<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground &#187; Tanıtım</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/tag/tanitim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 17:17:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Stand-up</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/02/08/standup/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/02/08/standup/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 19:14:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Dark Templar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Komik]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2864</guid>
		<description><![CDATA[Komedi, müzik gibi evrensel mi sizce?  Çocukluğumdan bu “kazık kadar adam” halime gelene kadar güldüğüm şeylere bakıyorum ve kendi adıma cevap veriyorum; evet. Tabii bu cevabımın altında çoğumuzun olduğu gibi hayatım boyunca Amerikan ve İngiliz kültürüne maruz kalmamın etkisi elbette büyüktür. Üniversitede de aynı kültürü ve edebiyatı okuyunca benim için daha da kolaylaştı tabii bu cevabı vermek. Ama boşverin bu sosyo kültürel incelemeyi, biz eğlencemize bakalım.  Cnbc-e’den bileniniz vardır belki The Daily Show with Jon Stewart’ı. Haftanın dört günü, Amerika’da ve dünyanın genelinde olan olayların, genelde politik olaylar, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Komedi, müzik gibi evrensel mi sizce?  Çocukluğumdan bu “kazık kadar adam” halime gelene kadar güldüğüm şeylere bakıyorum ve kendi adıma cevap veriyorum; evet. Tabii bu cevabımın altında çoğumuzun olduğu gibi hayatım boyunca Amerikan ve İngiliz kültürüne maruz kalmamın etkisi elbette büyüktür. Üniversitede de aynı kültürü ve edebiyatı okuyunca benim için daha da kolaylaştı tabii bu cevabı vermek. Ama boşverin bu sosyo kültürel incelemeyi, biz eğlencemize bakalım.  Cnbc-e’den bileniniz vardır belki The Daily Show with Jon Stewart’ı. Haftanın dört günü, Amerika’da ve dünyanın genelinde olan olayların, genelde politik olaylar, kinayeli eleştirisini yapar Jon Stewart. Severek takip ediyorum kendisini ve yaptıklarını. Gene rutin bir şekilde Jon Stewart’ı izledikten sonra nedense gülmeye mi doymadım bilmiyorum ama Youtube’a girip eski  standup şovlarından birkaç parça izleyeyim dedim. Onu da bitirdikten sonra ne yapayım derken (insanın boş zamanı fazla olmaya görsün), videonun sağ tarafındaki öneriler kısmına gözüm ilişti. Denemeye değer deyip orada önerilen ve Jon Stewart’ın sonunda çıkan Comedy Central reklamlarında gördüğüm Louis C.K. isimli komedyenin videosuna geçiş yaptım. Videonun sonunda aklıma geldi. Neden az önce bir parçasını izlediğim gösterinin tamamını izlemeyeyim? Bakkal Torrent’in nimetlerinden yararlanırken bir fikir daha geldi aklıma. Neden sadece Louis C.K.’i izleyeyim ki? Google amcaya en iyi standup komedyenleri sordum ve bana birkaç liste çıkardı. Ben de yorumları dikkate alarak tekrar Youtube’a başvurdum. Komedyenlerin birkaç videosunu izleyip komik olup olmadığına baktım, daha doğrusu bana komik gelenleri seçmeye çalıştım. Tabii tüm listeyi gözden geçirmek çok zaman alacağı için birkaç listede ortak olan kişileri seçtim. Ben eğlendim belki siz de eğlenirsiniz diye sizlere de küçük bir tanıtım yazısı yazmak istedim. Tabii bu yazının işlevini yerine getirebilmesi için iyi derecede İngilizce bilmeniz gerektiğini de belirtmeden geçmeyelim.</p>
<p><strong>Louis C.K. Hilarious</strong></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/louis-c.k..jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2865" title="louis c.k." src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/louis-c.k.-300x168.jpg" alt="" width="240" height="134" /></a></p>
<p>Yukarıda belirttiğim gibi ilk izlediğim komedyen Louis C.K. idi. Modern dünyamızın sızlanan insanlarına yaptığı güzel göndermelerle yüzümde hafif bir gülümseme bıraktı. Ama sanırım en başarılı olduğu kısım anne-babalık müessesesi hakkında yaptığı esprilerdi. Çocukların televizyonla, video oyunlarıyla,  kötü beslenerek büyütülmesiyle dalga geçerken aynı zamanda ebeveyn olmanın komik ama zorlu yaşamını da güzel bir şekilde anlatıyor. Bence Hilarious gösterisinin en komik esprilerini de kendi çocuklarıyla yaşadığı diyaloglar ve olayları anlatırken yapıyor.</p>
<p><strong>Richard Pryor Live At Concert</strong></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Richard-Pryor.Live-in-Concert-2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2868" title="Richard Pryor.Live in Concert-2" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Richard-Pryor.Live-in-Concert-2-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Richard-Pryor.Live-in-Concert.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2867" title="Richard Pryor.Live in Concert" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Richard-Pryor.Live-in-Concert-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a></p>
<p>İşte gülmekten karnıma ağrılar sokan adam bu. 1975’te çekilmiş bir gösteri ve hiçbir şekilde eskimemiş. Richard Pryor’un yeteneğini görmediğiniz sürece anlayamazsınız. Gençliğinin verdiği enerji ile bir dakika yerinde durmuyor, sahnenin bir orasında bir burasında, anlattığı hikayeleri, analizleri hepsini o kadar başarılı canlandırıyor ki katıla katıla gülüyorsunuz. Tabii 1975’te çekildiğini düşünürseniz, o dönemin Amerikası’nda zencilerin toplumda yaşadığı zorlukları(sözde eşitlik kazanmışlardı) o kadar güzel ve komik bir dille anlatıyor ki. Arabasına bir Magnum ile ateş ettiği için tutuklandığını anlattığında söylediği bir söz özetliyor aslında durumu: “ Daha sonra polis geldi ve ben de evin içine kaçtım. Çünkü onların da Magnumları var. Ve onlar arabaları öldürmüyorlar, Zencileri öldürüyorlar.”</p>
<p>Beyazların zencilerin yanında nasıl kibarlaştıklarından tutun da, zencilerin polisle olan çekişmelerine, çocukluğu ve büyütülüşünden, çocuklarını nasıl büyüttüğüne, kadın erkek cinsel ilişkilerine kadar bir sürü şey anlatıyor ve bunları harika bir şekilde canlandırıyor. İzlediğim komedyenler arasında bana en çok kahkaha attıran Richard Pryor’du. Kesinlikle izleyin.</p>
<p><strong>Bill Bailey Dandelion Mind</strong></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/bill-bailey-3.jpg"><img class="size-medium wp-image-2869 alignleft" title="bill-bailey-3" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/bill-bailey-3-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Bill.bailey.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Bill.bailey.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2870" title="Bill.bailey" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Bill.bailey-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Bill.bailey-2.jpg"></a></p>
<p>B.Bailey’i  Black Books isimli güzide dizide tanımıştım (tavsiye ederim onu da). Bailey’in diğer komedyenlerden farklı bir gösterisi var aslında. Gösterisine diğer komedyenler gibi komik hikâyeler ve espriler ile başlıyor. İlerleyen dakikalarda ise müziği komediyle birleştiriyor. Çalamadığı müzik aleti var mı bilmiyorum ama sahnede bir sürü müzik aleti var ve neredeyse hepsini bir şekilde kullanıyor bu bir buçuk saatlik gösteri sırasında. Özellikle Ud ile başlayan ve gösteriye damgasını vuran olay çok eğlendiriyor. Britanya’nın komedyenlerine aşinaysanız, neredeyse hepsinin ortak noktası var. Hepsi en az bir kere İncil&#8217;i yani daha doğrusu yaradılışçı düşünceyi tiye alıyor. Şu ana kadar izlediklerimin hepsi en az bir kere Darwin’e ve Hristiyanlığa göndermelerde bulundu. Gösterinin ikinci 45 dakikasında müzik ve mizahın karışımı daha da artıyor. Özellikle Tenori-on isimli garip aletle (Chime’ı hatırlayan?) yaptığı müzik çok başarılıydı. Nazi Swastika’sının müziğini de görmüş oluyorsunuz. Ve sosyal ağlar için yaptığı şarkı da dinlemeye değer. Gösterinin son yarım saati tamamen müziğe ayrılmış.</p>
<p><strong>Bill Bailey’s Remarkable Guide to Orchestra:</strong></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Bill.bailey-2" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Bill.bailey-2-300x164.jpg" alt="" width="300" height="164" /></p>
<p>Bir önceki tanıtımda Bailey’in müzik yeteneğinden bahsetmiştik. Bu gösteride ise Akademi ödüllü şef Anne Dudley öncülüğündeki BBC Konser Orkestra’sı ile bir orkestranın dinleyiciyi etkileyen seslerin hangi aletlerden geldiğini eğlenceli bir şekilde gösteriyor Bailey. Yukarıda bahsettiğim gösterisi kadar komik bulmamış olsam da ilgi çekici olduğu yadsınamaz. Sinemalarda, televizyonda izlediğimizde fark etmediğimiz ama aslında olayın hissiyatını arttıran müziklerin nelerle yapıldığını görmek eğlenceliydi. Özellikle 70lerin polisiye tv programlarında kullanılan kötü adamın sahneye girişi ve çıkışında farklı enstrümanların kullanılması bende “aa evet yaa” tepkisini verdirdi. Rossini’nin William Tell Overtür’ünün değiştirilmesi de dinlemeye ve görülmeye değerdi kesinlikle. Müziğe benim kadar analitik bir yaklaşımda bulunmuyorsanız da izlemenizin sizde de “aaa evet yaa” etkisini yaratacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Robin Williams Live on Broadway 2002:</strong></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway.jpg"><img class="size-medium wp-image-2872 alignleft" title="Robin Williams - Live On Broadway" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-300x217.jpg" alt="" width="240" height="174" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-2.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2873" title="Robin Williams - Live On Broadway (2)" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-2-300x217.jpg" alt="" width="240" height="174" /></a></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-3.jpg"><img class="size-medium wp-image-2874 alignleft" title="Robin Williams - Live On Broadway (3)" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-3-300x217.jpg" alt="" width="240" height="174" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-4.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2875" title="Robin Williams - Live On Broadway (4)" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Robin-Williams-Live-On-Broadway-4-300x217.jpg" alt="" width="240" height="174" /></a></p>
<p>Robin Williams’ı filmlerden hepimiz çok iyi biliyoruzdur. Ama sanırım çoğumuz onun komedi kariyeri hakkında pek bilgi sahibi değilizdir. Ne kadar başarılı olduğunu söylememe gerek var mı bilmiyorum ama söyleyeyim yine de; çok ama çok başarılı. Tıpkı Richard Pryor gibi Robin Williams da oyunculuk yeteneğini sonuna kadar sergiliyor. 2009’da yaptığı Weapons of Self Destruction gösterisinde olduğu gibi Amerikan hükümetine, halkına giydirmekten yine çekinmiyor. Gösterinin ikinci yarısında beni daha da kırdı geçirdi. Bush yönetimi hakkında söyledikleri, Fransız, Hindu, Alman, Jamaikalı, İrlandalı, İskoç taklitleri, İsviçre Ordusu hakkında yaptığı espriler ve viagra hakkındaki son bölümüyle beni kahkahalara boğdu. R.Williams’ın oyunculuğu, enerjisi(elli yaşında olduğuna inanmaz insan), zekâsı Voltron’ı oluşturup ortaya harika bir gösteri çıkarmış. Kesinlikle izlemek gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Dara O’Briain This is the Show</strong></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain.jpg"><img class="size-medium wp-image-2876 alignleft" title="Dara.o.briain" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2877" title="Dara.o.briain (2)" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-2-300x168.jpg" alt="" width="270" height="151" /></a></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-3.jpg"><br />
</a></p>
<p>Yabancı komedyenleri araştırma süreci boyunca sanırım izlerken Richard Pryor ile birlikte en çok güldüğüm komedyen Dara O’Briain’di. Bu kel, pörtlek gözlü İrlandalı bu zamana kadar izlediğim en iyi İngiliz komedyen. Daha önceleri sadece Ricky Gervais’i izlemiş ve çok sevmiş biri olarak Dara beni benden aldı. Hemen ardından birkaç tanedaha İngiliz komedyeni araştırsam da(youtube) Dara kadar komiğini bulamadım. Zekice hazırlanmış esprileri ile, büyük cüssesine rağmen enerjisini ve oyunculuğu birleştirip harika bir gösteri çıkarmış Dara. Pryor ve Williams ile bo<br />
<a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-3.jpg"><img class="alignleft" title="Dara.o.briain (3)" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/Dara.o.briain-3-300x168.jpg" alt="" width="240" height="134" /></a>ölçüşemez tabii ki oyunculuğu ama diğer İngiliz komedyenler ile kıyaslayınca içlerinde en başarılısı olduğunu söyleyebilirim. Az önce de bahsettiğim gibi Dara seyirciyle etkileşimi had safhada tutuyor. Ve bu anlarda Dara’nın zekâsını ve durumu alıp nasıl komediye çevirdiğini ve tüm gösteri boyunca nasıl kullanabildiğini görüyorsunuz. Dvd için kaydedilen gösteriyi korsan olarak kameraya kaydeden 14 yaşındaki izleyicilerle etkileşimi, anne adaylarının destek gruplarında yaptığı olaylarla ve son olarak beni kırıp geçiren 2012 isimli film hakkındaki esprileriyle ve son olarak biz oyunseverlerin çok seveceği GTA, Rockband, MGS gibi oyunlarla ilgili esprileriyle  dolu dolu bir gösteri olmuş. Eğer bu gösteriyi severseniz birbirinden güzel önceki gösterilerini Live at Theatre Royal(2006) ve Talks Funny(2008) youtube’dan izleyin kesinlikle.</p>
<p>Bu güzide komedyenler son iki haftadır yüzümden gülümsemeyi eskitmediler. Umarım sizler üzerinde de aynı etkiyi bırakırlar. Bir dahaki BTG’de görüşmek dileğiyle. Haydi şimdi hep beraber Tequilaaaaa!!!!</p>
<div><span style="color: #0000ee; -webkit-text-decorations-in-effect: underline;"><br />
</span></div>
<div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/02/08/standup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E kitap okuyucu (Reeder) İncelemesi</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/06/18/e-kitap-okuyucu-reeder-incelemesi/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/06/18/e-kitap-okuyucu-reeder-incelemesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 11:08:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2201</guid>
		<description><![CDATA[
Ne zamandır takip ediyordum e-ink ekranlı cihazları (1). Hem pc başında okuduğum makaleleri daha rahat ve güzel bir ekranda okumak hem e-kitapların gelişmesiyle birlikte tek cihazla pek çok kitabı yanımda taşımak hem de istediğim kitabı hemen alıp okuyabilmek için. Tabi daha çok yaygınlaşmadığı için son ikisini gerçekleştiremedim ama makaleleri Reeder ile okuyorum ki gözlerime iyi geldiğini söyleyebilirim bu durumun.
Bu yazıda ise Reeder incelemesinin yanında iPad&#8217;in kitap özelliğiyle Reeder&#8217;inkini de karşılaştıracağım. Şimdi &#8220;bu da ne görmemiş hem Reeder hem iPad alıyor&#8221; diyenleriniz çıkabilir ama değil, iPad abimin, Reeder benim. Benden bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 352px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7253.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Ne zamandır takip ediyordum e-ink ekranlı cihazları (1). Hem pc başında okuduğum makaleleri daha rahat ve güzel bir ekranda okumak hem e-kitapların gelişmesiyle birlikte tek cihazla pek çok kitabı yanımda taşımak hem de istediğim kitabı hemen alıp okuyabilmek için. Tabi daha çok yaygınlaşmadığı için son ikisini gerçekleştiremedim ama makaleleri Reeder ile okuyorum ki gözlerime iyi geldiğini söyleyebilirim bu durumun.</p>
<p>Bu yazıda ise Reeder incelemesinin yanında iPad&#8217;in kitap özelliğiyle Reeder&#8217;inkini de karşılaştıracağım. Şimdi &#8220;bu da ne görmemiş hem Reeder hem iPad alıyor&#8221; diyenleriniz çıkabilir ama değil, iPad abimin, Reeder benim. Benden bir hafta sonra aldı abim, ben de elime fırsat geçmişken inceledim. :)</p>
<p>Öncelikle ekrandan başlayalım tabi, zira bu cihazın önemi ekranında. Başka e-ink teknolojisiyle karşılaştırma fırsatım olmadı, bu yüzden diğerlerinden daha iyidir diyemem. Ancak bu cihaz e-ink&#8217;te yeni bir teknoloji olan Sipix teknolojisini kullanıyor;</p>
<blockquote><p>&#8220;SiPix teknolojisi de bilinen e-ink teknolojilerinin en yenisi ve e-ink’de renkli ekrana geçişin ilk adımı. Normal e-ink ekranlarda çift mikrokapsülle siyah ve beyazın ekranda görüntüyü oluşturduğu teknolojiden farklı olarak, SiPix’de tek mikrokapsülün içinde siyah ve beyazın seviyeleri ile ekranda görüntü oluşturuluyor.&#8221; <a href="http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.teknoblog.com/wp-content/uploads/2010/03/SiPix-eink.jpg&amp;imgrefurl=http://www.teknoblog.com/elektronik-baski/e-ink-ekran-teknolojisi.html&amp;usg=__N8ZtZQLHQIbK2nKsUywGk64XZz4=&amp;h=282&amp;w=561&amp;sz=29&amp;hl=tr&amp;start=1&amp;sig2=vmdU4Tdb1qK6XkFUqqwfxQ&amp;um=1&amp;itbs=1&amp;tbnid=GrTDbFOMPwO0VM:&amp;tbnh=67&amp;tbnw=133&amp;prev=/images%3Fq%3Dsipix%2Bekran%26um%3D1%26hl%3Dtr%26client%3Dfirefox-a%26hs%3D3E7%26sa%3DN%26rls%3Dorg.mozilla:tr:official%26tbs%3Disch:1&amp;ei=aMkUTKKiNpGb_Ab9kcmHCA" target="_blank">Teknoloblog</a></p></blockquote>
<p>Bu teknolojinin ne kadar farklı olduğunu diğer e-ink cihazlarla canlı olarak karşılaştırma yapmadan tam kavramak ve bir yargıya varmak mümkün değil tabi. Ben de elimden geleni yapayım dedim ve okuduğum kitapla karşılaştırma yaparak fotoğraf çektim (fotoğraflarda kesim haricinde photoshop kullanmadım ki aldatıcı olmasın):</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 361px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7324.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Ayrıca Reeder&#8217;in ekranı dokunmatik. Booken firması ise bunun e-ink ekranın kalitesine zarar verdiğini söylüyor:</p>
<blockquote><p>1998 senesinden bu yana e-kitap okuyucu üreten Bookeen firması bir kitap okuma cihazında en önemli özelliğin ekran kalitesi olduğunu ve günümüzde elektronik mürekkep teknolojisine sahip ekranlara kalite kaybı yaşanmadan dokunmatik özeliğinin eklenemediğini belirtmişti.</p></blockquote>
<p>Bu firmanın ürünü olan <a href="http://www.hepsiburada.com/bookeen-cybook-opus-e-kitap-okuyucu/ProductDetails.aspx?productId=kcybook01&amp;categoryId=1502555" target="_blank">Cybok Opus</a>&#8216;a da bakabilirsiniz ama ekranının Reeder&#8217;den daha ufak olduğunu ve Reeder&#8217;de bulunan bazı özelliklerin (not alma, internete girebilme, ingilizce-ingilizce sözlük, klavye gibi) olmadığını da ekleyeyim.</p>
<p>Reeder&#8217;in ekranını dört yönlü de kullanabiliyorsunuz. İsterseniz otomatik seçersiniz ve kendisi algılar isterseniz de sabitlersiniz. Ekranla ilgili son belirtmek istediğim şeyse e-ink ekranı karanlıkta okuyamayacağınız. Tıpkı kitap gibi yani, ışıksız okunmuyor. Nook&#8217;un yapımcı firması buna çözüm olarak <a href="http://gifts.barnesandnoble.com/Lyra-Light/e/9781599859439/?cds2Pid=30255" target="_blank">ışık aparatı</a> ve <a href="http://gifts.barnesandnoble.com/Lyra-Light-Front-Cover/e/9781615513383/?cds2Pid=30255" target="_blank">ışık aparatlı kılıf</a> satmayı bulmuş (2). Ben de çözüm olarak kitaplar için satılan ışık aparatlarını denemeyi düşünüyorum. Remzi kitabevlerinde satılıyormuş, deneyince size de haber veririm :)</p>
<p>Cihazın başka özelliklerine gelirsek; okumayla alakalı özellikleri arasında not alma, ayraç koyma, ingilizce-ingilizce sözlüğünü (sözlüğü açtıktan sonra kelimenin üzerine dokunarak bakıyorsunuz) sayabiliriz (kitap formatlarıyla alakalı daha detaylı bilgiyi son kısımda vereceğim).<br />
Cihazın menüsü şöyle bir şey:</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 369px; height: 500px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7261.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;">Oluşturduğumuz<br />
ayraçlara yıldıza basarak ulaşabiliyoruz:</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7320.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Bir yandan kitap okurken beri yandan müzik de dinleyebiliyoruz. Ses kalitesiyle ilgili bir yorum yaparsam aldatıcı olabilir (çok iyi anlamam zira) ama hoparlördense kulaklıkla daha kaliteli ses çıkışı aldığımı söyleyebilirim.</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 509px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7312.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 399px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7314.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Menüsünden de gördüğünüz gibi Reeder&#8217;in internet özelliği de var. Eğer Wi-Fi varsa girebiliyorsunuz. Ama internete girdiğinizde geniş ekran olsun diye yana çeviremiyorsunuz. Yani oryantasyon özelliğini internete koymamışlar, fazla büyük olmayan bir ekran içinse bu dezavantaj oluyor. Çünkü sayfayı okuyabilmek için daha geniş ekran gerekiyor ve cihaz yavaş olduğu için (bu yavaşlığı da e-ink gibi bir teknoloji kullanmasından kaynaklanıyor) kenar çubuğunu kullanmak bir eziyet. Ancak Bianet, Birikim gibi sitelerin yazılarını &#8220;yazdır&#8221; kısmına bastıktan sonra rahat okuyabiliyorsunuz (bunu da sonradan keşfettim ama her sitenin yazdır seçeneği yok ne yazık ki, bu yüzden çoğunu okuyamıyorsunuz). Ben genel olarak internette okuyacağım makaleleri Openoffice Writer&#8217;a yapıştırıp (fontunu da 22 seçerek) pdf olarak dışa aktarıyor ve Reeder&#8217;de okuyorum. Böylece internet özelliği biraz havada bir özellik olarak kalıyor diyebiliriz. Belki mail kontrol etmek, internet bankacılığı gibi şeyler için avantajlı olur yine (Mesela bir gün Friendfeed&#8217;de yorum yaptım ama işkence gibiydi :)). Ayrıca sık kullanılanlar gibi bir şey yapamıyorsunuz, kendisi hazır halde geliyor. Dolayısıyla bir siteye gitmek istediğinizde her defasında adres çubuğuna yazmanız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: center;">İnternet sayfalarının görüntüsü de şöyle bir şey:</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 405px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7303.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 390px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7304.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 409px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7311.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Gelelim Reeder&#8217;in desteklediği formatlara. Sitelerinde rtf, pdf, txt, epub destekliyor denmiş ama rtf&#8217;lerde hata verdi bende. En güzel görünümse txt ile epub&#8217;da oluyor. Çünkü bu formatların reflow özelliği var, yani fontlar ne kadar büyüse veya küçülse de tam ekrana yayılıyor. Pdf&#8217;lerde ise fontları büyütmekten ziyade yaklaştırıyorsunuz. Reeder&#8217;in ekranı da A4 gibi büyük bir ekran olmadığı için istediğiniz büyüklükte pdf&#8217;i okumak çok rahat olmuyor (bunun için sağa sola gitmeniz gerekebiliyor. Lakin pdf&#8217;leriniz büyük fontla oluşturulmuşsa rahat okunabiliyor).</p>
<p>İlk epub formatında ve yatay ekranda nasıl göründüğüne bakalım (iki kitabı da İdefix&#8217;ten aldım, o yüzden Türkçe karakter problemi yok):</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7274.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;">Şimdi de dik ekranda nasıl gözüktüğüne bakalım:<span class="material_body"> </span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 378px; height: 500px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7280.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 366px; height: 500px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7284.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 370px; height: 500px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7285.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;">Şimdi de pdf dosyası halinde olan Kapital&#8217;e bakalım:</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7278.JPG" alt="" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7279.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Gördüğünüz gibi pdf&#8217;lerde sağa sola ok işaretleri çıkıyor, yani esasında font büyümüyor da yakınlaştırıyoruz. Pdf formatının bir artısı var yalnız, normalde Reeder&#8217;in desteklemediği yazı karakterlerini (Arapça gibi) Pdf formatında görüntüleyebiliyoruz. Eğer elinizde farklı dillerde yazılar varsa, bunları büyük font&#8217;a çevirip pdf olarak dışarı aktarmak oldukça iyi sonuç veriyor. Mesela Ghassan Khanafani&#8217;nin &#8220;Rijalün tahteş-şems&#8221; isimli kitabından bir öyküyü (Arapça öykü) Reeder&#8217;e öyle aktardım ben, sonuç gayet güzel:</p>
<p style="text-align: center;"><span class="material_body"><img class="aligncenter" style="border: 0pt none; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/10/btgtemmuz/Files/img/reeder/IMG_7266.JPG" alt="" /></span></p>
<p>Peki eldeki pdf&#8217;leri ne yapacağız da epub veya txt formatına çevireceğiz? Bununla ilgili tavsiye edebileceğim iki program var:</p>
<p>1-) <a href="http://www.finereader.gen.tr/abbyy_finereader_10_professional.php" target="_blank">Abbyy Fine Reader:</a> Pdf&#8217;leri en güzel çeviren program bu. Elinizdeki pdf&#8217;leri, doc, html, txt, rtf gibi formatlara dönüştürebiliyorsunuz. Ancak epub&#8217;a dönüştürme özelliğinin olmaması bizim için bir dezavantaj. Yine de Reeder txt formatında da okuduğu için dönüştürme işinde tercih ettiğim en mühim program bu.</p>
<p>2-) <a href="http://calibre-ebook.com/" target="_blank">Calibre</a>: Bu programsa pek çok türdeki dosyayı pek çok türe (epub özellikle) çevirebilen bir program ama pdf çevirisi o kadar da iyi değil. Ben pdf&#8217;leri ilk başta Abbyy ile htm veya rtf formatına çevirip sonrasında calibre ile epub&#8217;a dönüştürmeyi tercih ediyorum. Calibre ile pdf çevriminin <a href="http://www.reeder.com.tr/epub.asp" target="_blank">nasıl  yapıldığına</a> şuradan bakabilirsiniz.</p>
<p>Sıra geldi Reeder ile iPad karşılaştırmasına. Bildiğiniz gibi iPad&#8217;in başka pek çok özelliğinin yanısıra kitap okuma özelliğine de vurgu yapılmıştı ama aslında ekranı Lcd ekran. Pc ekranından çok da farklı olmayan bir ekran kullanmışlar (ama özel bir şey yapmışlar, Lcd&#8217;e göre güneşte biraz daha iyi okunabiliyor). Reeder&#8217;in özelliği ise ekranı ama açıkçası bunun dışında da iPad&#8217;den başka bir üstün özelliği yok. iPad&#8217;in işlemcisi çok hızlı, kitap çevirme efektlerini çok hoş yapmışlar, istediğiniz font ayarı, istediğiniz arkaplan rengi gibi bir çok özelliği var ve pc gibi hızlı. Reeder&#8217;de ise dokunarak çevirebiliyorsunuz sayfayı ama bu gerçek sayfa çevirme hissi gibi değil. Bir de e-ink teknolojisi yeni olduğu için bariz bir şekilde yavaş, bazen sıkıntı verse de bu durum, çok kitap okuyan biriyseniz değiyor açıkçası. Çünkü özellikle açık havaya çıktığınızda Reeder&#8217;in ekranına hayran kalıyorsunuz.</p>
<p>Burada karşılaştırmayı bitirirken özetle şunu diyebilirim, eğer okumaya çok meraklı değilseniz veya Lcd ekran gözlerinizi çok yaşartmıyorsa ve sizin için sorun değilse, ayrıca interaktif bir cihaz arıyorsanız elbette iPad tam size göre, e-kitap okuyucularına bakmayın bile. Ama eğer gözlerinizde Lcd ekran problem oluşturuyorsa ve kitap gibi okunabilecek bir cihaz arıyorsanız iPad bir çok güzelliğine rağmen size hitap etmeyecek demektir.</p>
<p>Yazımı bitirmeden evvel başka e-kitap okuyucularının var olduğunu da belirteyim. Türkiye&#8217;de şu anda sadece şu <a href="http://www.hepsiburada.com/liste/department.aspx?categoryID=1502555" target="_blank">linkteki</a> e-kitap okuyucuları var. Ama Reeder&#8217;in bu konudaki artısı Türkçe teknik destek vermeleri. Facebook, twitter sayfalarından devamlı bilgi veriyorlar (pdf&#8217;leri epub&#8217;a çevirmeyi onlar sayesinde öğrendim), İsterseniz buralardan isterseniz de <a href="../btgonline/10/btgtemmuz/Files/info@reederebr.info" target="_blank">mail</a> yoluyla kendilerine ulaşabiliyorsunuz (siteleri de <a href="http://www.reeder.com.tr/index.asp" target="_blank">şurası</a>).</p>
<p>Dünyada öne çıkan e-kitap okuyucuları ise <a href="http://www.amazon.com/Kindle-Wireless-Reading-Display-Generation/dp/B0015TG12Q" target="_blank">Kindle Dx</a>, <a href="http://www.barnesandnoble.com/nook/index.asp" target="_blank">Nook</a> ve <a href="http://www.sonystyle.com/webapp/wcs/stores/servlet/CategoryDisplay?catalogId=10551&amp;storeId=10151&amp;langId=-1&amp;categoryId=8198552921644523779&amp;N=4294954529&amp;XID=F:reader" target="_blank">Sony</a>. Ayrıca Samsung&#8217;un da E6 adında <a href="http://www.zamazing.org/imaj/geceyazankedi/samsung-e6.jpg" target="_blank">şöyle</a> bir cihaz çıkaracağını belirteyim. Son olarak &#8220;ben beklerim, daha ilerlesin bu e-kitap okuyucuları&#8221; derseniz <a href="http://www.skiff.com/skiff-reader.html" target="_blank">Skiff Reader</a> ile <a href="http://www.que.com/" target="_blank">Que ProReader</a>&#8216;ı beklemenizi önerebilirim.</p>
<p>Ekleme: Cihazla ilgili videolara <a href="http://www.facebook.com/#!/reederebr?v=app_2392950137&amp;ref=ts " target="_blank">şu adresten</a> ulaşabilirsiniz. Ancak açılan sayfadaki ilk videoları izleyin. Zira son sayfalardaki videolar video değil de gifli garip bir şey.</p>
<p>(1) e-ink dediğimiz şey de özel bir teknoloji. Lcd gibi arkadan aydınlatmalı değil, kitaba yakın bir ekran.</p>
<p>(2) Nook da güzel bir cihaz, kılıfları hele daha güzel. Ama Tükiye&#8217;de satılmıyor, Türkçe desteği yok ve Türkiye&#8217;de satılacağına dair bir bilgi de yok. O yüzden ben beklemedim kendisini :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/06/18/e-kitap-okuyucu-reeder-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>38</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bienal – İnsan Neyle Yaşar?</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/11/08/bienal-insan-neyle-yasar/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/11/08/bienal-insan-neyle-yasar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 16:42:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1259</guid>
		<description><![CDATA[Bu yılki Bienal&#8217;in &#8220;İnsan Neyle Yaşar?&#8221; teması ile o kadar reklam yapıldı, üzerine de o kadar söz söylendi ki, hem bir karara varabilmek, hem de ilgimi çeken işleri görmek için gitmek elzemdi artık. Tabi tepkileri çekmesindeki en büyük pay, tema ile sponsorun birbirine son derece zıt olmasıydı (1). Haklı olarak şöyle bir soru beliriyor akılda: &#8220;Sol bakış açısına sahip bir temaya neden Koç sponsorluk yapsın ki?&#8221;
Neyse, sadece Antrepo No.3&#8242;e gittim ben, ötekilere gidecek zaman bulamadım zira. Biletin yanında eserler hakkında fikrimiz olması için iki liraya da bir kitapçık sattılar. Esasında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/11B_afis.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1262" title="11B_afis" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/11B_afis.jpg" alt="11B_afis" width="200" height="150" /></a>Bu yılki Bienal&#8217;in &#8220;İnsan Neyle Yaşar?&#8221; teması ile o kadar reklam yapıldı, üzerine de o kadar söz söylendi ki, hem bir karara varabilmek, hem de ilgimi çeken işleri görmek için gitmek elzemdi artık. Tabi tepkileri çekmesindeki en büyük pay, tema ile sponsorun birbirine son derece zıt olmasıydı (1). Haklı olarak şöyle bir soru beliriyor akılda: &#8220;Sol bakış açısına sahip bir temaya neden Koç sponsorluk yapsın ki?&#8221;</p>
<p style="text-align: left;">Neyse, sadece Antrepo No.3&#8242;e gittim ben, ötekilere gidecek zaman bulamadım zira. Biletin yanında eserler hakkında fikrimiz olması için iki liraya da bir kitapçık sattılar. Esasında Bienal&#8217;in sitesinden bazılarına bakmıştım, ancak yine de aldım. İyi ki almışım, çünkü eserler hakkında sergide hiç bir şekilde bilgi yok. Bir tek sanatçı ve eserlerinin ismi var ki bence çok yanlış olmuş bu. Çünkü kitapçığı güzelce düzenleyip alfabetik sıraya uygun bir fihrist yapmamışlar, insanlara baktığımda, eserlerden çok eser hakkında bir fikir edinebilmek için yana yakıla kitapçığı karıştırdıklarını gördüm (ben de buna dahildim de, sonra kitapçığın olayını çözdüm, hızlı hızlı bulmaya ve etrafımda gördüklerime sayfa sayısını söylemeye başladım).</p>
<p style="text-align: left;">Girişte ilk olarak, Rabih Mroué&#8217;nun bir videosu karşılıyor bizi. Lübnan savaşıyla ilgili bir video bu, sanatçının sadece yüzü gözüküyor ve Arapça özür diliyor savaşta olan her şeyden, savaşın asıl müsebbibleri özür dilemediği için diliyor daha çok. Sonrasında Erkan Özgen&#8217;in &#8220;Nefes&#8221; isimli bir kısa videosunu izledim ufak bir odada. Jumana Emil Abboud&#8217;un videosunda bir kadın narları tekrardan yerine koymaya çalışıyor, şiddetli yerinden edilmeye bir göndermeymiş, ama kitapçıkları olmayan izleyicilerin bu videodan pek de bir şey anlamadıklarını gözlemledim, ben de okumasam anlayamayacaktım zaten. En çok hoşuma giden video ise feminist sanatçı <a href="http://www.canansenol.com/" target="_blank">Canan Şenol</a>&#8216;ün yapmış olduğu İbretnüma adlı animasyon oldu. Minyatür sanatıyla sunduğu ve 8 bölümden oluşan animasyonda Fadika adlı bir kadının hayatından bahsediliyor. Güzeller güzeli Fadika köyden şehre göçmüştür, tutucu bir annesi vardır ve devamlı nasihat vermektedir (annenin şivesini de çok güzel yaptıklarını belirteyim). Güzelliği başına bela olduğu için annesi onu çarşafa bürür, evlenir evlenmesine de, kocası da eşcinsel çıkar sonraları. Katılmadığım yerleri oldu muhakakkak, ancak yine de İbretnüma&#8217;nın çok güzel olduğu gerçeği değişmiyor (2). Sergi boyunca en sevdiğim eserler kısa videolar oldu zaten, ancak vaktim biraz kısıtlı olduğu için hepsine bakma fırsatım olmadı maalesef.</p>
<p style="text-align: left;">Aydan Murtezaoğlu &amp; Bülent Şangar tarafından yapılmış &#8220;İşsiz İşçiler &#8211; sana yeni bir iş buldum!&#8221; çalışması ise ilgimi çekenler arasındaydı:</p>
<blockquote style="text-align: left;"><p>İşsiz İşçiler &#8211; sana yeni bir iş buldum!&#8217;un katılımcıları, gazetelerde duyurulmuş ücretli bir iş için başvuran genç ve işsiz üniversite mezunlarından oluşuyor. Enstalasyon bir atölye ya da fabrikayı andırıyor, burada gençler anlamsız edimlerde bulunuyor. Bazıları sonu gelmez bir şekilde giysileri katlayıp açıyor, diğerleri bir mağazadaymışçasına parfüm sunuyor. Bu boş edimler işi daha geniş anlamda &#8220;hizmet endüstrisi&#8221;nin çerçevesine sokuyor. Çalışanlar fikir ve düşüncelerini birbirleriyle ve izleyicilerle diyalog içinde dile getirmeye özendiriliyor. Sanatçılar bu projenin amacının, kapitalizmin &#8220;proletaryadan prekaryaya geçiş süreci&#8221;yle yarattığı toplumsal adaletin yenilgilerini ve azalışını sorgulamak olduğunu belirtiyor.</p>
<p style="text-align: right;">Bienal</p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;">Cidden bu çalışmanın aklımda iz bırakmasının sebebi, İngilizce işletme mezunu genç bir kadının benimle iletişime geçip sergi hakkındaki fikirlerimi sorması ve devamında ettiğimiz muhabbet oldu. Yurtdışında stajlığın bir meslek haline gelmesi sebebiyle şirketlerin güvencesiz işçi bulma imkanı elde ettiklerinden bahsetti ve parfüm sıkıp vedalaştık. Sabah ve akşam olmak üzere dönüşümlü olarak çalışıyorlarmış Bienal&#8217;da. İçlerinde çizerler de varmış, zaten ilgimi en çok bu çizimler çekti:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6565.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6565.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6566.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6566.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6563.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6563.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6569-2.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6569-2.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6570.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6570.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;">İşsiz işçiler çalışmasının bulunduğu odadan çıktığım da ise Bureau d&#8217;études Medya Kolektifi tarafından yapılmış bir şema karşılıyor bizi. Söz konusu kolektif 1998&#8242;de kurulmuş, küresel ağla ilgili araştırmalar yapıp bunu resmileştiriyor (fotoğraflar çok da net çıkmamış maalesef):</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;">Bureau d&#8217;études, karmaşık harita projeleri aracılığıyla medyada, bilim dünyasında, askeri ya da endüstriyel komplekslerde ve çoğu zaman bunların hepsini içeren beklenmedik ama çok anlamlı şirketlerdeki farklı baskı ve yönlendirme sistemleri arasında görülen koşutlukları ve sistemik yakınlıkları araştırıyor ve ortaya çıkarıyor. Bu haritalar normalde dağınık ve zor bulunur halde olan bilgiyi görselleştirir ve parçaları birleştirerek, gündelik gerçekliği biçimlendiren güç mücadelelerini ve etkileri tutarlı bir resim halinde sunar. Terörün Yönetimi (2009) &#8220;geride kalan&#8221; gizli orduların ve onların başlıca operasyonlarının tüm dünyada 1950&#8242;lerden bu yana birbirlerine nasıl bağlı olduğunu gösteren bir haritayı ve bunun analizini sunuyor. Harita, farklı araştırma, diplomasi, istihbarat ve ordu yapılarının oluşturduğu ittifakları ve bunların yarattığı &#8220;gerilim stratejisi&#8221;nin dünya yönetişimindeki etkisini çok ciddi bir biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p style="text-align: right;">Bienal</p>
</blockquote>
<p style="text-align: center;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6579.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6579.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6580.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6580.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6582.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6582.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6581-1.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6581-1.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;">Terörün Yönetimi&#8217;nin hemen karşısında ise <a href="http://bianet.org/bianet/biamag/117030-kapitali-resimleyen-yuksel-arslan-yapitlariyla-ve-sahsen-istanbulda" target="_blank">Yüksel Arslan</a>&#8216;ın Kapital dizisi bulunuyordu. Yüksel Arslan eserlerinde, kağıdın üzerinde kan, yumurta akı, bal, petrol gibi şeyler kullanıyormuş farklı olarak:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: left;">Kendime, küçük, toplum dışı, yıkıcı, anarşist, insanlara &#8211; karşı bir yaşantı seçmiştim. Bu küçük özel dünyadan, 1967 yılı sonlarında materyalizm diyalektiğe vararak çıkıp kurtuldum, yeniden doğmuş gibi oldum.</p>
<p style="text-align: right;">Yüksel Arslan, Kapital Dizisi</p>
</blockquote>
<p style="text-align: center;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6585.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6585.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6583.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6583.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6584.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6584.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: center;">
<p>İnce Furni&#8217;den toplumdaki kadın halleri üzerine çalışmalar var:</p>
<blockquote><p>İdeal Türk kadınının yapıbozumuyla ilişkilenen hilal ve yıldız resimleri, başörtülü ve başörtüsüz popüler kadınlar, siyasi meselelerin provokatif illüstrasyonları, efsaneler ve reklamlar, toplumun kural koyucu söylemine meydan okuyor. Dini, ataerkil ve heteroseksüel klişeleri aşırıya götürerek, Furni eğlenceli ve ilişkisel bir sembolik düzensizlik alanı açıyor.</p>
<p style="text-align: right;">Bienal</p>
</blockquote>
<p style="text-align: left;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6592.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6592.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6593.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6593.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6597.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6597.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Ve son olarak paylaşmak istediğim bir çalışma; Lübnan iç savaşında muhtelif örgütlerin afişleri yıllarına göre sıralanıp toplanmış. Hepsi de Arapça elbette, Bienal&#8217;i ziyaret edenlerin arasında anlayarak bakmak da ayrı bir duyguymuş :p</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6601.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6601.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a> <a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6603.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6603.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6608.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6608.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6610.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6610.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a><a href="http://s242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/?action=view&amp;current=IMG_6614.jpg" target="_blank"><img src="http://i242.photobucket.com/albums/ff243/Ayna-i_Marzi/Bienal/th_IMG_6614.jpg" border="0" alt="Photobucket" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Bienal&#8217;den çıktığımda neyle yaşarıma elbette cevap bulamadım veya düşüncelerimde aklımı delip geçen bir fikir. Benim için daha çok bir aktivite ve dönüş yolunda yaşadığım macerayla aklımda kalacak bir etkinlik oldu diyebilirim. Sanatçılar hakkında daha fazla bilgi almak için de Bienal&#8217;in <a href="http://www.iksv.org/bienal11/sanatci.asp" target="_blank">sayfasına</a> bir göz atabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: left;">&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">(1) <a href="http://bianet.org/biamag/kultur/117267-11-istanbul-bienali-dusmani-yanina-cekmek" target="_blank">Şurada</a> Experess dergisinin Bienal küratürü ile yaptığı röportajı okuyabilirsiniz. Bienal&#8217;in Bretch&#8217;i kullanmasına yönelik eleştiriler için <a href="http://direnistanbul.wordpress.com/2009/09/04/direnal-istanbul-direnis-gunleri-kavramsal/" target="_blank">şu</a> ve <a href="http://www.birgun.net/culture_index.php?news_code=1254477346&amp;year=2009&amp;month=10&amp;day=02" target="_blank">şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: left;">(2) Sanatçıyla yapılan bir röportaj için <a href="http://www.gercekgundem.com/?p=222281" target="_blank">şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/11/08/bienal-insan-neyle-yasar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>X-com:Ufo Defense</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/11/04/x-comufo-defense/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/11/04/x-comufo-defense/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 22:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sir Aenas</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun incelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1311</guid>
		<description><![CDATA[Hiç gözlendiğinizi hissettiniz mi? Biri veya birileri tarafından. Hatta başka varlıklar tarafından? Ben daha küçük bir çocukken Lousiana’daki çiftliğimizde geceleri yukarıya, gökkubbeye bakardım. Uçsuz bucaksız yıldız kümelerinde “Kim bilir bizden başka varlıklar var mıdır?” diye düşünürdüm. O zamanlar huşu içinde baktğım bu başka dünyaların sakinlerinin de bizim gibi bir merakları var mıdır diye düşünürdüm. Elbetteki bir çiftlik çobanı çocuğunun böyle konuları düşünmesi hiç sıradan değildi o günlerde. Çünkü gazetelerde “bir takım tanımlayamadığımız uçan cisimlerin” resimleri çıkmış ve günden güne de bu “UFO” görüntüleri gazetelerde çoğalmaya başlamıştı. Şimdiden radikal ufo grupları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/x_com_ufo_defense_coverart.png"><img class="alignleft size-full wp-image-1328" title="x_com_ufo_defense_coverart" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/x_com_ufo_defense_coverart.png" alt="x_com_ufo_defense_coverart" width="256" height="301" /></a>Hiç gözlendiğinizi hissettiniz mi? Biri veya birileri tarafından. Hatta başka varlıklar tarafından? Ben daha küçük bir çocukken Lousiana’daki çiftliğimizde geceleri yukarıya, gökkubbeye bakardım. Uçsuz bucaksız yıldız kümelerinde “Kim bilir bizden başka varlıklar var mıdır?” diye düşünürdüm. O zamanlar huşu içinde baktğım bu başka dünyaların sakinlerinin de bizim gibi bir merakları var mıdır diye düşünürdüm. Elbetteki bir çiftlik çobanı çocuğunun böyle konuları düşünmesi hiç sıradan değildi o günlerde. Çünkü gazetelerde “bir takım tanımlayamadığımız uçan cisimlerin” resimleri çıkmış ve günden güne de bu “UFO” görüntüleri gazetelerde çoğalmaya başlamıştı. Şimdiden radikal ufo grupları kurulmuş ve yeni misafirlerini beklemeye koyulmuşlardı. Birkaç yıl sonra ziyaretlerin sebepleri ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar ortadan kaybolmaya, “kısa boylu, tüysüz, koca kafalı ve gözbebekleri olmayan” canlılarsa insanları ürkütmeye ve hatta yaralamaya başlamışlardı.</p>
<p>Askerden iznimi yeni almış ve evimin yolunu tutmuştum ki bir takım siyah giyen adamların ahırın kapısının orada dikildiğini <a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/ufo2.gif"><img class="size-full wp-image-1315 alignright" title="ufo2" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/ufo2.gif" alt="ufo2" width="250" height="130" /></a>gördüm. Yanlarına yaklaşınca kendilerine ismimi söylememiş olduğum halde bana ismimle hitap edip, korkmamam gerektiğini, benim hükümetler arası gizli bir kuruluş olan X-COM’a bir asker olarak seçildiğimi söylemek için gelmişlerdi. Verdikleri zarfta yeni görev yerim Alaska’ya çağrılıyordum. Aklımda bir sürü karmaşık düşünceyle birlikte son kez evimizin arkasındaki uzanan ovamıza baktım. Gördüğüm tek şey fırtına bulutlarının toplanmakta olduğuydu.</p>
<p>Bir oyun düşünün ki dünyamızın çeşitli bölgelerine üs kuruyoruz. Ufo kovalıyoruz, vuruyoruz, düşürüyoruz, sonra enkaz alanına askerlerimizle baskınlar yapıyoruz. Tamamladığımız baskınlarla üssümüze geri dönüyoruz ve enkazdan aldığımız uzaylı cesetleri, silahları ve ufo parçalarıyla kendimize teknolojiler geliştirebiliyoruz. Tabi grafikler ahım şahım değil o zamanlar. 1997 yılından bahsediyoruz. Oyunlar daha ms-dos’tan çalışıyor. Setup ekranında ses kartı tanıtıyoruz, Channel’ini ayrı Irq’su ayrı tanıtılıyor. Yanlış tanıttığın için oyunun çökmesi de cabası. Ama yılmıyoruz oyunumuzu kuruyoruz. Ve karşımıza çıkan dil ekranından istediğimiz dili seçiyorduk (evet o zaman oyunun dilini de seçebiliyorduk). Arkasından new game, zorluk seviyesi ve hoop oyundayız. Fakat o da nesi?</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/ufo4.gif"><img class="alignleft" title="ufo4" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2009/11/ufo4.gif" alt="ufo4" width="200" height="130" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Dünyaya bakıyoruz (ya da geoscape). Oyun sizden üs için bir yer seçmenizi ve ardından da üssünüze isim bulmanızı istiyor. her şeyiyle üssümüz hazır. Birkaç ufak tefek ayar, alım-satım işleri ve birden! Bir Ufo göründü. Sizin yapmanız gereken şey hemen bir interceptor yollayıp Ufo&#8217;yu indirmeniz veya takip etmenizdir. Olur da Ufo elinizden kaçarsa pek üzülmeyin deli gibi gidiyor meretler. Kovalamaca sırasında uçağınız zarar görebilir ve hatta yakıtı da bitebilir. Bu yüzden üsse geri dönmek zorunda olacaktır.</p>
<p>Diyelim ki her şey iyi gitti, ve Ufo’yu düşürdünüz veya Ufo yere iniş yaptı. Üssünüzden adamlarınızı bir taşıyıcı vasıtasıyla olay yerine yönlendirmelisiniz. Olay yerine geldiğinizde oyunumuz tur bazlıya geçecek ve savaş başlayacak. Dikkatli olun çünkü uzaylılar gerçekten de iyi oynuyor (savaşıyor). Eğer pata küte dalmaya kalkarsanız adamlarınızı çekirdek gibi çitleyeceklerdir. Yapmanız gereken taktiğinizi ve stratejinizi iyi belirlemek olacaktır. Mesela yükseklik avantajdır veya bir konuda uzmanlaşmış askerler eline doğru silahlar verildiğinde mucizeler yaratacaktır.</p>
<p style="text-align: left;">Savaş bitti kayıplarınız var, uzaylıları tepelediniz, cesetleri; aletleri edevatları topladınız ve üsse geri geldiniz. Laboratuar emrinizde. Cesetlere otopsi yapılmalı, ele geçirilen mühimmat incelenmeli. Bu arada Ufo savaşları devam ediyor, uzaylılar dünyanın çeşitli yerlerindeki sivillere saldırmaya başladı. Sivillere ve saldırılan bölgedeki kayıplara dikkat edin. Ülkelerin size olan bağışlarını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>X-Com: Ufo Defense size bugün grafik ve konu olarak pek bir şey vermeyebilir. Ama takvimler 97 yılını gösterdiğinde bu oyun çoğu  kişi için haftalar ve ayların bir avcısıydı. Bugünlerde grafiği hoş ama içeriği boş oyunları oynamaktan sıkılanlara duyurulur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/11/04/x-comufo-defense/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Başkadır Ulu Cami ve İçindeki Şahaserler</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/08/24/bir-baskadir-ulu-cami-ve-icindeki-sahaserler/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/08/24/bir-baskadir-ulu-cami-ve-icindeki-sahaserler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 20:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Hat sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=884</guid>
		<description><![CDATA[Hat sanatıyla uğraşmaya başladıktan sonra yapılarımızı eskisine nispetle daha dikkatlice gözlemler oldum. Nasıl ki bir mimar öğrencisi yapıları inceleyerek mimar eğitimine katkı sağlıyorsa, benzer şekilde eski yapılardaki yazıları inceleyerek hat sanatının gelişme aşamalarını öğrenmiş oluyor ve hat eğitimime katkı sağlıyorum. Fotoğrafa olan merakım da malum, hat tablolarını fotoğraflamak oldukça zevkli geliyor bu yüzden. Üstelik de BtG gibi sevdiğim bir oluşum için yapmaya karar veriyorsam değmeyin keyfime! Tüm bu merakıma rağmen Bursa&#8217;ya gitmeden evvel orada Ulu Cami olduğunu unutmuşum, hani annemler hatırlatmasa olmayacak böyle bir yazı :)
İlk defa İkinci Beyazıt tarafından ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hat sanatıyla uğraşmaya başladıktan sonra yapılarımızı eskisine nispetle daha dikkatlice gözlemler oldum. Nasıl ki bir mimar öğrencisi yapıları inceleyerek mimar eğitimine katkı sağlıyorsa, benzer şekilde eski yapılardaki yazıları inceleyerek hat sanatının gelişme aşamalarını öğrenmiş oluyor ve hat eğitimime katkı sağlıyorum. Fotoğrafa olan merakım da malum, hat tablolarını fotoğraflamak oldukça zevkli geliyor bu yüzden. Üstelik de BtG gibi sevdiğim bir oluşum için yapmaya karar veriyorsam değmeyin keyfime! Tüm bu merakıma rağmen Bursa&#8217;ya gitmeden evvel orada Ulu Cami olduğunu unutmuşum, hani annemler hatırlatmasa olmayacak böyle bir yazı :)</p>
<p>İlk defa İkinci Beyazıt tarafından inşaa edilen Ulu cami Timur ve Karaman saldırısından sonra yeniden elden geçirilmiş, 1855 yılında depremde ise yıkılmaya yüz tutmuş ve yazıları dahil her şey elden geçirilmiş (yeni yazılar da bu yıllar da eklenmiştir, Şefik Bey&#8217;in dîvanî hat ile yazmış olduğu tablo ve sülüs örnekleri gibi). Mimari yönüyle ilgili daha detaylı bilgiler için <a href="http://www.bisohbet.com/form/tr-konu-3109.0-bir-husn-u-hat-teshirgahi.html" target="_blank">bu</a> ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bursa_Ulu_Camii" target="_blank">buraya</a> bakabilirsiniz, esas konumuz olan hat tablolarına geçelim biz. Unutmadan, Bursa&#8217;ya yolunuz düşerse, dini inancınız olsun olmasın bu camiyi muhakkak bir görmenizi isterim. Zira son dönemin önemli hattatlarının yazılarını, tablolarını böylesine tarihi bir yapıda görmek çok çok başkaymış.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 327px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%282%29.JPG" alt="" /></p>
<p>Celî hattın ilk örnekleri Ulu Cami&#8217;de yer alır, bu yazı da celî sülüs ile Şefik Bey  tarafından 1863 yılında yazılmış. Caminin kuzey kısmında kalıyor (yazıların anlamlarını merak edenler bana çekinmeden <a href="/btgonline/09/btgeylul/Files/aynai.marziyye@gmail.com">mail</a> atabilir, detaylıca anlatırım).</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%285%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Burada hem kûfî hem de celî sülüs örneklerini görüyoruz. Kûfî yazı türü köşeli olduğu için cami ve yapı şekilleri verilebiliyordu, fotoğrafın üst kısmında da bunun örneği var. Orta kısımda sülüs ile yazılmış bir hadis, en altta ise yine kûfî hat ile yazılmış bir tablo var.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%286%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Ulu Cami kadar ünlü bir şey varsa o da müsenna <a name="(1)" href="/btgonline/09/btgeylul/Files/hat.html#*%281%29">(1)</a> diye tabir edilen yazılardır. Burada da celî sülüs ile müsenna olarak Yâ Hû yazmakta.</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%287%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Yine celî sülüs ile 1863 yılında yazılmış bir tablo. Gördüğünüz gibi günümüzde hala güzel bir ışıklandırma yapılmamış, tavandan sarkan garabet kablolarla bu kadar özenilerek yapılmış tablolara gölge düşürülmüş (ampulleri çekmemek için epey uğraştım ama tam da önünde olduğu için beceremedim).</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 420px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2812%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Sülüs ile yazılmış bir tablo, özellikle istifi ve tezhibiyle en beğendiklerim arasında (1863 tarihli yine).</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 626px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2813%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Yine müsenna olarak yazılmış bir eser, ancak bu sefer sülüs hattı ile değil, daha çok İran&#8217;lıların tercih ettiği ta&#8217;lik ile yazılmış.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 229px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2814%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">İlginç bir tablo, ama çözemedim inanın (Sülüs ile yazılmış). Bu kadar cim harfinin kullanıldığı bir kelime nasıl olabilir bulamadım ben. Hocama ders başladığında göstereceğim bunu :)</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 179px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2817%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">1814 yılında ta&#8217;lik ile yazılmış bir tablo, boyutu diğerlerinin yanında epey ufak kalıyor. Zaten hattat da kendisine fakir ismini vermiş, mütevazi bir hattatmış anlaşılan :)</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2818%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Celî ta&#8217;lik ile yazılmış ihtişamlı bir tablo yine.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 580px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2819%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">İlginç yazılardan biri daha. Burada nas suresi yazılmış, suredeki her ayetin sonu sinle bitiyor. Örneğimizde de ayetin kendisi kufî ile yazılmış ama son harf olan sin sülüs ile yazılmış. Dişli yuvarlakımsı şekiller sin harfi oluyor :)</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 669px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2821%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Yukarıdaki tekniğin uygulandığı bir yazı daha, fakat farkı var; yukarıda nas suresi, burada ise şems suresi yazmakta. Ayetlerin başındaki vavlar büyük harf ve sülüs ile yazılmış, ayetin kalanı ise kufî ile yazılmış.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2820%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Tartışmasız Ulu Cami&#8217;deki en güzel tablo! Şefik Bey tarafından 1859 yılında dîvânî hat ile kayık formunda yazılmış (ne yazdığını söylemeyeceğım burada, evet). Hat köşesini takip edenler daha evvelki yazılarda bu tablodan bahsettiğimi hatırlayacaktır :)</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 335px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2823%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Celî sülüs ile yazılmış kocaman bir tuğra ile bir hadis yazılmış.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 268px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2824%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Sülüs ile yazılmış bir besmele tablosu, süslemeleri güzelmiş. Fotoğraf biraz bulanık çıkmış imzayı okuyamadım bu yüzden.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 534px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2831%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Vav harfini çok severim, mütevaziliği simgeliyor benim için. Ulu Cami&#8217;de bu güzel harf vurgulanmış hep. Yukarıdaki örnekte iç içe geçmiş vavlar celî sülüs ile yazılmış, yine ayetin kalanı kufî hat ile yazılmış. Alttakinde ise sadece vav yazılmış.</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 343px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2825%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 345px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2826%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Mihraptaki yazılar da kufî ve sülüs ile yazılmış</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2827%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Mermerlerde de sıkça talik ile yazılmış yazılar bulunmakta.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 360px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2829%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Yine müsenna şeklinde sülüs ile yazılmış bir tablo. 1859 yılında Abdülfettah Efendi  tarafından yazılmış. 1927&#8242;de yürürlüğe giren, &#8216;Resmi bina olarak kullanılan yerlerde Osmanlı saltanatını öven yazı ve levhaların kaldırılmasını&#8217; isteyen yasadan Ulu cami&#8217;deki tablolar da etkilenmiş. Mesela bu tablonun alt kısmındaki Abdülmecid Han yazısı boya ile kapatılmış, sonrasında ise aslına uygun olarak yeniden yazılmış.</p>
<p align="center">
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2830%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Şefik Bey tarafından 1859 yılında yazılmış bir sülüs tablosu.</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 325px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2834%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Abdülfettah Efendi tarafından 1861 yılında celî ta&#8217;lik ile yazılmış bir tablo. Simetrisi çok güzelmiş bu tablonun :)</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 468px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2837%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2838%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2839%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Fıskiyenin üstü eskiden açıkmış, içi yağmur dolarmış. Sonraları kubbe kısmı cam ile kapatılmış. Şakıyan su sesi ayrı birgüzellik katmış zaten camiye.</p>
<p align="center">
<p align="center">Müsenna usulü ile yazılmış, Allah&#8217;ın 99 isminden bir kaçının bulunduğu sütunlar:</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 445px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%288%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 466px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%289%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 356px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2810%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 450px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2811%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 475px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2816%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 450px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2822%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 476px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2832%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 418px;" src="/btgonline/09/btgeylul/Files/img/hat/hat%20%2815%29.JPG" alt="" /></p>
<p align="center">Müsenna usulüyle yazılmış vavların en güzellerinden biri. Vav&#8217;ın sülüs hattındaki iki yazılışı da burada iç içe geçirilerek yazılmış.</p>
<p align="center">
<p align="center">
<p><a name="*(1)" href="/btgonline/09/btgeylul/Files/hat.html#%281%29">(1)</a> Aynalı hat diye de kullanılır. Harflerin karşılıklı, iç içe geçirilerek yazılmasıyla olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/08/24/bir-baskadir-ulu-cami-ve-icindeki-sahaserler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belgesel Fotoğraf: Dorothea Lange</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/08/14/belgesel-fotograf-dorothea-lange/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/08/14/belgesel-fotograf-dorothea-lange/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 19:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[~Ayna-i Marzî











BtG Mart 2009:
&#8220;Merhabalar sevgili BtG okurları, bundan böyle her ay dilim el verdiğince bir Belgesel Fotoğrafçısı tanıtmayı düşünüyorum. Önemli belgeselcileri tanıdıkça neler yapabileceğimize dair bir yol da bulabiliriz böylece.&#8221;
Bu ayki konuğumuzu yazarken diğerlerine göre daha bir hevesle başladım araştırmaya. Zira bir kadın olarak meşhur Belgesel Fotoğrafçılardan olması Dorothea Lange&#8217;i daha özel kılıyordu benim için. Dilim elverdiğince tanıtayım:
1895 doğumlu olan Dorothea Lange, Photo-Secession üyelerinden Clarence White&#8217;ın yanında fotoğraf çekmeye başlamış, yirmili yaşlarında kendi stüdyosunu kurmuş, Büyük Bunalım yıllarında ise sokaktaki yaşamları fotoğraflamıştır. Bu yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflar oldukça ilgi görmüştür. Mesela White ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><em><strong>~Ayna-i Marzî</strong></em><br />
<img class="alignright" style="border: 0px solid; width: 266px; height: 288px; float: right;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/6_dorothea_lange_on_car_roof.jpg" alt="" vspace="5" /></p>
<p align="center"><img class="alignleft" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/43Truth_DorotheaLange.jpg" alt="" width="350" height="415" /></p>
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center">
<p style="text-align: center;" align="center"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 465px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/dorothea.jpg" alt="" /></p>
<p align="left">
<p>BtG Mart 2009:</p>
<blockquote><p>&#8220;Merhabalar sevgili BtG okurları, bundan böyle her ay dilim el verdiğince bir Belgesel Fotoğrafçısı tanıtmayı düşünüyorum. Önemli belgeselcileri tanıdıkça neler yapabileceğimize dair bir yol da bulabiliriz böylece.&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu ayki konuğumuzu yazarken diğerlerine göre daha bir hevesle başladım araştırmaya. Zira bir kadın olarak meşhur Belgesel Fotoğrafçılardan olması Dorothea Lange&#8217;i daha özel kılıyordu benim için. Dilim elverdiğince tanıtayım:</p>
<p>1895 doğumlu olan Dorothea Lange, <a href="http://www.fotoritim.com/yazi/elif-vargi--photo-secession" target="_blank">Photo-Secession</a> üyelerinden Clarence White&#8217;ın yanında fotoğraf çekmeye başlamış, yirmili yaşlarında kendi stüdyosunu kurmuş, Büyük Bunalım yıllarında ise sokaktaki yaşamları fotoğraflamıştır. Bu yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflar oldukça ilgi görmüştür. Mesela <a name="beyazmelek" href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/belgeselciler.html#beyazmelekyemekkuyrugu">White Angel Breadline</a> isimli fotoğrafı, fotoğrafların gerçekçi, manipülasyonsuz olması gerektiğini savunan grup f.64 tarafından ilgi görmüş, yine bu yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflar, Çiftçi Güvenliği Örgütü (FSA) için resmi olarak çalışmasına sebep olmuştur. Meşhur Göçmen Anne fotoğrafını bu örgütte çalışırken çekmiş olduğunu da belirteyim.<br />
Kendinden sonra gelen Belgesel Fotoğrafçılarını büyük oranda etkilemiş olan Dorothea Lange&#8217;in toplumsal sorunlara yoğunlaşmasının sebebi, ufakken geçirmiş olduğu çocuk felcinden sonra ayağının aksamasına bağlanır. Bu durum elbette zor şartlar altında yaşayan insanlara karşı kendisini sorumlu hissetmesini sağlamıştır fakat tek sebeptir diyemeyiz sanırım. Çünkü burada Dorothea Lange&#8217;dan söz ediyoruz, yani Pearl Harbor savaşı sırasında zorla yerlerinden sürülmüş Amerikan Japonlarını belgelediği çalışmalarına dikkat çekmek için, kazanmış olduğu Guggenheim bursunu geri veren bir insandan. Bu ancak kendisinde olan bir sorumluluk duygusuyla yapılabilir sanırım.</p>
<p>Tanıtımı bu güzel insanın sözleriyle bitireyim:</p>
<blockquote><p>&#8220;Benim fotoğraf yaklaşımım üç düşünceye dayanır;  birincisi,  müdahaleden uzak fotoğraf anlayışıdır.  Ne çekersem çekeyim asla müdahale etmem, baskı yapmam, insanlar üzerinde baskı kurmam.  İkincisi, mekanı hissettirmektir;  neyi çekersem çekeyim mutlaka onu çevreleyen unsurları objenin yer aldığı mekanı da görüntülemeye çalışırım; köklerini bulmak gibi bir şey.  Üçüncü olarak zaman duygusunu hissettirmek gelir.  Ne çekersem çekeyim onun geçmişle ya da günümüzle kurduğu ilişkiyi göstermeye çalışırım.&#8221;</p></blockquote>
<p>Yararlanılan kaynaklar:</p>
<p><a href="http://fotografneyianlatir.blogspot.com/2009_02_01_archive.html" target="_blank">http://fotografneyianlatir.blogspot.com/2009_02_01_archive.html</a></p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dorothea_Lange" target="_blank">http://tr.wikipedia.org/wiki/Dorothea_Lange</a></p>
<p><a href="http://www.belgeselfotograf.com/aid=47-2.phtml" target="_blank">http://www.belgeselfotograf.com/aid=47-2.phtml</a></p>
<p><a href="http://www.life.com/image/3231462/in-gallery/23118/scenes-from-the-dust-bowl" target="_blank">http://www.life.com/image/3231462/in-gallery/23118/scenes-from-the-dust-bowl</a></p>
<p><a href="http://www.masters-of-photography.com/L/lange/lange.html" target="_blank">http://www.masters-of-photography.com/L/lange/lange.html</a></p>
<p><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dorothea+lange" target="_blank">http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dorothea+lange</a></p>
<p align="center">Göçmen Anne fotoğrafları içerisinde en ünlü olanı:</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 382px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_migrant_mother.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 396px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/oklahoma_woman_sttempts_to_hoe_crops.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 370px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/oklahoma_famiy_weathers_the_dust_bowl.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 413px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_back.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><a name="beyazmelekyemekkuyrugu" href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/belgeselciler.html#beyazmelek">White Angel Breadline isimli fotoğrafı</a>:<br />
<img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 401px;" src="../../btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_bread_line.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 352px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_ditched_stalled_stranded.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 322px;" src=".http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_edge_of_pea_field.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 359px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_hoe_cutter.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 390px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_street_demonstration.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 318px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/vintage_children_by_dorothea_lange_.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 320px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/coca-cola-baby-bottle-mother-and-children-tulelake-siskiyou-county-california-dorothea-lange-1939.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 315px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/aa_lange_power_1_e.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 239px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_plantation_overseer.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 300px; height: 239px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/lange_cotton_picker.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 407px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/another_view_of_the_thompson_family.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 469px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/boy_in_the%20_dust_bowl_wipes_his_nose.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 396px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/drought_refugees.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 402px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/Gang%20of%20Migrant%20Laborers.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 491px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/okie_child_works_the_cotton_fields_at_dawn.jpg" alt="" /></p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 510px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/belgeselciler/dorothea%20lange/texas_dust_bowl_migrants_leave_to_find_work_in_california.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/08/14/belgesel-fotograf-dorothea-lange/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/08/14/osmanli-donanmasinin-seyir-defteri-gemiler-efsaneler-denizciler/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/08/14/osmanli-donanmasinin-seyir-defteri-gemiler-efsaneler-denizciler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 16:35:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[~Elladan
Müzenin üçüncü katına çıkıyorum, içeri girdiğimde dışarıdaki sıcaktan kurtulmuş olmanın verdiği bir rahatlama hissi gelmişti zaten, şimdi buna bir de müzeyi gezenlere etkileyici bir atmosfer sunmak için çaldıkları, dalga ve ahşap gemilerin limanda yatarken çıkardıkları homurtulardan oluşan ses kaydının verdiği huzur da ekleniyor, büsbütün havaya giriyorum.  Önüme çıkan ilk camlı kaideye yanaşıyorum, içinde sayfalarına çok hoş, renkli mürekkepler kullanılarak incelikle işlenmiş bir haritanın olduğu kitap var karşımda, sağ sayfasına ise Osmanlı Türkçesi ile açıklamalar yazılmış. Kitabın altındaki açıklama yazısını okuyorum: “Kitab-ı Bahriye. Piri Reis. 1525”
Gözlerim şaşkınlık ve sevinçle açılıyor ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">~<span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Elladan</span></span></p>
<p style="text-align: center;">Müzenin üçüncü katına çıkıyorum, içeri girdiğimde dışarıdaki sıcaktan kurtulmuş olmanın verdiği bir rahatlama hissi gelmişti zaten, şimdi buna bir de müzeyi gezenlere etkileyici bir atmosfer sunmak için çaldıkları, dalga ve ahşap gemilerin limanda yatarken çıkardıkları homurtulardan oluşan ses kaydının verdiği huzur da ekleniyor, büsbütün havaya giriyorum.  Önüme çıkan ilk camlı kaideye yanaşıyorum, içinde sayfalarına çok hoş, renkli mürekkepler kullanılarak incelikle işlenmiş bir haritanın olduğu kitap var karşımda, sağ sayfasına ise Osmanlı Türkçesi ile açıklamalar yazılmış. Kitabın altındaki açıklama yazısını okuyorum: “<strong>Kitab-ı Bahriye. Piri Reis. 1525</strong>”</p>
<p style="text-align: center;">Gözlerim şaşkınlık ve sevinçle açılıyor iyice, bakışlarımı tekrar ne olduğunu anlayamadığım Osmanlıca yazılara ve haritaya çeviriyorum. Karşımda büyük denizci Piri Reis’in Sultan Selim Han için yazdığı fakat onun ölümü üzerine Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu şu meşhur, Atlas Okyanusu ve Güney Amerika’nın betimlendiği haritanın da bir parçası olduğu o çok değerli atlası yaptığı sırada tuttuğu notlardan oluşturduğu ve Akdeniz’i betimleyen kitabın bir kopyası var. Kim bilir içinde ne bilgiler, ne hikâyeler, maceralar var? Elime alıp sayfaları çevirmek, yazılanları okumak istiyorum ama mümkün değil maalesef.  Adaya, üzerindeki kaleye, limana, kayalıklara, kumsallara bakıyorum iyice, sonra içeride başka ne olduğunu görmek için kaldırıyorum kafamı.</p>
<p style="text-align: center;"><em>Kitab-ı Bahriye’den bir sayfa:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03272.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">İki yanımda camlar içinde iki gemi maketi var, solumdakine yaklaşıyorum ve altındaki künyeyi okuyorum: “<strong>Hamidiye Kruvazörü Maketi”. </strong>Demek o meşhur gemi buymuş. Hani 1913 senesinde Balkan Savaşı esnasında, Osmanlı ordusu bozgun halde geri çekilirken Akdeniz’de zafer üzerine zafer kazanan, başarıları o zamanın dünyasında büyük ilgi uyandıran, destanlara konu olan Hamidiye. Tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biri olan Rauf Orbay’ın komutanı olduğu o efsanevi gemi&#8230; Değil maalesef, sadece maketi karşımda. Çünkü ulusal tarihimizde çok önemli bir yere sahip olan bu gemi 1964’te söküldü, tıpkı bu müzede artık sadece resimleri kalmış olan, o dönemin diğer önemli gemileri gibi. Oysa İngiltere&#8217;de 18. yüzyıldan kalma ahşap gemileri gidip gezmek mümkündür. Acaba tarih biz Türkler için neden bu kadar önemsiz? (Hamidiye’nin 1913 yılındaki Akdeniz seferi ile ilgili bir yazıyı NTV Tarih’in mart sayısında bulabilirsiniz. Aynı yazıdan Rauf Orbay’ın mütevazı mezarının Kadıköy, Sahrayı Cedit Mezarlığı’nda olduğunu da öğrendim bu yazı sayesinde)</p>
<p style="text-align: center;"><em> Hamidiye Kruvazörü’nün bir maketi:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03276.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Diğer taraftaki maketin yanına yaklaşıyorum. “<strong>Mesudiye Zırhlısı”. </strong>Birinci dünya savaşında düşmana karşı beraber mücadele ettiği komşusu olan efsane gemiye kıyasla daha “şerefli” bir sona sahip bu gemi. 13 Aralık 1914 tarihinde B10 adlı bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılmış.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03281.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><em> Mesudiye Zırhlısı’na ait ahşap maket:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03280.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü, yani bu çok değerli gemilere yeterli özen ve saygı gösterilmediğinden artık ne onların güvertelerinde yürümek mümkün ne de onları uzaktan görmek. Bunun yerine bu gemilerin de yer aldığı ve deniz savaşlarının sahnelendiği tablolar var bolca. Ve bazıları yine bu gemilere ait pusula, fener gibi birkaç parça alet.</p>
<p style="text-align: center;">Baktığım tablolardan ilki Çanakkale Savaşları’ndan bir sahneyi gösteriyor. <strong>“18 Mart Zaferi. Cemal Tollu.” </strong>Sonra başka bir tanesi daha ve bir tane daha.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03286.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">Biraz ilerideyse büyük bir yenilginin tablosu var. Bilmiyorum sergiyi düzenleyenlerin bilinçli bir tercihi mi bu, fakat ben oldukça anlamlı buldum. Kimse her zaman kazanamıyor.  Rus donanması kuzeyden Atlas Okyanusu’nu geçip Çeşme&#8217;de Osmanlı donanmasını yok ediyor.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><em> Çeşme Deniz Savaşı:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 308px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03294.JPG" alt="" width="883" height="544" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Sonra yine bir zafer tablosu:<br />
<img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03303.JPG" alt="" width="1024" height="681" /><br />
<em> Preveze Deniz Muharebesi</em> adlı tablodan bir detay.</p>
<p style="text-align: center;">“<em>İşte tam bu sırada Hayreddin Paşa da donanmasını harekete geçirdi. Yüz iki parçadan ibaret gemisi bir hilal şeklinde düşmanı çember içerisine almaya başladı. Gaziler bir taraftan gülbankı Muhammedî getirilerken bir taraftan da küffar gemilerini top ateşi ile sarsmaya başladılar. Her bir geminin üçer adet topu olurdu. Toplam yüz iki adet gemiden üç yüz altı top bir uğurdan atıldığında deryalar gümleyip yerler sarsıldı. Andrea Dorya’nın daha fazla durmaya iktidarı kalmadı. Savaşa devam ederse mahvolacağını anladığından derhal donanmasını savaş alanı dışına kaçırdı.</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Nice kaçmayalar ki, Hak sübhanehü ve teâlâ hazretleri Barbaros’u onları korkutmak için halk eylemiştir. Zira evlerinde ve harap olası diyarlarında şayet oğlancıkları ağlasa, ‘İşte Barbaros geliyor sus’ derler, onlar dahi sanki görmüşler gibi korkularından hemen ağlamaktan vazgeçip sesi keserlerdi. </em>”</p>
<p style="text-align: center;"><em>Gazavât-ı Hayreddin Paşa</em> adlı kitapta Preveze Deniz Savaşı’nı Seyyid Muradî Reis bu şekilde anlatmış.</p>
<p style="text-align: center;">Biraz ilerliyorum, Barbaros’un yetenekli amirallerinde biri, tarihimizdeki büyük kahramanlardan biri var şimdi karşımda. Avrupalıların Dragut diye bildiği büyük denizci Turgut Reis. Şehit düştüğü 1565 yılındaki Malta Seferi’ni betimleyen bir tabloda.</p>
<p style="text-align: center;">“<em>Akıl almaz derecede kanlı muharebeler oldu. 6. taarruzda Turgut Paşa, başına bir şarapnel yedi. Çok ağır yaralandı. Beyaz sakalı kıpkızıl kesildi. Mustafa Paşa, en yakın arkadaşı olan merhûm Sâlih Paşa’nın oğlu Mehmed Paşa, sevgili talebesi Uluç-Ali Bey derhâl yetiştiler. Mustafa Paşa bizzat  Kur’an okudu. Birkaç saat sonra şehîden öldü. 80 yaşında idi&#8230; Paşa’nın şehid düştüğü mevkı’ bu gün de Pointe Dragut (Turgut Burnu) diye anılmaktadır.”</em></p>
<p style="text-align: center;">Tarihçi Yılmaz Öztuna tarafından <em>Kanuni Sultan Süleyman</em> adlı kitabında böyle anlatılmış bu yaşlı deniz kurdunun ölümü.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03306.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;"><em> Turgut Reis’in Malta’ya Çıkışı</em> adlı tablodan bir detay.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Ertuğrul Firkateyni’ni gösteren bir tablo karşısındayım şimdi. Evlerinden binlerce kilometre ötede hayatlarını kaybeden o gencecik insanların zorluklarla dolu acı hikâyesi geliyor aklıma:</p>
<p style="text-align: center;">Kasım 1887’de Japon İmparatoru’nun yeğeni Prens Komatsu Akihito’nun İstanbul’da Sultan II. Abdülhamid’i ziyareti üzerine, Japonya’ya bir iade-i ziyaret yapılması kararlaştırılır. Bunun üzerine hazırlıklar yapılır ve Ertuğrul Firkateyni, Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkar ve 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya’ya varır. Adada kalınan üç ay boyunca Kaptan Osman Paşa liderliğindeki Osmanlı heyeti Japon İmparatoru tarafından kabul edilir, kendilerine Sultan Abdülhamid’e takdim edilmek üzere aralarında madalyaların da olduğu çeşitli hediyeler verilir. Japon denizcilerin tayfun uyarılarına rağmen Ertuğrul Firkateyni planlandığı gibi 15 Eylül 1890 tarihinde Japonya’dan ayrılır fakat 16 Eylül gecesi tayfuna yakalanan gemi kıyıya sürüklenerek parçalanır. Aralarında tecrübe kazanmaları için gemiye alınan Bahriye Mektebi’nden o sene yeni mezun olan teğmenlerin tamamı ve Amiral Osman Bey de dâhil olmak üzere 550 denizcimiz şehit olur.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">Müzede ilgi çekici daha birçok eser yer alıyor. Hamidiye Kruvazörü’ne ait seyir defteri ile Atatürk’ün 1933 yılında Yalova’dan İstanbul’a gelmek için kullandığı Adatepe Muhribi’ne ait bir şeref defteri ve benim en çok ilgimi çeken nesnelerden biri olarak 12 Mayıs gecesi Çanakkale’de İngilizlerin Goliath Zırhlısı’nı batıran Muavenet-i Milliye Muhribi’ne ait seyir defteri (ki altındaki açıklamada tam da bu olayın gerçekleştiğini belirten notun yazılı olduğu sayfaya baktığım belirtiliyordu) bunlardandı.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><em> Muavenet-i Milliye Muhribi’ne ait seyir defteri:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03324.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">O küçücük gemi, dev gibi gemiyi ve beraberinde yedi yüz elli kişilik mürettebatından gemi komutanı dâhil beş yüz yetmişini de denizin karanlık sularına gömmüştü. Aklıma Goliath (Calut) ve Davud’un hikayesi geliyor ve Borchert’in sözleri: “Savaş her şeyi yok eder.” 12 Mayıs sabahı Goliath toplarıyla ölüm olup yağmıştı Türk askerlerinin üzerine, aynı geceyse  çelik gövdesiyle hayatının baharında evlerinden binlerce kilometre uzaktaki bu adamlara tabut olmuştu. Şu küçücük defterin içindeki şu kısacık satırlarda kocaman bir tarih ve her türden bir sürü hikâye vardı.</p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><em> Yavuz Sultan Selim Zırhlısı’na ait kronometre:</em></p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03339.JPG" alt="" width="1024" height="681" /></p>
<p style="text-align: center;">Şu yakarıda resmi görünen şey bir kronometre. Bir zamanlar Yavuz Zırhlısı’na aitti. Asıl adı SMS Göben idi,16 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti tarafından satın alındığı duyurulmuştu dünyaya ve adı da Yavuz Sultan Selim olarak değiştirilmişti. Sonra o Yavuz, 29 Ekim 1914 günü Rusya’nın Sivastopol Limanı’nı bombalamış ve Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na dâhil oluşunu ilan etmişti. O geminin Alman kaptanı Koramiral Souchon da bu kronometreye bakmıştı herhalde o gün saldırı saati geldiğinde. Ne yazık ki bu gemi de artık mevcut değil. 1974 yılında jilet yapılmak üzere İtalyanlara satılmış.</p>
<p style="text-align: center;">Yavuz Zırhlısı’na ait tablo müzenin bu katında incelediğim en son eser. Daha sonra gördüğüm eşyaların çağrıştırdığı bir sürü hikâye, yaşanan olaylar, okuduklarım, duyduklarım hepsi aklımın içinde dolanır bir halde aşağıya iniyorum. Sergi belki daha güzel olabilirdi, belki daha fazla eser bulunabilir, daha iyi açıklamalar yapılabilirdi eserler hakkında. Müzeye yerli turistler kadar yabancılar da geliyor, acaba içlerinden kaç kişi Piri Reis’ten haberdar ya da Hamidiye Kruvazörü’nün adını ve yaptıklarını kaç kişi biliyordur İstanbul’da? Fakat müzede geçirdiğim saatlerden kesinlikle keyif aldım ve tanıdığım herkese tavsiye edebilirim rahatlıkla. Eğer Osmanlı tarihine, denizciliğe meraklıysanız bu sergiyi kaçırmayın derim.</p>
<p style="text-align: center;">Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri: Gemiler, Efsaneler, Denizciler sergisini 4 Ekim’e kadar ziyaret edebilirsiniz. Müze pazartesileri hariç her gün açık. Bilet fiyatları yetişkinler için 7, öğrenciler içinse 3 lira, ayrıca giriş çarşambaları öğrenciler için ücretsiz. Pera Müzesi’ne Fatih, Eminönü üzerinden gelip Taksim’e giden bir otobüse binerek Tepebaşı’nda (TRT stüdyolarının olduğu yer hani) inerek ulaşabilirsiniz. Ya da Taksim’de inip İstiklâl Caddesi boyunca yürüyüp Odakule İş Merkezi’nin altından diğer tarafa geçerseniz karşınızda yine TRT stüdyolarını göreceksiniz ve müze girişi solunuzda 20 metre kadar ileride olacak. Müzenin 1. 2. ve 3. katlarında fotoğraf çekebilirsiniz. İyi eğlenceler.</p>
<p style="text-align: center;">Müzede çekilmiş olan tüm fotoğraflar için<a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi" target="_blank"> şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/08/14/osmanli-donanmasinin-seyir-defteri-gemiler-efsaneler-denizciler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşler Kenti: İstanbul</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/08/14/dusler-kenti-istanbul/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/08/14/dusler-kenti-istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 16:19:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[~Elladan
İstanbul gerçekten de bu sıfatı hak eder. Tarihi ile, güzellikleriyle, insanlarıyla, yaşantısıyla bu dünyaya ait bir yer olmadığını hissettirir herkese. Çok farklı, çok çekici, tam anlamıyla büyüleyicidir. İşte bu yüzden binlerce yıldır dünyanın her yerinden insanlar ona geliyorlar. Sanmıyorum ki, yeryüzünde İstanbul gibi başka bir şehir olsun ki çağlar boyunca etrafındaki, hatta kendinden çok uzak memleketlerdeki milletleri kendine çekmiş, onları bu kadar derinden etkilemiş, kültürlerinde kendine İstanbul kadar yer edinmiş olsun. Pek çok farklı millet değişik isimlerle anmıştır onu, yani ona kendilerine has bir isim vermek mecburiyetinde hissettirecek kadar girmiştir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left">~<span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Elladan</span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">İstanbul gerçekten de bu sıfatı hak eder. Tarihi ile, güzellikleriyle, insanlarıyla, yaşantısıyla bu dünyaya ait bir yer olmadığını hissettirir herkese. Çok farklı, çok çekici, tam anlamıyla büyüleyicidir. İşte bu yüzden binlerce yıldır dünyanın her yerinden insanlar ona geliyorlar. Sanmıyorum ki, yeryüzünde İstanbul gibi başka bir şehir olsun ki çağlar boyunca etrafındaki, hatta kendinden çok uzak memleketlerdeki milletleri kendine çekmiş, onları bu kadar derinden etkilemiş, kültürlerinde kendine İstanbul kadar yer edinmiş olsun. Pek çok farklı millet değişik isimlerle anmıştır onu, yani ona kendilerine has bir isim vermek mecburiyetinde hissettirecek kadar girmiştir hayatlarına. Pera Müzesi’ndeki gezim sırasında İstanbul’un diğer milletler üzerindeki etkisini bir kez daha gösteren bir sergiyle karşılaştım. Aslında müzede bulunma amacım <a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/denizcilik.html" target="_blank">Osmanlı Denizciliği</a> ile ilgili olan sergiyi gezmekti. Sergiyi gezmeyi bitirdikten sonra müzenin 2. katına geldiğimde sergi salonunun kapısından içeri baktım ve Osman Hamdi Bey’in şu herkesin bildiği <a href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03362.JPG" target="_blank"><span style="font-weight: normal;">Kaplumbağa Terbiyecisi</span></a> <a name="(1)" href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/istanbul.html#%281%29git">(1)</a> adlı tablosunu gördüm. İçeride başka nelerin olduğunu görmek için salona girdim ve çok güzel bir sergiyle karşılaştım.</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03343.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sergideki eserler Suna ve İnan Kıraç Vakfı koleksiyonundan seçilmiş resimlerden oluşuyor ve 17. ile 20. yüzyıllar arasında yapılmış hepsi. Eserlerin ortak yanıysa hepsinin Osmanlı Devleti’nde gündelik yaşamı ve İstanbul’dan manzaraları konu almaları. Bunun dışında sergi üç ana kısımdan oluşuyor; ev ve özel mekânlardaki yaşantı, kentsel alanlar ve İstanbul’un genel görünümlerini veren panoramik resimler. Resimlerin birçoğu yabancı ressam ve gezginler tarafından yapılmış. Bu önemli çünkü bu sayede Avrupalıların doğuyu ve Osmanlı’yı nasıl gördüklerinin ipuçları da var resimlerde.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">İlk resim <em>Fenerli Rum Kadınlar</em> adlı bir tablo. Fenerli Rum kadınlar, çünkü doğudaki mahremiyet anlayışı yüzünden İstanbul’u ziyaret eden bu gezgin ya da ressamlar Müslüman evlerine istedikleri gibi girip çıkamıyorlar. Zaten harem etrafında hayal gücüne dayalı resimler, hikâyeler ve tasvirler olmasının sebebi de bu, çünkü göremedikleri bu mekânı hayal etme yoluna gitmişler. Aynı sebepten kadınlara ait olan iç mekânları resimlerlerken çoğunlukla gayrimüslim ailelerin evlerini seçmişler.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03346.JPG" alt="" width="928" height="653" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Fenerli Rum Kadınlar.</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sonraki tablonun adıysa <em>Kahve İçen Kadınlar</em>. Ressamı Jean-Baptiste Vanmour adında biri. Resimde bir Müslüman ailenin evi betimlenmiş, müzedeki bilgilerden öğrendiğim kadarıyla ressam diğer yabancılar arasında istisnai bir yere sahipmiş çünkü kendisi uzun yıllar doğuda yaşamış ve bu geçmişi ona bazı kapıları açmış.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 506px; height: 345px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03351.JPG" alt="" width="958" height="617" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Kahve İçen Kadınlar. Jean-Baptiste Vanmour</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bu özelliği hayattayken kendisine oldukça fazla ün sağlamış olmalı ki yine müzedeki bilgilerden öğrendiğime göre ressamın Türk kadınını betimlediği ev içi sahnelerin yer aldığı tablolar, gördükleri ilgi yüzünden İstanbul’daki stüdyosunda kopyalanıyormuş (Demek ki o zamanlar Avrupa’daki bazı erkekler Türk kadınlarının resimlerine bakıp ‘X kadınları gitsin Türk kadınları gelsin’ diye konuşuyorlardı kendi aralarında =D).</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sıradaki tablo da yukarıda bahsettiğim Vanmour stüdyolarında yapılmış olmalı altındaki nottan anladığım kadarıyla. Şu ana kadar dikkatimi çeken şey istisnasız bütün kadınların göğüs dekoltesi ile betimlenmesi. (Niyetim kesinlikle cinsiyet tabanlı bir yaklaşım sergilemek değil ama “gözümün önünde” olanı da anlatmaktan geri durmanın anlamı yok bence&#8230; En azından burada. Yazıyı yazanın bir erkek olduğu çok mu belli oldu? Neyse, tartışmayalım sevgili okur.) Hangi statüde kadınlar olduklarını bilmiyorum ama hepsi çok şık kıyafetlere sahip. Sadece <em>Sohbet</em> adlı bu tablodaki kadının evin hanımı olduğunu tahmin edebiliyorum. Göbeğine kadar uzanan ve oldukça da geniş olan bir göğüs dekoltesine sahip mavi bir elbisesi var, dekoltesinin bittiği yerin hemen altında işlemeli ve üzeri taşlarla süslenmiş değerli bir kemer sarıyor belini ve sırtında da bir kürk var. Bu durumda sanırım karşısındaki erkek de evin beyi olmalı. Acaba betimlemeler ne kadar gerçekçi?</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 506px; height: 345px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03354.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Sohbet adlı tablodan bir detay. Vanmour Okulu.</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Dikkatimi çek diğer bir şeyse evlerdeki şatafat. Yerlerdeki halılar, duvarlardaki çiniler, süslemeler, salonların ortasındaki küçük fıskiyeler, insanların üzerinde oturdukları hasırlar. Hepsi, her şey göz alıcı bir güzelliğe sahip.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 506px; height: 345px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03356.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Gergef İşleyen Kadınlar. Vanmour Okulu.</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sıradaki tabloda betimlenen evin nasıl bir “ev” olduğunu bilmiyorum ama 18. yüzyılın ilk yarısından kalma bu tabloda resmedilen sahne bana Reşad Ekrem Koçu’nun <em>Yeniçeriler </em>ya da <em>Tarihimizde Garip Vakalar </em>kitabında anlattığı yeniçerilerin zevk ve sefa dolu âlemlerini hatırlatıyor.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03358.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Levendler. Vanmour Okulu. </em></p>
<p><span style="font-style: italic;"> </span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03361.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /><br />
<em> İki Müzisyen Kız.</em> Osman Hamdi Bey.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Yazının başında Osman Hamdi Bey’in meşhur <em>Kaplumbağa Terbiyecisi </em>tablosunun burada olduğundan bahsetmiştim, <em>İki Müzisyen Kız</em> tablosu da müzedeki Osman Hamdi imzalı başka bir eser. Müzeciliği Türkiye’de kuran kişi olan Osman Hamdi Bey’in aynı zamanda yetenekli bir ressam olduğunu görüyoruz bu eserle.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03364.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Tophane’de bir Kahve.</em></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Bir kahvehaneyi betimleyen bu tablo 19. yüzyılın son çeyreğine ait. Reşad Ekrem Koçu’nun <em>Tarihimizde Garip Vakalar </em>kitabında anlattığına göre İstanbul’un en güzel, en gösterişli kahvehaneleri yeniçerilere ait olanlardı. Fakat tablodakinin bir yeniçeri kahvehanesi olduğunu sanmıyorum çünkü hepimizin bildiği üzere 1826 yılında Sultan II. Mahmud yeniçeri ocağını kaldırdı ve yine aynı tarihte yeniçerilerin toplanma yerleri olan bu kahvehaneleri de birkaç yıllığına kapattı. Tekrar açıldıklarında ise yeniçerilerden geriye hiçbir şey kalmamıştı. Zaten tabloda yeniçerilere ait ya da onları çağrıştıran hiçbir işaret de göremedim. Yukarıda adını yazdığım kitaptan alıntılıyorum:</p>
<p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;">“<em>Yeniçeri kahveleri yukarıdaki satırlarda canlandırılan baldırı çıplak külhanîlerin sabahtan akşama kadar saz ve söz ve hatta iyş ü nuş</em>[*]<em>, afyon ve esrarla keyif çatıp eğlendikleri yerlerdi. Hemen hepsi gayet büyük ve fevkalade süslü olan bu kahvehaneler, umumiyetle İstanbul’un manzarası en güzel yerlerine, bilhassa denize nazır sur bedenleri üstüne yapılır yahut deniz üstüne kazıklarla atılmış salaşlarda kurulurdu. Her kahvehanenin mahbub köçekleri, sazendeleri, kıssahanları, eli ayağı süzgün tümtüysüz uşakları bulunurdu.</em></p>
<p style="text-indent: 1.25cm; margin-bottom: 0cm;"><em>Peykeler kilim ve seccadeler, kuzu pöstekileriyle döşenir, duvarlara Bektaşî levhaları asılır, yerlere fırdolayı hasır döşenirdi. Tavandan peykelerin hizasına kadar inen camların önü çiçek saksıları, bilhassa fesleğenlerle donatılırdı. Kahvehanenin ortasında daima etrafı saksılarla süslü bir havuz ve fıskiye bulunurdu. Kahve ocakları ise bir gelin köşesi gibi süslenirdi. Kapaklı ve açık boy boy cezveler, dolap dolap fincanlar, en az birkaç tanesi gümüş ve altın başlıklı billur şişeli olmak üzere nargileler, kehribar ağızlıklı çubuklar, çiçekli oymalı levhalar bir servet teşkil ederdi&#8230;</em>”</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Yukarıdaki resimle birlikte serginin özel mekânlardaki yaşantıyı konu alan eserleri bitip kentsel yaşamı konu alanları başlıyor. Yandaki resim de bunlardan biri. 19. yüzyılın ikinci yarısına ait bu tabloda da iki kadın var fakat bu sefer sadece gözlerini görebilmek mümkün. Zaten Osmanlı toplumunda kadının dışarıdayken hareketlerine ve kıyafetine dikkat etmesi bir mecburiyetti. Bununla ilgili pek çok ferman örneği var fakat daha fazla alıntı yapmayacağım.</p>
<p align="center">
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="border: 0px solid; width: 300px; height: 482px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03372.JPG" alt="" width="616" height="990" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em> Sokak. </em>Germain Fabius Brest.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">Ve sergideki son bölüme geliyorum. İstanbul’u genel olarak gösteren eserlerden oluşan bölüme.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03376.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><em> Yeni Cami ve İstanbul Limanı</em>. Jean-Baptist Hilaire.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03379.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>İstanbul Panoraması</em><em> </em>adlı tablodan bir detay<em>. </em></p>
<p><span style="font-style: italic;"> </span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">İstanbul’u geniş ölçekte gösteren resimler her zaman ilgimi çekmiştir. Bunda İstanbul’un 17. &#8211; 19. yüzyıllardaki halini görme ve mümkün olsaydı o zamanlarda yaşama arzumun payı da var muhakkak.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sokaklarda gezerken “Acaba burası iki yüzyıl önce nasıl bir yerdi, kimler yaşardı burada?” benzeri soruları sorarım sık sık kendime. Ben bugün nasıl bunları merak ediyorsam, o zamanlarda da Avrupalılar merak ediyorlardı bunları ve İstanbul’u gösteren, barındırdığı yaşamı anlatan eserler hep ilgi çekiyordu. 18. yüzyılın ikinci yarısından kalma yukarıdaki bu tablo bunun kanıtı. Tabloda İstanbul panoramik olarak resmedilmiş ve önemli yapıları ile semtleri harflerle işaretlendikten sonra tablonun altına isimleri yazılmış, yalnız bu yapılırken Türkçe okunuşları Latin alfabesiyle yazılmış. Örneğin [Q] ile işaretlenen yer Galata’yı, sağ taraftaki [R] ise <em>Tofana</em> yani Tophane’yi gösteriyor.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span>Ressamı belirsiz olan bir başka panoroma tablosu daha. Burada da Süleymaniye Camisi’ni/</span><span><em>Moschea di Svltan Soliman</em></span><span> [P],</span><span><em> Aqvadvtti</em></span><span> yani Valens Su Kemeri’ni[R], hemen yanında Şehzade Camisi’ni ve </span><span><em>Vmcapan Capi/Porta Della Vmcapan</em></span><span> [Q] şeklinde yazılmış olan Unkapanı kapısını görebiliyoruz. Ayrıca yazımda görebileceğiniz gibi Latin alfabesiyle yazılan Türkçe isimlerin yanlarına İtalyanca tercümeleri de yazılmış.</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03388.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>İstanbul Panoraması </em>adlı tablodan bir detay.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">Panorama resimleri genelde şehri yani bugünkü sur içini ve Beyoğlu’nu gösteriyor ama zamanla şehir boğazın her iki yakası boyunca genişledikçe ressamlar da farklı noktaları çizimlerine dâhil etmişler, bir sonraki resim Üsküdar’ı gösteriyor mesela.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03392.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>İstanbul Panoraması</em> adlı tablodan bir detay<em>.</em> Antoine de Favray.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Şehirden çok büyükçe bir kasaba gibi, arkadaki Çamlıca Tepesi ise bugünkü gibi çirkin TV antenleri tarafından işgal edilmemiş.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03399.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Yıldız Camisi</em><em>. </em>Êmile de I’lsle &#8211; Adam Villiers.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Son iki fotoğraf yukarıdaki tabloya ait. Şu an yenileme çalışmaları süren Yıldız Camisini gösteriyor tablo. Tablonun sağ tarafında denizle iç içe geçmiş halde Dolmabahçe Sarayı’nı görüyoruz. Biraz daha yakından bakalım.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><img style="border: 0px solid; width: 500px; height: 333px;" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi/DSC03400.JPG" alt="" width="1024" height="681" align="middle" /></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;" align="center"><em>Yıldız Camisi</em> adlı tablodan bir detay.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Alt kısımda ağaçlar boyunca ilerleyen yol bugün Barbaros Bulvarı olarak bildiğimiz yol olmalı. Gerçekleşen değişim korkunç boyutta. Saray’dan sağa doğru gidince sahilde Kılıç Ali Paşa Camisi ve karşıda, uzakta Sultanahmet ve Süleymaniye camileri siluet halinde görünüyor.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Düşlerin Kenti: İstanbul sergisini gezmeyi de böylece bitiriyorum. Buraya bu sergiden habersiz gelmiştim fakat bu sayede böylesine güzel bir sürprizle karşılaştım. Eğer İstanbul’u seviyorsanız, vapurdan seyrettiğiniz manzaraya doyamıyorsanız bu sergiye bayılacaksınız. Sergi daha ne kadar ziyarete açık kalacak bilmiyorum ama ilk fırsatta görün derim ben.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">Biraz da müzeyle ilgili bilgi vereyim. Müze diğer birçok müze gibi pazartesileri hariç her gün açık. Tam bilet 7, indirimli bilet ise 3 lira, Çarşamba günleriyse giriş öğrenciler için ücretsiz. Pera Müzesi’ne Fatih, Eminönü üzerinden gelip Taksim’e giden herhangi bir otobüse binerek Tepebaşı’nda (TRT stüdyolarının olduğu yer hani) inerek ulaşabilirsiniz. Ya da Taksim’de inip İstiklâl Caddesi boyunca yürüyüp Odakule İş Merkezi’nin altından diğer tarafa geçerseniz karşınızda yine TRT stüdyolarını göreceksiniz ve müze girişi solunuzda 20 metre kadar ileride olacak. Müzenin 1. 2. ve 3. katlarında fotoğraf çekmeye izin veriyorlar. İyi eğlenceler.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">Müzenin internet sitesine bu adresten ulaşabilirsiniz:</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="color: #0000ff;"><a href="http://www.peramuzesi.org.tr/default.aspx">http://www.peramuzesi.org.tr/default.aspx</a></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">Sergide çektiğim diğer resimlere <a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btgagustos/Files/img/osmanli_denizciligi" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><a name="(1)git" href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/istanbul.html#%281%29">(1)</a> Diğer Oryantalist ressamlar gibi Osman Hamdi Bey&#8217;in de herhangi bir tablosunu birden fazla defa çizmiş olması normal görülmektedir. Bir yıl arayla çizilen tabloların genel kompozisyonu oldukça benzerdir. İkinci versiyonda ilkinden farklı olarak beş yerine altı kaplumbağa bulunur. Daha ayrıntılı bilgi için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi" target="_blank">şuraya</a> bakabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/08/14/dusler-kenti-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Belgesel Fotoğraf: Lewis Hine</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/07/14/265/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/07/14/265/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 12:42:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=265</guid>
		<description><![CDATA[~Ayna-i Marzî

BtG Mart 2009:
&#8220;Merhabalar sevgili BtG okurları, bundan böyle her ay dilim el verdiğince bir Belgesel Fotoğrafçısı tanıtmayı düşünüyorum. Önemli belgeselcileri tanıdıkça nasıl çekim yapacağımıza dair bir yol da bulabiliriz böylece. Yine mümkün olduğunca tarihi sıralamaya göre gideceğim bu dizide.&#8221;
Jacob Riis&#8217;ten hemen sonra pek ünlü bir isimle daha devam ediyoruz bu ay; Lewis Hine. 1874  (tabi ki yine) Amerika doğumlu Lewis Hine, öncülü Jacob Riis gibi işçi ve göçmenlerin sorunlarına odaklanır. Ancak Lewis Hine fotoğraflarında sorunları daha etkileyici gösterebilmek için yeteneğini sonuna kadar kullanır. Özellikle çocuk işçi sorununa odaklanır, 1908 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><em><strong>~Ayna-i Marzî</strong></em></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine.jpg"><img class="aligncenter" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine.jpg" alt="" width="300" height="353" /></a></p>
<p>BtG Mart 2009:</p>
<blockquote><p>&#8220;Merhabalar sevgili BtG okurları, bundan böyle her ay dilim el verdiğince bir Belgesel Fotoğrafçısı tanıtmayı düşünüyorum. Önemli belgeselcileri tanıdıkça nasıl çekim yapacağımıza dair bir yol da bulabiliriz böylece. Yine mümkün olduğunca tarihi sıralamaya göre gideceğim bu dizide.&#8221;</p></blockquote>
<p>Jacob Riis&#8217;ten hemen sonra pek ünlü bir isimle daha devam ediyoruz bu ay; Lewis Hine. 1874  (tabi ki yine) Amerika doğumlu Lewis Hine, öncülü Jacob Riis gibi işçi ve göçmenlerin sorunlarına odaklanır. Ancak Lewis Hine fotoğraflarında sorunları daha etkileyici gösterebilmek için yeteneğini sonuna kadar kullanır. Özellikle çocuk işçi sorununa odaklanır, 1908 yılında Çocuk İşçiler Uluslarası Komitesi Fotoğrafçısı olur ve fotoğraflarla birlikte ayrıntılı bir rapor hazırlar, kamuya çocuk işçilerinin yaşam koşulları ve yaşadıkları zorlukları gösterir.</p>
<p>İşçilerin, en çok çalışan olmasına rağmen en kötü koşullarda yaşamlarını idame etmeye çalışmaları hep dokunur Lewis Hine&#8217;a. Onların fotoğraflarını çekebilmek için kılıktan kılığa girer, zira işverenler çektikleri fotoğraflardan rahatsız olurlar ve Lewis Hine&#8217;i engellerler. Tabi üstad yılmaz, fabrika ya da iş yerinde başaramazsa sabah erkenden işçilerin evlerine gidip fotoğraflarını çekmeye devam eder.</p>
<p>Ayrıca Empire State Binası&#8217;nın yapım aşamasında, iskeleler üzerindeki işçileri fotoğraflarken tıpkı işçiler gibi o da kendisini tehlikeye atmaktan çekinmedi. Bu fotoğraflarında inşaat işçilerinin ne kadar tehlike içinde çalıştıklarını, onları acındıracak bir pozlamadan ziyada gökdelenlerden bile daha yüce olduklarını vurgulayarak göstermeye çalıştı. Bugün hala ülkemizde inşaat sektörünün ölümlerin  en fazla gerçekleştiği sektörler arasında olduğunu ve çocuk işçilerin (özellikle kız çocuklarının) sözde çok uygar olup devamlı geliştiğimizi sandığımız dünyada hala yoğun bir biçimde çalıştırılmakta olduğunu hatırlamamızda fayda var. (İlgili linklere <a href="http://www.bianet.org/bianet/ekonomi/115134-kriz-kiz-cocuklarini-cocuk-isciye-donusturuyor" target="_blank">şu</a> ve <a rel="tag" href="http://www.bianet.org/bianet/emek/115169-turkiyede-kiz-cocuklari-haftada-30-saat-calistiriliyor">şuradan</a> bakabilirsiniz.) </p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%281%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%281%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%283%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%283%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%284%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%284%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%285%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%285%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%286%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%286%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%287%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%287%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%288%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%288%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p> </p>
<p style="text-align: center;"> </p>
<p style="text-align: center;">Empire State Binası&#8217;nın yapım aşamasındaki fotoğrafları:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%289%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewishine%20%289%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%284%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%284%29.jpg" alt="" width="366" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%285%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%285%29.jpg" alt="" width="380" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%286%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%286%29.jpg" alt="" width="334" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%283%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%283%29.jpg" alt="" width="350" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%287%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%287%29.jpg" alt="" width="336" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%282%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%282%29.jpg" alt="" width="398" height="506" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%288%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%288%29.jpg" alt="" width="342" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%281%29.jpg"><img class="alignnone" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btgtemmuz/Files/img/belgeselciler/lewishine/lewis-hine%20%281%29.jpg" alt="" width="295" height="370" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/07/14/265/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hıdırellez</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/06/15/hidirellez/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/06/15/hidirellez/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 12:44:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[~Dark Templar
İstanbul&#8217;a yerleşeli dört sene oldu. Bu dört sene içerisinde hakkında herhangi bir şey bilmediğim ve bundan çok utandığım bir festivale katıldım 5 Mayıs Salı günü. 5 Yıl sonra nasıl haberim oldu diye hafızamı karıştırıyorum ama çok muğlak herşey. Bir arkadaşım ile festival hakkında konuştuğumu ve kendisinin gideceğini benim de onlarla gidebileceğimi söylediğini hatırlıyorum. Geçen ay Beneath the Ground&#8217;a gönderdiğim bir yazı için uzaktaki bir arkadaşımı aradığımda ise aklıma geldi onu İstanbul&#8217;a ve festivale davet etmek, o da sağolsun kırmadı beni. Ama kişisel olayları bırakıp daha çok festivale odaklanmalıyım sanırım.

Salı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>~Dark Templar</em></strong></p>
<p>İstanbul&#8217;a yerleşeli dört sene oldu. Bu dört sene içerisinde hakkında herhangi bir şey bilmediğim ve bundan çok utandığım bir festivale katıldım 5 Mayıs Salı günü. 5 Yıl sonra nasıl haberim oldu diye hafızamı karıştırıyorum ama çok muğlak herşey. Bir arkadaşım ile festival hakkında konuştuğumu ve kendisinin gideceğini benim de onlarla gidebileceğimi söylediğini hatırlıyorum. Geçen ay Beneath the Ground&#8217;a gönderdiğim bir yazı için uzaktaki bir arkadaşımı aradığımda ise aklıma geldi onu İstanbul&#8217;a ve festivale davet etmek, o da sağolsun kırmadı beni. Ama kişisel olayları bırakıp daha çok festivale odaklanmalıyım sanırım.</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%282%29.jpg"><img class="aligncenter" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%282%29.jpg" alt="" width="500" height="333" /></a></p>
<p>Salı günü Festival öncesi Beyazıt yarımadasını epeyce bir dolaştık. Sirkeci&#8217;de tatlılar ve taze sıkılmış meyve suları ile festival boyunca gerekli olacak enerji ihtiyacı da karşılandı. Sirkeci Garı&#8217;ndan banliyö trenine bindik ve festival alanına doğru bir durak süren kısa yolculuğu da geride bıraktık. Bu noktada festival organizasyonu bir takdiri hakediyor zira yol boyunca etrafı afişlerle süsleyerek, yolda hıdrellez el ilanı (Türkçe ve ingilizce açıklama ve harita) dağıtan görevliler ile kaybolmanıza mahal vermemişler. Festival alanı ise tahmin ettiğimizden çok daha büyüktü. Her yerde yiyecek ve içecek standları ve tabiki de dilek ağaçları. Organizatörler de sanırım beş senenin tecrübesiyle iki üç tane küçük sahnecik hazırlamış, ana sahnenin dışında. Bu kısımdan sonra klasik anlatımı bırakıp sadece eğlence kısmına odaklanıyorum izninizle.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%284%29.jpg"><img class="aligncenter" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%284%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p>Bilindiği ya da bilmeyeniniz varsa ben burada söyleyeyim Ahırkapı romanlarla özdeşleşmiş bir semttir. Doğal olarak festivale damgasını vuranlar da romanlar ve roman müzikleri idi. Tüm eğlence onlara bağlıydı ve herkes orada romandı. Öyle bir alan düşünün ki belki de her 20-30 metrede bir orkestra olsun, hepsinin etrafında bir güruh deliler gibi dans etsin. Yukarıda bahsi geçen küçük sahnecikler dışında her kafanızı çevirdiğiniz yerde bir orkestra ve dans eden bir güruh olsun. Nasıl bir eğlence kargaşası zihninizde canlandı mı? Öyle güzeldi ki çoğu zaman insanlar dayanamayıp bu küçük sahneciklere çıkıp yanlarında oynadılar (beraber gittiğim iki arkadaş  bunlardan sadece ikisi).</p>
<p>Bu insanları sahneciklerden indirmek için bile müzik kullanıldı. Az önce belirttiğim gibi bu küçük sahnecikler dışında festivalin her noktasında müzik fokurtuları vardı. Festival alanına girdiğiniz anda vücudunuzun göbek kısımlarını hafiften harekete iten ritmi duyuyordunuz. Alanda gezinirken adım başı vücudunuza enerji yükleyen müzikler ve o müziklerin etrafında dans eden insanları görüyor daha da bir hareketleniyordunuz. En sonunda zaten siz de dayanamayıp her adım başı içinizdeki şoparı ortaya çıkarıyordunuz. Dans etmem diyenleri bile dans ettiriyordu bu rüya mekan. Ortamın büyüsüne ve müziğe öyle bir kendinizi kaptırıyorsunuz ki normal bir festivalde yapacağınızın aksine ana sahnede çıkanları önemsemiyorsunuz. Çünkü bir bakıyorsunuz az önce yanlarında dans ettiğiniz adamlar şimdi ana sahnedeler. Evet en çok dikkatimi çeken de bu oldu. Son çıkan iki grup ve alanda çalan müzisyenler dışında, tüm müzisyenler önce alanda insanları eğlence sarhoşu etti, daha sonra ana sahneye çıkarak bir hancı edasıyla insanların ellerindeki müzik içkisini tazeledi. Bunu sadece dikkat ederseniz görebiliyordunuz; tabi o dakikaya kadar eğlence sarhoşu olmadıysanız. Öyle coşkulu bir güruh vardı ki ana sahnede Buzuki Orhan varken, sahnenin taş çatlasa 40 metre yanında, farklı bir orkestra etrafına topladığı onlarca kişiyi dans ettirdiğini görüyordunuz.</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%283%29.jpg"><img class="aligncenter" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%283%29.jpg" alt="" width="500" height="375" /></a></p>
<p>Festivalin sona erdiği saat olan 00:00&#8242;a kadar (bir 15 dakika uzasa da bu süre) müzik ve eğlence hiç susmadı. İnsanlar kah dans etti, kah şarkı söyledi, kah muhabbet etti çimlere yayılarak. Festival alanından çıktığımızda Aslı da “İyi ki gelmişim!” demişti.  Belki de uzun süredir modern düzenimizde yapamadığını yaptı bir çoğumuz ve tekar doğaya değdi vücutlarımız mühtiş ezgiler eşliğinde. Her yönüyle doğayı ve müziği kutladı oradaki insanlar. Saf eğlence vardı oksijen yerine ciğerlere çekilen. Benim gibi İstanbul&#8217;un bu baskın, kirli, stresli, hüzünlü havasından bunalan herkes orada kana kana, derin derin nefes aldı.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%281%29.jpg"><img class="aligncenter" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez%20%281%29.jpg" alt="" width="500" /></a></p>
<p>Seneye için şimdiden planlar yapıldı. Takvimler işaretlendi. Şimdi izninizle bir sayfadır uzun ve güzel anlatmak için çabaladığım ama aslında bir kelimeyle açıklığa kavuşturabileceğim düşüncemi belirtmek istiyorum</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez.jpg"><img class="aligncenter" src="http://beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/hidirellez/hidirellez.jpg" alt="" width="410" height="547" /></a></p>
<p style="text-align: center;">MUHTEŞEMDİ!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/06/15/hidirellez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

