlamıştım ki dörtnala bir atlı yetişti bize. Troban göndermiş onu, anlattığına göre bizden iki genç kendilerini Yelgüder kızlarının güzelliğine kaptırıp obada kalmış, Troban da durumu yeni fark etmiş; onunla yan yana savaşmış adamları obasından kovamayacağı için de sana onların yerine bu haberciyi yollamış, isterse gelsin adamlarını alsın, isterse ona başka iki adam vereyim diyormuş. Yanıtın nedir?<br />
- Eh, sevenleri ayırmak olmaz. O ikisini bekleyen kimse yok muymuş?<br />
- Hayır, kimseleri yokmuş.<br />
- Peki o zaman, yanıtım şudur: O iki genç ve kadınları obalarımız arasındaki dostluğun canlı simgeleri olarak Troban’la kalsın, ondan istediğim tek şey ise dostluğu. Hepsine iyi dileklerimizi iletmesini söyle haberciye.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Gece dinlendikten sonra günün ilk ışıklarıyla yeniden yola çıkmışlardı, öğlene yakın geçtiler sınır taşlarını.<br />
- Eh, artık senin topraklarındayız. Burası hakkında çok az şey biliyorum. Anlatsana biraz. Kimsiniz, sen kimlerdensin tam olarak, Athis kardeşin mi?<br />
- Zamanla öğrenirsin her şeyi. Emrimin altında üç kavim var. Kuzeyde, doğduğum topraklarda, kavmim Yerbeşerler dolaşır; güneyde ise Athis’in kavmi Yerdöverler. Doğuda ise diğer serdarım Olgest’in kavmi Yergöçerler var. Savaşlara ya Athis gelir benimle ya da o. Biri her zaman geride kalır iç sorunlar çıkması ihtimaline karşı.<br />
- Athis kardeşin değil o zaman.<br />
- Tabii. Ama kardeşim kadar yakındır ikisi de bana. Her kavimden bir kişinin yönetimde olması birliği de daha sağlam tutuyor.<br />
- Ayrı ayrı obalarda mı yaşıyorsunuz?<br />
- Hayır. Dört ortak oba kurduk, her biri sınırlardan birine yakın. Ne tarafta ilgilenilmesi gereken bir durum varsa orada toplanıp yaşıyor ve görev dağılımı yapıyoruz. Zaten kavimlerimiz de iyice birbirine karışmış durumda. Bu gece Yerbeşerlerin güneydeki bir obasında konaklayacağız muhtemelen, yarın gece ise en kuzeydeki Yerdöver obasında. Sonraki akşam da birliğin batı obasındayız işte.</p>
<p>Bir süre sustular, Gabtu aldığı bilgileri yineledi zihninde. Sonra Askold’a dönerek sordu:</p>
<p>- Şu iç sorunlar nasıl şeyler?<br />
- Hala birlikten kopmak isteyenler olabiliyor ama oldukça azaldılar, sürübaşlarının halledemediği günlük meseleleri de çözüyor burada kalan kişi ama temel görevi herkese birliğin varlığını anımsatmak aslında.<br />
- Peki neden hiç kadın yok? Bizde kadınla erkek hep eşit olmuştur ve herkes bilir ki her liderin öğüt alacağı bir de kadına ihtiyacı vardır.<br />
- Bizde de eşit elbette. Ayrıca kadın yok diyorsun ama sen varsın ya işte.<br />
- Ama ben yeni geldim, benden önce yoktu kimse.<br />
- Demek ki seni bekliyormuşuz.<br />
Gülümseyen Gabtu, bunu saklamak için önüne döndü; Askold da aynısını yaptı. Yükselen güneş gözlerini kamaştırırken sürdüler atlarını.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>İki gecenin ardından, akşam vakti ulaştılar batı obasına. Ortalık çok tenhaydı. Yaşlı Brok, ona doğru kendini çok zorlayan bir hızla geldi:<br />
- Askold, haberleri duydun mu?<br />
Genç liderin yüzündeki soru ifadesini görünce devam etti telaşlı adam:<br />
- Yerdöverlerden Fronils ve Guthrils’in obaları birliğe karşı ayaklanmış ve diğer obalara saldırmışlar. Güney Niskleri de ortaklaşıp katılmış onlara.<br />
Askold’un surat ifadesi öfkeye dönüştü birden, ancak asıl çılgına dönen kendi insanlarının saldırıya uğradığı haberini duyan Athis’ti. Askold ondan atik davranarak sordu:<br />
- Olgest nerede?<br />
- Toplayabildiği her adamı yanına alıp karşı saldırıya gitti. Durumun aciliyeti yüzünden sana danışamadan gitmek zorunda kaldığını da sana söylememi istedi.<br />
- Tabii, anlıyorum.<br />
- Bir de şunu söylememi istedi, kuzeye de haber yollamış, Yerbeşerlerden savaşabilecek durumda kim kaldıysa hepsi yola çıksın diye. Bugün burada olurlar sanırım.<br />
- İyi yapmış, güzel. Sağ olasın Brok, herkese de ferah olmalarını söyle, bunu halledeceğiz.<br />
Yaşlı adam uzaklaşırken Athis’e döndü genç lider:<br />
- Dostum, askerlerle konuş, gelemeyeceğini düşünen yaralılar seninle burada kalacak; diğerleri de hazırlansın, benimle güneye gelecekler. Yorgun olduklarını biliyorum ama vakit durma vakti değil.<br />
- Sen nasıl istersen Askold ama bırak ben gideyim bu sefer. Dinlenmeye ihtiyacın var, yaran iyileşmedi.<br />
- Önder durursa takipçileri onu geçer gider.<br />
- Haklısın ama yaran kötüleşirse adamların morali bozulur.<br />
- Bir yara mı alt edecek beni? Tanımıyormuş gibi konuşma! Anlıyorum seni, asıl derdin kendi obanın saldırı altında olması ama böyle düşünmeyi bırakmalısın. Bana güven, onları kurtarmayı senin kadar istiyorum. Sen geride kalmalısın.<br />
- Yapma Askold, dinlen biraz. Bu basit bir ok yarası değil, gördüğün gibi iltihaplanmış. Dinlenmen gerekiyor.<br />
Askold’un gözleri karardı aniden. Çadırının önüne varmışlardı. Atından indi, yere hafif bastığını hissediyordu. Çadırına yürümeye çalışırken aklı hala Athis’teydi. Onu gerçekten anlayamıyor muydu? Equanların önünden çekilerek adamlarının inancını hali hazırda sarsmıştı, bir de şimdi gidemezse liderliğine nasıl tutunabilirdi ki?<br />
- Off, çocuk bakmak istesem Freydis’le kalırdım!<br />
Söylenerek atından inen Gabtu’nun sesini dağların ötesindeymişçesine duyan Askold çadırına girmeyi başardı yalpalayarak. Karnı yanıyor, sızlıyor, çırpınıyordu. Dik durmayı beceremiyordu. Şiltesine doğru yürüdü zorla. Acaba Athis’in onun yerinde gözü mü vardı?  Gözden düşmesini mi istiyordu? Belki de Olgest’le çok önceden planlamışlardı bunu, o yüzdendi gitme isteği. Hem Equanların önünden çekilmesini de o söylemişti.<br />
Şiltesinin üzerine yığıldı koca adam. Örtü kanıyla lekelenirken yitirdi bilincini tamamen.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Sarayın bahçesine girişi koruyan iki nöbetçi, sıcağa rağmen heykel gibi duruyordu. Tam iki gün boyunca hiç durmadan yol almış olan Rentus, beklenenden de erken varmıştı başkente. Vakit öğleni biraz geçiyordu, altındaki at artık her adımı nazla atıyor, binicisine direniyordu. Nöbetçilerin önünde indi atından asker ve hemen yanına kulübesinden çıkan sorumlu çavuş geldi:<br />
- Kimsin, ne istiyorsun?<br />
Hırpani görünümünün farkında olmayan Rentus, ağrıyan kasıklarının da verdiği huysuzlukla adamın bu sert tavrına bozulmuştu. En aksi sesiyle yanıtladı:<br />
- Ben çavuş Rentus, dört gündür aralıksız at sürüyorum. Bir an önce Lord Ferqus’a iletmem gereken bir haber var.<br />
- Belgelerin?<br />
- Belge hazırlayacak vaktimiz olmadı, sözlü olarak aktaracağım durumu. Saldırıya uğradık.<br />
- Belgeleri olmayan geçemez.<br />
Dönüp Rentus’un arkasına doğru sanki orada başkaları varmış gibi bağırdı sorumlu çavuş:<br />
- Kapının önün boşaltalım!<br />
Rentus, kendisi ile aynı rütbede olan adamın tavrını anlayamıyordu.<br />
- Bak çavuş, içeri girmeliyim. Çok önemli, çok acil bir haber taşıyorum. Atım çatlamak üzere. Üzerimdeki tek silahım bu kılıç, onu da bak bırakıyorum yere. Şimdi kapıyı açıp beni saraya taşıyacak bir at vermenizi arz ederim.<br />
- Asıl sen bak evlat, burası saray kapısı ve rütben burada geçmez! Şimdi çekil git şurdan, güvenlik nedeniyle kimseyi geçiremeyiz belge olmadan!<br />
- Of be adam! Açım, susuzum, yorgunum, kuzeyde Equan askerleri tehdit altında ve sen burada beni oyalıyorsun. Hadi aç şu kapıyı!<br />
- Son kez uyarıyorum, git ya da güç kullanacağız!<br />
- Eğer kapıyı açmazsanız gecikmeden dolayı siz sorumlu olursunuz.<br />
- Vay, bir de tehdit ha!<br />
Üç asker de savunma duruşuna geçti, Rentus’un tek silahı ise ayaklarının dibinde yatıyordu.<br />
- Haydi beyler, aynı ordudayız biz!<br />
Sorumlu ve de sorunlu çavuş yine Rentus’un arkasındaki boşluğa doğru bağırdı:<br />
- Kapının önünü boşaltın!<br />
Saldırı duruşuna geçen askerler Rentus’un üzerine gelmeye başladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/08/05/yabanci-30/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İblisler Efendisi #2 &#8211; Ternia&#8217;nın Büyük Sırrı</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/07/20/iblisler-efendisi-2-ternianin-buyuk-sirri/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/07/20/iblisler-efendisi-2-ternianin-buyuk-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 01:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Çağlar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2263</guid>
		<description><![CDATA[İblisler Efendisi #1 için



&#8220;Dordios, Dordios, Dordios.&#8221; diye bağırdı büyücü. Mağaradaki devasa duvar bir anda yarıldı ve bir labirent belirdi. Büyücü asasını kaldırdı ve aynı sözleri üç kez daha haykırdı yüksek bir sesle. Labirentin yukarısında hareketlilik oldu ve milyonlarca küçük yaratık üst üste gelerek büyücüye bir yol oluşturdular. Yolu takip ederek labirentin sonuna doğru gitti. İçerisi çok karanlıktı, labirentte ve mağarada bulunan sönmeyen alevler burada yoktu. Büyücü asasını yere vurdu ve asanın ucu göz yakıcı bir parlaklıkta parıldamaya başladı. Düzgün yolda dümdüz ilerledi. İlerlerken bir yandan göz ucuyla kenardaki iskeletlere bakıyordu. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/2010/05/19/iblisler-efendisi-1-baslangic/">İblisler Efendisi #1 için</a></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img.wallpaperstock.net:81/wallpapers/thumbs1/10482.jpg" alt="Demon Lord - İblis Lordu" /></p>
<p>&#8220;Dordios, Dordios, Dordios.&#8221; diye bağırdı büyücü. Mağaradaki devasa duvar bir anda yarıldı ve bir labirent belirdi. Büyücü asasını kaldırdı ve aynı sözleri üç kez daha haykırdı yüksek bir sesle. Labirentin yukarısında hareketlilik oldu ve milyonlarca küçük yaratık üst üste gelerek büyücüye bir yol oluşturdular. Yolu takip ederek labirentin sonuna doğru gitti. İçerisi çok karanlıktı, labirentte ve mağarada bulunan sönmeyen alevler burada yoktu. Büyücü asasını yere vurdu ve asanın ucu göz yakıcı bir parlaklıkta parıldamaya başladı. Düzgün yolda dümdüz ilerledi. İlerlerken bir yandan göz ucuyla kenardaki iskeletlere bakıyordu. Hepsi o kadar sefil ve acınasıydı ki. Yolun sonu aydınlıktı. Asasını tekrar yere vurdu ve iskeletler bir anda ayaklandılar. Onlarca iskelet büyücünün arkasından geliyorlardı. Büyücü aydınlığa çıkmadan büyü ile bir imge yarattı. İmgenin yolun sonundaki odaya girmesiyle beraber odanın yeri çatlamaya başladı ve yerden çıkan iskeletler ve iblisler imgeye doğru ilerlediler. &#8220;İşte Kalrec&#8217;in mirası&#8221; dedi büyücü, &#8220;Sonunda&#8221;.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>“Ternia savaşın dışında kalacak sanıyordum! Kralım, savaş danışmanınız olarak askerlerimizi Ternia’dan olabildiğince hızlı çekmemizi öneriyorum. Fas Simya Konseyi’nin bize saldırmasını istemiyorsak eğer, bir an önce o askerlerimizi Ternia’dan çekmeliyiz.”</p>
<p>“Sakin ol Abdullah. Her şey planlandı ve plana sadık kalarak devam ediyoruz. Hali hazırda Fas’ın birçok şehrini ele geçirdik ve birçok simyacıyı yakalayıp etkisiz hale getirdik. Şu an tek eksiğimiz Ternia. Onu da ele geçirince Fas düşecek ve tüm Kuzey Afrika bana, Nijerya Kralı Lamek’e tapacak. Tek gereken Ternia.” Dedi Kral Lamek savaş danışmanına.<br />
“Kralım, peki aldığımız istihbarat doğruysa, ya Kalrec’in bıraktıkları bir şekilde biri tarafından onun geri dönmesinde kullanıldıysa? Yeniden yok olmanın eşiğine gelmeyi göze alabilir miyiz?”</p>
<p>“Bunlar bir avuç palavra. Sen bir Faslı olsan Ternia’nın ele geçirilmesi ve Fas’ın düşmesini ister miydin ? Bu istihbaratlar kasıtlı olarak çıkarılmış. Bunu akıl edemiyor olman beni üzdü Abdullah.”</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yerdeki cesetlere baktı, kafaları demir ile kaplanmış cansız bedenler. Ancak saldıran onlar olmuştu,Velean’ın kendisini savunmaktan başka şansı yoktu. Bu kadar acımasız olmayabilirdi belki ama yine de yaptığından pişman değildi. Çölde kum fırtınası vardı, neyse ki hızlı bir şekilde mağaranın kapısına gelebilmiş ve bekçileri kolayca halledebilmişti. Mağaranın kenarlarına tutunarak içeri girdi. Duvarlarda büyü ile hazırlanmış sönmeyen alevler vardı. Çevre bu alevler sayesinde epey aydınlanıyordu. Yerdeki çakıl taşları yürümeyi biraz olsun zorlaştırsa da Velean hızlı bir şekilde bir girişe doğru yöneldi. Kapı mağaranın içine doğru girmiş, sanki daha önceden açılmış izlenimi yaratıyordu. Ancak mağaranın mimarisi dehşet vericiydi. Bu kadar derinde bulunup böyle yüksek bir tavana sahip başka bir yerin olmadığına emin olmuştu Velean. Kapıdan içeriyi görebilmek için aradaki duvarın kenarından dolanmak gerekiyordu. Velean duvarı dolaştı ve birkaç turdan sonra umutsuzluğa büründü. Oda aslında bir labirentti. Üstelik duvarlar bir sistem sayesinde hareket ediyorlardı. Birkaç kez daha denedi ancak arka arkaya yaşadığı başarısızlıklar öfkesini kontrol edememesine sebep olmuştu. Duvarlara dokundu, sert kayadan yapılmışlardı. Acaba basit bir simya numarası ile bunca şeyi atlatabilir miydi? Ellerini taşa yasladı ve derin bir nefes aldı. Yapacağı şeyin işe yarayacağını düşünerek ellerini bastırdı.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>İskeletler kısa bir süre sonra onun bir imge olduğunu anladılar. Tüm tuzaklar bir anda bu maddesel imge sayesinde açılmıştı. Maddesel imge büyücünün keşfettiği bir imge çeşidiydi. Ne tam olarak vardı, ne de yok. Ucubelerin büyücüyü fark etmesi birkaç saniyeden daha uzun değildi. Hepsi birden tek hedefe kitlenmişlerdi, Kalec’in bıraktıklarına sahip olmak isteyen büyücüye. Büyücü kendinden emin tavrını sürdürüyordu, birkaç söz mırıldanarak kontrolüne aldığı iskeletleri gelen minik topluluğa doğru gönderdi. Çok geçmeden hepsi paramparça olmuştu. Yaratıkların kapıdaki büyücüyü görmeleri ise çok kısa sürmüştü.</p>
<p>“Ahahahahaha, gelin bakalım ucubeler, gelin ve hak ettiğinizi alın. Doo’rdi Lakinda Terriman !”</p>
<p>Tavanı çok yüksek ve kubbe şeklinde olan oda sarsılmaya başladı. Yerdeki taş parçaları havaya fırladılar ve birer birer yaratıkların can alıcı noktalarına saplandılar; eklemlere. İskeletler parçalara ayrılmış, iblislerin ise kemikleri kırılmıştı, bu sebeple hareket edemiyorlardı. Kim tahmin ederdi, ısının etki etmediği iblislerin kemikleri keskin taşlar sayesinde paramparça olmuşlardı.</p>
<p>Büyücü yerde hareketsiz yatan iblisleri takmayarak sadece odanın içine doğru yürüdü. Kalec’in bıraktığı sandık odanın ortasında bulunan bir yükseltinin üzerinde bulunuyordu. Kutu kara büyü ile kapatılmıştı. Sadece ustalar tarafından bozulabilecek bu büyü birkaç el hareketi ve birkaç kelime ile hallolmuştu.  Büyücü aldığı eğitime şükrettiğini belirten birkaç hareket yaptı. Sonra elini titreyen sandığın üzerine getirdi ve kapağı kaldırdı. Kutunun içinde birkaç kitap, parşömenler ve bağlı bir pelerin vardı. Büyücü pelerininin ipini çözdü ve yere doğru bıraktı. Sonra kutunun içinden pelerini aldı ve üzerine geçirdi. Büyük güç. Pelerin onlarca büyü ile kutsanmış ve güçlendirilmişti. Kalec’in bu büyüleri yapması yıllar almıştı ama sonuçta ortaya her şeye değer bir pelerin çıkmıştı. Büyücü kitapları kurcalamaya başladı, basit birkaç troll büyüsü -bunları öğrenmesi yıllarını almıştı- dışında bilmediği bir şey yoktu. Garip bir harita vardı. Büyücü kitapları kutudan çıkarıp kenara fırlattı. Haritayı açtı ve kirli, eskimiş ayakkabıları ile kutuya bir tekme attı. Kutunun altında bir kapak vardı. Ve muhtemelen haritadaki yer. Tekrar aynı kelimeleri  söyledi büyücü; “Dordios, Dordios, Dordios.”</p>
<p>Minik yaratıklar bu kez bir el halini aldılar ve kapağı kaldırdılar. Büyücü eliyle yaratıkların gitmesini emretti. Kapak yarı açıktı, büyücü içerdeki merdivenlere doğru adımını attı ve alttaki kulp ile kapağı kapattı.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Kral Lamek Nijerya’nın en genç kralıydı. Sadece 34 yaşındaydı ve atletik yapılıydı. Rahatlığı ve irrasyonelliği (!) ailesinin tek çocuğu olmasından kaynaklanıyordu belki de. Ordunun başında emin bir şekilde at sürüyordu. Ordusu korkunun ne olduğunu bilmeyen 20 binden oluşan ve asil bir topluluktu. Şöyle ki Nijerya’da olağanüstü hâl dışında orduya yalnızca iyi yetiştirilmiş ve köklü ailelerin fertleri alınıyordu. Bu kaliteli askerler ve yenilmez bir ordu için oldukça iyi bir sistemdi. Ordu da bundan mutsuz değildi çünkü ordudaki askerlerin hemen hemen hepsi hallerinden oldukça memnundu. Ternia’nın dış surları ve ana girişi ufukta belirmeye başlamıştı. Kral atı ile döndü ve ordunun durması için elini havaya kaldırdı. Tüm ordu aynı anda durdu. Kral ulağı çağırdı ve hazırladığı metni eline tutuşturdu. Ulak başı ile onaylayarak atı ile birlikte şehre doğru gitti. Kral generallere gece kamp kurulacağını söyledi ve bu haber tüm orduya iletildi. Kral eğer bir pürüz çıkmaz ise şehri alacaklarından emindi, tabii bir pürüz çıkmazsa.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Velean’ın simyası ters tepmişti. Belli ki duvarlar büyü ile korunuyordu. Şimdi koğuşa benzeyen bir odada yalnız başına duruyordu. Odanın girişinde parmaklıklar vardı ve onun önünde metal bir aksam vardı. Velean birkaç adım sesi duydu. Kalec’in adının yazdığı altın bir toka ile tutturulmuş pelerini giyen büyücü, Kalec’in gizli evinin koğuş kısmındaydı. İzinsizce girmeye çalışanlar buraya konuyordu ve Kalec’in üzerinde deney yapabileceği denekler haline geliyorlardı. Kalec çok acımasızdı. Büyücü Velean’ı gördü ve afalladı. Demek ki ondan başka biri daha denemeye kalkışmıştı, ona aldırmadan yoluna devam etti. Velean parmaklıkların ardından bağırıyordu ancak sesi parmaklıkları geçemiyordu. Tabi Velean bundan habersizdi. Büyücü koğuş bölümünden çıktı ve büyük bir x ile işaretlenen odaya doğru yürümeye başladı. Tuvaletleri, deney odalarını, alıştırma odalarını ve kütüphaneyi geçtikten sonra mekanik bir aksam ile kilitli kapıya geldi. Bu X her ne ise çok önemli bir şey olmalıydı. Büyücü aynı aksamı koğuşta da görmüştü ve bunun bir açıklaması ya da kontrol mekanizması olmalıydı. Düşünmeye başladı. Pelerin bir anahtar olabilir miydi ?</p>
<p>“Labirent.” Dedi büyücü. Olay labirentte olan ile aynıydı. Kutudaki kitapların arasında birkaç parşömen daha vardı. Parşömenlerde ışık ile kontrol edilen labirent çizimi ve birkaç kapı çizimi vardı.</p>
<p>“Keşke parşömeni orada bırakmasaydım.” Diye hayıflandı. Geri dönebilirdi ama bulacağı tek şey tozlar olurdu çünkü fırlattığı zaman parşömenler kitap tarafından ezilip toz haline getirilmişti. Büyücü asasını yere vurdu ve asanın ucunda bir ışık belirdi. Kapıda üç farklı sembol vardı. Birisi Fas Simya Birliğininkiydi. Diğeri Ternia şehrinin sembolüydü. Ancak üçüncüsünü bilmiyordu. Asanın ucunu demire dayayarak baskı yapılmış simgelerin üzerinden geçti. Ve kapının içinden sesler gelmeye başladı. Kapı büyük bir gürültü yaratarak duvarlardan içeri doğru geçti ve büyücünün gördüğü şey hayal ettiği şeyin hayal edemeyeceği kadar fazlasıydı. Kalec&#8217;in mührü ile harekete geçebilecek muazzam bir iblis ordusu. &#8220;Belki yüzyıllardır orada bekliyorlar.&#8221; diye düşündü büyücü. Üzerindeki gücü yavaş yavaş farketmeye başlıyordu. Bu gücün ona zarar vermemesini dileyerek mührü orada bulunan yere bastı ve iblisleri uyandırdı. Gözleri alev alev, vücutları biçimsiz, korkunç güçte yaratıklar. Üstelik binlerce.</p>
<p>&#8220;Learina, karimetado re lenireda.&#8221;</p>
<p>İblislerin hepsi aynı anda kara lisanda söylenen bu cümleyi anlayarak arkalarını döndüler ve hepsi aynı anda arka tarafı işaret etti. Büyücü onlara &#8220;Sizi nasıl çıkaracağım?&#8221; diye sormuştu ve cevabını da fazlasıyla almıştı.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Velean büyücünün sağır olduğunu düşünmeye başlamıştı. Çünkü o kadar bağırmasına rağmen tek yaptığı geçerken bir bakış atmak olmuştu. Odayı dikkatlice gözlemeye başladı, yüzeyin bazı kısımlarında izler vardı. Ancak bir şeye benzemiyorlardı. Yerden çıkabilecek ya da aşağı inebilecek kısımlar vardı. Oda tamamen çelikti. Ve Velean çılgınca bir şey düşünüyordu. Ellerini kenarları ufacık aralanmış olan yüzeydeki kare olan cismin kenarlarına dayadı ve  hızla birbirine çarpıp yere doğru bastırdı. Büyük bir parıltı odadan dışarı çıkmıştı ancak Velean galiba çıkış yolunu yaratmıştı. Karenin etrafındaki minik yerde olan havayı muazzam bir sıcaklığa çıkartmış, çeliğin erimesini sağlamıştı. Aşağıda bir oda vardı ve Velean odanın ne olduğunu umursamadan aşağı doğru atladı. İçerisi gitgide ısınıyordu, sanki Dünya’nın çekirdeğine gelmişti. Çok fazla terliyordu ve bu kadar su kaybı sağlığı açısından hiç iyi değildi. Odada yalnızca bir dolap ve garip bir kılıç vardı. Kılıcın üzerinde büyü ile yapılmış işlemeler vardı. Kılıç oda ve diğer her şey gibi bir muammaydı. Kını kemerine taktı ve kılıcı eline aldı. Odayı dolaşmaya başladı. Birkaç adım sonra kılıcın parladığını gördü. Odanın duvarında birkaç resim ve bir pentagram (?) vardı. Simya’nın girişinde öğretilen şeylerden biri de pentagramdı. Pentagram doğayı simgeliyordu aslında. Ters duran yıldızın dört ucu ateş, su, hava ve toprağı belirtirken diğer ucu evreni belirtirdi. Velean kılıcın pentagrama yaklaştıkça parladığını fark etti. Pentagramın ortasına kılıcı değdirdi ve kılıç içeri doğru girdi. Oda sarsılmaya başladı. Bir anda yerde bir pentagram belirdi ve parlamaya başladı. Velean pentagramın ortasına geçti ve olanları izlemeye başladı. Çember döndüp odadan koparak aşağı doğru inmeye başladı. Velean geç fark etse de bu Kalec’in odası ile başka bir yer arasında taşıyıcı olarak kullanılıyordu. Pentagram yavaşladı ve daha sonra başka bir odaya geçerek durdu. Velean pentagramdan indi ve kustu. Bu kadar uzun dönüş midesini iyice dağıtmıştı ve biraz başı ağrıyordu. Daha sonra diğer odaya bakmaya başladı. Oda bomboştu ancak bir kapı vardı. Velean kapıyı açtı, çıkan ışık bedeninin bir anda yok olmasına neden olabilecek güçteydi. Odada birçok küre vardı. Küreler Ternia şehrinin belli noktalarını gösteriyorlardı. Ancak ortadaki devasa ve parlak küre, alttaki notta belirttiğine göre Ternia şehrinin ve Kuzey Afrika’nın büyük bir kısmının bulunduğu kıt’a levhasının kontrolünü sağlıyordu. Velean’ın gözü bir küreye takıldı, Kral Lamek ve ordusu.<br />
“Demek Ternia’ya saldıracaksın ha Lamek. O kadar emin olma, çünkü saldırmana izin vermeyeceğim.”</p>
<p><em>Devam edecek&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/07/20/iblisler-efendisi-2-ternianin-buyuk-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
